Salı, Eylül 28, 2010

&

sevilecek yanın yok. bunu ikimiz de biliyoruz. hatta öyle ki bunu en iyi sen biliyorsun, kimsenin seni bununla yüzleştirmesine ihtiyaç duymuyorsun. adım atıp mesafeyi açtıkça arkanda balçık yığınları bırakıyorsun. bok değil, çamur değil sadece bedeninden kalan-zihninden akan tonlarca balçığı arkanda bırakıyorsun. geride kalan balçık göllerini fark etmediğine inanmamı bekleme. unutma, seni senden daha iyi tanıyorum. çünkü ben hem içini (senin gibi) hem de dışını (tıpkı diğerleri gibi) biliyorum.

temizleyemeyeceğini bildiklerini görmemiş gibi yapıyorsun, anlıyorum. birisi sana seslendiğinde duymamış, geçmişe dönüp bakınca hatırlamamış ve daha da kötüsü her şeyi unutmuş gibi gibi yapıyorsun. ben yine de anlıyorum. ben -mış gibi yaptığın onca şeyin arasında sürdürdüğün bu istikrarsız tutumu anlayamıyorum.

ne bağışlayacak kadar önemsemeli seni ne de görmezden gelecek kadar dikkate değer bulmamalı. yine de merak ediyor insan, unuttukların canını neden bu kadar yakıyor? hatırlamadıkların seni nasıl bu kadar öfkelendiriyor? işte bunları gerçekten anlayamıyorum.

Cuma, Eylül 24, 2010

şı/kıç/

"acil çıkış"

böyle bi kapı koymalılar insanın hayatına. yani içeride yangın çıkınca kendini atabil yangın merdivenine. sonra ister aşağı kaç ister merdivende dur öylece, istersen hiç çıkma içeriden keyfine kalmış. sadece o kapının varlığını bilmek bile güç verecek sanki.


"don't panic"

ya da böyle bir buton olsa... bir kitap olsa ve üzerinde bu yazsa mesela (42)... her şey daha kolay olmaz mıydı bu insan yığınının arasında?


"mavi liman"

nazım gelse gözümün içine baksa anlasa aklımdan geçen her şeyi... "tanısam ne çok şey değişirdi" demek yerine tanısam hakikaten de bunları ben söylemeden o

"çok yorgunum, beni bekleme kaptan.
seyir defterini başkası yazsın.
çınarlı, kubbeli mavi bir liman.
beni o limana çıkaramazsın..."

deyiverse ne kadar güzel olurdu...

Pazartesi, Eylül 20, 2010

pazartesi

affetmenin ne kadar büyük bir erdem olduğu hususunda yıllardır uyutulduğumu neden bu kadar geç anladım? oysa son derece ödlekçe bir durum imiş bu. özsaygının yollarından biri de işlenen kabahatin büyüklüğü karşısında cezasını verebilmekten geçiyor -imiş- sanırım...

Perşembe, Eylül 02, 2010

/me

yıllardır hepimizi kandırdılar, hayat düşünmeyince güzel...