Pazartesi, Şubat 23, 2015

yaz-g-ı

insan yazmayı unutuyor biliyor musun? konuşmayı unuttuğu gibi... kendi sesini duyunca korktuğu gibi yazmayı da unutuyor insan. belki de bu yüzden yazmayı hiç bırakmamak gerekiyordu aslında. hayatın hızına yetişmemi sağlayan tek şeydi yazmak. kafamın içindeki dünyaya anlam vermemi sağlayan şey de yazdıklarımı okumak.

uzun süre uğramadım bloga. zaten aslında geri dönüp okumam da. fakat geçenlerde bir girdim içine, kayboldum sonra. ben miydim okuduklarım? neler neler hissetmiş, nerelerde kaybolmuştum? hakikaten ben de çok şaşırdım. en çok büyümüş olduğuma şaşırdım.

içimde bazı yerler aynı kalsa da ben değiştim. çok değiştim. kendimi bile şaşırtacak kadar çok değiştim. bazı iyi yanlarımı kaybettim. bazı erdemleri öğrendim. şimdi biliyorum ki asla tam olmayacağım. yine de elimde kalanın şu an elimde olduğu gibi kalmayacağından eminim.

değişime neden direndim onca zaman, kabullenemediğim neydi bilmiyorum. ama galiba müdahale edemediğimiz yollar, geliş gidişler esnasında eğilip bükülüyor oluşumuz aslında doğamız gereği.

elimde olmadan anlatmak istiyorum hala kendimi. kimse duymasa da çığlık çığlığa bağırmak istiyorum bazen. hala. ne garip değil mi? yapmak istediğim şeyin görünür olmakla ilgisi olmadığını yeni anlıyorum. ben sadece tamamlanmaya çalışıyorum. belki hiçbir zaman gerçekleşmeyecek ama yine de peşinde koştuğum bu.

bu yüzden yazıyorum. buradan çıkan yolda bambaşka sayfalarda yazıyorum. tüketebilir miyim içimdeki kelimeleri bilmiyorum. kendimi anlatmayı bıraktım. ama hala anlatıyorum. dilerim yazdığım o satırlar benimle gelsin, beni kendileriyle gidecekleri yere götürsün. sonra yeni sayfalara teslim etsin. dilerim ilk kez sesli söyleyebildiğim dileğim gerçek olsun... dileklerim...

Pazar, Şubat 15, 2015

...

koca bir yıl mı geçmiş buralara uğramayalı? eskiden günde kaç post girerdim. durmadan anlatmak isterdim. aslında sanırım anlatma isteğim azalmadı ama yoruldum. bir de farklı şekillerde de anlatmayı öğrendim. yine de bir günlüğün yerine ne geçebilir ki?

tüm samimiyetimle yazdığım yüzlerce satır. artık bitmeye yaklaşmış bir defter. ya da hala aynı yerde eskisi gibi yazılmayı bekleyen sayfalar. burada, geride ne bıraktım bilmiyorum.

aklımda, içimde şiddetli ve bazen korkutucu duygular... bazen sakin, moralli bir gülümseme... nerede durduğumu bilemiyorum bu yüzden bende...

geçenlerde bloguna dönüp beni de hatırlamış sagittarius bir soru sormuş sonra benim iyiyim dediğim eskiiii bir postun üstüne "şimdi nasılsın?" nasılım hakikaten?

bu kendime sormaktan kaçındığım bir soru aslında. kafamı karıştıran bir soru. üzerine düşünmek istemediğim bir soru... böyle olduğuna göre iyi değil miyim acaba? gerçekten bilmiyorum...