Cuma, Mayıs 24, 2013

ukyu

çocukken ve kuzenler, teyzeler, dayılar biraradayken annane (evet annane) evinde yer yataklarına kıvrılır buz gibi ayaklarımızla birbirimizi dürtükler kıkırdar dururduk... şimdi neredeyse otuz olmuşken yer yatağını yeniden keşfediyorum. oğlumun buz gibi ve minicik ayaklarıyla beni tekmelemesiyse paha biçilemez... yok la yok... tabii ki bunun romantik bi tarafı yok, uyuyamıyorum ben...

uykuya çok düşkün olduğum o günleri düşünüp son 11 aydır uyuduğum en uzun uykunun sadece birkaç kere ile sınırlı olmakla birlikte 4 saati geçmemesi üzerine saatlerce konuşabilirim. yine de bu deneyim üzerine kısacık konuşmak gerekirse, insan günde 2 saat uykuyla filan yaşamaya devam edebiliyormuş, ölmüyormuşsun yani... onu öğrendim :)

ama mesela gece yattığım anda uykuya dalıp; sabah güneş içeri sızarken, mümkünse hava hafiiiifçe serinken ve dışarıdan kuş sesi dışında herhangi bir ses gelmezken, kendi kendime -yani alarm, fısıltı ya da herhangi bir çağırma sesi olmaksızın- uyanmak şu an yaşamayı en çok hayal ettiğim anı, sadece bir anı oluşturuyor. uyku ya da dinlenmişlikten ziyade şu kendi kendime uyanma kısmı beni nasıl cezbediyor anlatamam...

romantizmin zaman içinde o uyanış anına dönüşmesi ne kadar enteresanmış... yeni anlıyorum...

Salı, Mayıs 07, 2013

mül

hayat hep bildiğim yerden sorsaydı her şey daha kolay olabilirdi. nitekim karar vermekteki yavaşlığım düşünüldüğünde işlerin nasıl da kolaylaşacağını görmemek salaklık olurdu.

bazen elimde bir formüller kitabı olsa ve hayatın, insan ilişkilerinin, bir insan yetiştirmenin filan kimyasını çözmeme yardım etse diye düşünüyorum. tabii ki bu son derece fantastik düşüncemden kimseye söz etmiyorum ama düşünmeden de edemiyorum, "böyle bir kitap var mı?"

birileri bana neyin doğru neyin yanlış olduğunu söylese ve ben duyduklarıma koşulsuz şartsız inansam. onu buraya koyduğum için şu oldu desem mesela ya da o kapıyı kapatırsam bu ateş daha iyi yanar diye düşünebilsem. sonucunda ne olacağını bilmediğim, gidişatı hakkında zerre kadar fikir sahibi olmadığım konularda karar vermek zorunda kalmaktan nefret ediyorum. aslında nefretimin tedirginliğimden kaynaklandığını da biliyorum. biliyorum da biliyorum ama çözemiyorum...

özetle yoruldum, nitekim çok kafa yordum...

Perşembe, Mayıs 02, 2013

ben

kafam karmakarışıkken yazmak, çizmek, konuşmak ve hatta düşünmek bile çok aptalca. yine de bu defa başka. çünkü bu defa çok uzun süredir bitmeyen, daha uzun bir süre de bitmeyeceğini bildiğim bir karmaşanın ortasındayım. bu ortalık yerde duyduğum anlatma isteğiyse bambaşka. sabah başlayıp akşama dek susmadan konuşmak istiyorum. ama karmaşa bu ya, konuşmak isterken gittikçe sessizleşiyorum.

hayatımın büyük kısmını haddinden fazla konuşarak geçirdiysem de anlattıklarım öyle sınırlı ki, ben bile şaşırıyorum. bu yüzden bir süredir kendimi önce kendime, sonra başkalarına anlatmaya çalışıyorum. bunu yapmak istememin tek sebebi kendimi kabullenip, sarıp sarmalama konusunda duyduğum bu manyak arzu. başarır mıyım bilemiyorum, sadece istiyorum...

bu yüzden deniyorum, deniyorum, deniyorum...