Cuma, Aralık 11, 2015

ses.çi

aslında kimseyle barışmıyor insan. sadece anlamaya başlıyor. hak da vermiyor. sadece anlıyor. anlayınca belki o zaman bir tek kendisiyle barışıyor. kendisini affedince nefes almak kolaylaşıyor.

insanın içinde daha minicik bebekken yerleşince annesinin sesi neyin doğru neyin yanlış olduğu hakkında hep kafası karışıyor. içinde bir ses seni sürekli kritize ediyor. seviyor, önemsiyor ama çözemiyor. belki de birden ortaya çıkıp her şeyi birbirine katıyor.

hayat çok acayip.

Perşembe, Kasım 26, 2015

bana ne yaptın

bugün 26 kasım 2015. tam 13 yıl olmuş. hayatımı ellerinin arasına almış biri, tam dizlerinin üzerine indirivermiş gerim gerim gerilmiş zamanı, paramparça etmiş. tuzla buz olmuşum. öğrendiğim ne varsa unutmuşum. aklımın sahip çıkabildiğim küçücük kutularını da orada kaybetmişim. simsiyah bir sandalyede hiçbir şey hissetmeden göz yaşı dökmüşüm. neden ağladığımı ben bile bilememişim. bir şey yok demişim.
tam 13 yıl olmuş. bana o günden bu yana milyonlarca sözcük yazdırmış. binlerce zehirli oku tek tek sokmuş kalbime. düşünmeden yeniden çıkarmış ve saplamış yeniden yüzlerce kere. onlarca kere ölmüşüm 13 yılda. milyonlarca kere dirilmişim. geçti deyip ayağa kalkmışım. canımı kim yakmış bilememişim.
sokaklarda saatlerce ağlayarak gezinen, günlerce susan, hiçbir şey olmamış gibi gülen, hayatına eklediği her şeyi yavaş yavaş eksilten, ne yaptığını bilmeyen, kendini unutmuş o çocuktan özür diliyorum. bazen sadece dönüp ona sarılabileyim diye zamanda geri gidebileyim istiyorum. bazen sadece geriye dönüp "geçti" demek istiyorum. gidemiyorum.
bekliyorum, umuyorum karşılaşırız bir gün. bildiğimiz zaman zaman değildir diye umuyorum. oraya dönüp 19 yaşındaki o kızdan özür dileyebileyim istiyorum. bir daha onu hiç suçlamayayım. paramparça geçmiş o yılları süslü püslü bir kutuda geri verebileyim. azıcık gülümseteyim istiyorum. o zaten diriltecek içindeki güzel ağaçları, biliyorum.


Çarşamba, Mayıs 20, 2015

arak

tam yerini bilmesem de içimde bir yere saklanmış bir kara kutu olduğundan eminim. sadece her şeyin kaydını benim hatırladığımdan fazlasıyla birlikte tutan, yerli yersiz birden sesi açılan bu kutu ne zaman tamamı ile çözülecek, nerede önüme dökülecek onu bilemiyorum...

Cuma, Mart 20, 2015

küçül

hayat ne hızlı. ne kadar akışkan ve değişken.

son birkaç yılda tükürdüğümü yala yala bitiremedim. bitmesin, değişim de iyidir bazen teslim olmak da. 30'undan sonra olmaz dediklerim bir bir oluyor. hem de bazen gümbür gümbür güzelliklerle oluyor değişiklikler. o zaman moral motivasyon artışından hormon coşmasına koşuyorum. yine de hayat zor.

her şey için koşturmaktan, didinmekten, uğraşmaktan yorulduğumu ilk söyleyişimin üzerinden yaklaşık 13 yıl geçti ve benim bu konudaki hissiyatım hala değişmedi. hayat değişmediğine göre burada da teslim olup kabullenmek gerek. ama insanın en zor kabullendiği şey kendisi galiba. bu yüzden kendiyle barışık insanları sevmiyoruz genel olarak. bizim başarmakta çok zorlandığımız şeyi onlar çoktan yaladı yuttu diye.

yine de kendimle, yüzde yüz barışıkmışım gibi görünme çabasına girip küçülmediğim için gurur duyduğumu da inkar edemeyeceğim. değişmeye çalışıyorum ama yalan söylemiyorum en azından... en azından kendime... öyle işte...


Pazartesi, Şubat 23, 2015

yaz-g-ı

insan yazmayı unutuyor biliyor musun? konuşmayı unuttuğu gibi... kendi sesini duyunca korktuğu gibi yazmayı da unutuyor insan. belki de bu yüzden yazmayı hiç bırakmamak gerekiyordu aslında. hayatın hızına yetişmemi sağlayan tek şeydi yazmak. kafamın içindeki dünyaya anlam vermemi sağlayan şey de yazdıklarımı okumak.

uzun süre uğramadım bloga. zaten aslında geri dönüp okumam da. fakat geçenlerde bir girdim içine, kayboldum sonra. ben miydim okuduklarım? neler neler hissetmiş, nerelerde kaybolmuştum? hakikaten ben de çok şaşırdım. en çok büyümüş olduğuma şaşırdım.

içimde bazı yerler aynı kalsa da ben değiştim. çok değiştim. kendimi bile şaşırtacak kadar çok değiştim. bazı iyi yanlarımı kaybettim. bazı erdemleri öğrendim. şimdi biliyorum ki asla tam olmayacağım. yine de elimde kalanın şu an elimde olduğu gibi kalmayacağından eminim.

değişime neden direndim onca zaman, kabullenemediğim neydi bilmiyorum. ama galiba müdahale edemediğimiz yollar, geliş gidişler esnasında eğilip bükülüyor oluşumuz aslında doğamız gereği.

elimde olmadan anlatmak istiyorum hala kendimi. kimse duymasa da çığlık çığlığa bağırmak istiyorum bazen. hala. ne garip değil mi? yapmak istediğim şeyin görünür olmakla ilgisi olmadığını yeni anlıyorum. ben sadece tamamlanmaya çalışıyorum. belki hiçbir zaman gerçekleşmeyecek ama yine de peşinde koştuğum bu.

bu yüzden yazıyorum. buradan çıkan yolda bambaşka sayfalarda yazıyorum. tüketebilir miyim içimdeki kelimeleri bilmiyorum. kendimi anlatmayı bıraktım. ama hala anlatıyorum. dilerim yazdığım o satırlar benimle gelsin, beni kendileriyle gidecekleri yere götürsün. sonra yeni sayfalara teslim etsin. dilerim ilk kez sesli söyleyebildiğim dileğim gerçek olsun... dileklerim...

Pazar, Şubat 15, 2015

...

koca bir yıl mı geçmiş buralara uğramayalı? eskiden günde kaç post girerdim. durmadan anlatmak isterdim. aslında sanırım anlatma isteğim azalmadı ama yoruldum. bir de farklı şekillerde de anlatmayı öğrendim. yine de bir günlüğün yerine ne geçebilir ki?

tüm samimiyetimle yazdığım yüzlerce satır. artık bitmeye yaklaşmış bir defter. ya da hala aynı yerde eskisi gibi yazılmayı bekleyen sayfalar. burada, geride ne bıraktım bilmiyorum.

aklımda, içimde şiddetli ve bazen korkutucu duygular... bazen sakin, moralli bir gülümseme... nerede durduğumu bilemiyorum bu yüzden bende...

geçenlerde bloguna dönüp beni de hatırlamış sagittarius bir soru sormuş sonra benim iyiyim dediğim eskiiii bir postun üstüne "şimdi nasılsın?" nasılım hakikaten?

bu kendime sormaktan kaçındığım bir soru aslında. kafamı karıştıran bir soru. üzerine düşünmek istemediğim bir soru... böyle olduğuna göre iyi değil miyim acaba? gerçekten bilmiyorum...