Perşembe, Ekim 28, 2010

beinghuman

hava bu kadar kapalıyken, deli gibi yağmur yağarken, gündüz vakti içeride ışıkları yakmak zorunda kalırken mutlu hissetmeyeli ne kadar olmuştu? yakınmak için her fırsatı itina ile değerlendiren ben değilmişim sanki...

Çarşamba, Ekim 27, 2010

the end

seni affettim. çok şükür yoktun ve ben seni sadece "içimden" affettim.

kendi kendine oldu her şey. o uzun yolu yürürken birden çözülüverdi içimde bi şey. yapmadın, yapmadım, yaptın ve yaptım. sonra çözüldü içimde her şey. bu kadar kolay oluşuna bile şaşırmadım. hiçbir şey olmamış, onca nefret içime dolup, gözlerimden taşmamış gibi başa döndüm. durdum. herhangi birinden farksız olduğunu gördüm.

yollarımız kesişmemek üzere ayrıldığında içimde ne acı ne de öfke vardı. insan hisssizlikten ölür mü bilmiyorum ama ben hissizlikten ölmek üzereydim. zaman geçtikçe, zaman hissizliği küflendirdikçe nefret, acı ve çaresizlikle dolmaya başladım. insanın kendini acısına bağımlı kılması ne fena şey. ben onca sene çaresizliğime yaslanıp öyle ayakta kaldım. ve geçtiğimiz onca seneyi içimde başedemediğim bir karmaşayı sarıp sarmalamakla geçirdim. sonra bir gün, yolda yürürken, sara sarmalaya sahip olduğum koca paçavra yığınını çöpe attım.

özetle; bitti, seni affettim.

Pazartesi, Ekim 25, 2010

r

seninle konuşmayı seviyorum; konuşmalarımı kayıt altına almayıp, meselenin özünü hep hatırladığın için...

insan doğasının en nadide parçası yırtıcılığı bir kenara bırakıp, yanıma geldiğinde içimdeki o kötü şeyler geçmese de hakikaten yanımda olmak istediğini biliyorum. ve bunu bilmek benim için yavaş ama çoook derin bir değişimin başlangıcı oluyor her seferinde. dinleyip hakikaten merak edişin... soruşun ve hiçbir şey sormaman gerektiğinde sessizce kenara çekilişin... bunların hepsi neden yanında olduğumu unutmamamı sağlıyor. birçok şeyi unutmayı, bazı şeyleri hiç hatırlamamayı seçtiğim halde seni neden sevdiğimi ve sevmekte olduğumu bu yüzden aklımdan çıkaramıyorum herhalde.

yanında konuşuyor, susuyor, ağlıyor ya da gülüyor oluşum hiçbir şeyi değiştirmiyor. bundan o kadar eminim ki test etme ihtiyacı duymadan her türlü ruhi değişimimi hem sen varmış hem de yokmuşsun gibi o an kendimi kısıtlamaksızın seriveriyorum ortaya. rahatlamıyorum. gerilmiyorum da. her şey kaldığı yerden, değişmeden devam ediyor işte.

her şey değişiyor ama yine de hiçbir şey değişmeden devam devam ediyor "bu"

diyecek pek bir şey yok.

zaman geçer...

Salı, Ekim 19, 2010

?

rüyalarımda yıllardır görmediğim ya da görüşmediğim arkadaşlarımı görüyorum. hem de deli dehşet özlediğimi hissederek...

Perşembe, Ekim 14, 2010

tamyirmisene

ölüm ve doğum hayatın içinde yaşadığımız her şeyden çok daha gerçek. kabullenmeyi bu kadar zor hale getiren biziz sanırım. hiçbir şey acıyı azaltmıyor ama bunları çaresizliğe dönüştürmek çok saçma...

Pazartesi, Ekim 04, 2010

0141

bir küçücük aslancık varmış, kırlarda ko ko koşar oynarmış.
babası onu çoook severmiş, "sen benim ca ca canımsın" dermiş...