Pazar, Ocak 26, 2014

tssb

kendime karşı tahammülüm bir gün pılını pırtısını toplayıp ortadan kayboldu. o gün her şey, belki de bugüne kadar bildiklerim içinde en hızlı şekliyle değişmeye başladı. kendim olmayı ne zaman ve nasıl unuttum derken aslında hala kendim olduğumu, çok değiştiğimi, yine de durduğum yeri sevmediğimi fark etmemle daha da ivmelendi bu akış. neticesinde şimdi altı ay öncesinden bambaşka bir yerde, bambaşka bir insanla başbaşa kalmış gibiyim.

hayatımın bundan önceki evrelerini düşününce farkı daha net görüyorum. bu kez uzun uzun bekledim emin olmak, "daha iyiyim", "iyiyim" demek için. uzun uzun bekledim ama bir şey değişmedi. demek ki bu defa gerçekten -çoğunlukla-  "iyiyim" diyorum...
diyorum...
ama bu iyilik hali içinde hala düzelememiş yanlarım, tamamen iyileşememiş yaralarımla kötü anlara tahammülümü kaybettim bu kez de... her minik mutsuzluk, koca bir yıkıma dönüşme üzer bekliyor kapı arkasında. yine de toparlanmak eskisinden daha kolay. ve ben eski bene daha çok benziyorum günden güne.

sanırım bu süreç içinde en çok azalan öfkem mutlu ediyor beni, ki artık kendim bile neye bu kadar kızdığımı unutmak üzereydim. öfkem azaldıkça huzursuzluklarım silikleşmeye başladı. şimdi içimde bir yerde yanıp beni hala yakmakta olan o ateş de öfkeyle fışkırmıyor gözlerimden. tıpkı başa dönmüş ve içimde dalga dalga yayılan sıcaklıkla yerini kolayca bulabileceğim bir "şeye" dönüşmüş gibi yine... yerini bulunca söndürmem daha kolay olur belki diye...
diye...
anlatıyorum birilerine ama...
daha ne kadar dinleyecekler ve yangın söndürme tüpünü bulmama yardım edecekler mi merak içindeyim işte...

ama dedim ve bu kez dediğimi yemeyeceğim, yalayıp yutmayacağım...
iyiyim...
arada kaybolup gitmezsem teşhisimin şanına yakışamayacağımdan o aralarda "olur öyle"...
sonra ben yine...
gelirim...
"iyiyim...
dedim ve yutmayacağım..."
der ve giderim...

iyiyim...