Perşembe, Haziran 24, 2010

etkafa

işin en sinir bozucu yanı, kafası çalışmayan ama kafasının çok çalıştığını sanan biriyle tanışmak/karışmak...

Çarşamba, Haziran 23, 2010

kob

taş değilim, duvar değilim, robot değilim de; siz öyle sandınız. mühim değil. vedalaşmadık ama vedalaşmış kadar olduk bence ve bu kadarı yetti yani bana.

ayağa kalkıp "bokkafalılar" diye bağırmak, sokağa çıkıp anaavrat söve söve koşmak istiyorum...
evet, yanılmadınız. hayat ile ilgili yegane hayalim sövmek üzerine kurulu ve bu hayalden daha kıymetli bir şey yok şu an gözümde. siz, hiçbir şeysiniz.

yalan yanlış, tatsız tuzsuz devam etmek yerine ağzımdaki salyaları saça saça, bir heyecanla üzerinize yürümek, saçımı başımı darmadağın edip koşturmak... evet... yegane hayalimi sizinle renklendiriyorum yine...

bana bu güzelliği sunan herkese teşekkür ediyorum sadece...

aferin!

Salı, Haziran 22, 2010

adev

hiçbiriniz yoksunuz. bundan önce de yoktunuz. yine oyuna geldim ve bunu hepimiz biliyoruz. üç yıl, beş yıl, on yıl... hep varolduğunuza inandırdınız. sonra birden pufff! kendinizden geriye hiçbir şey bırakmadınız. vedalaşmaya tenezzül, sözlerinize riayet etmediniz. söyleyecek bir şey bırakmadığınız gibi hepiniz kalbimi kırarak gittiniz...

Perşembe, Haziran 10, 2010

5yüz

3 seneyi çoktan doldurmuşuz burada. 500. kayıt oluyormuş bu. 3 sene için 500 kayıt çok bile bence. fazla konuştum, fazla konuşuyorum. hem kimse okusun diye yazmıyorum hem de gayet açık bir yerde herkesin görebileceği kadar yüksek sesle konuşuyorum. basit ama son derece çelişik de...

biliyorum ki burada söylediğim hiçbir şey ne kendi içinde ne de başkaları nazarında anlamlı. burada söylediğim her şey sadece söylenirken var. söylendiği -ya da daha iyimser davranırsak- paylaşıldığı anda buharlaşıyor bu sözler/fikirler/hisler/insanlar...

kendime sansür uygulamak istediğim çok oldu; ben burayı toptan kaldırayım, öldüreyim dediğim de... uzun uzun sustum. çok şey anlattım. neticede döndüm dolaştım devam ettim. daha ne kadar burada bir şeyler söylemeye devam ederim bilmiyorum. ama burayı, bir şekilde konuşabildiğimi hissettirdiği için seviyorum... ve bir de normal şartlar altında karşılamamın zor olduğu insanları sanki tanıyormuşum, hatta arkadaşlarımmış gibi hissetmemi sağladığı için...

o yüzden bu üç seneye, bu blogları buldurduğu için "benbigün"e, bu adreslerin içlerini doldurdukları ve gerçekten tanışmadığım halde okudukça daha çok tanıyormuş gibi hissettirdikleri için onlara teşekkür edeyim...

deryik, sardunya, , talisman

edit: nası unuturum

ve

tugc

nun

burnun öyle karakteristikmiş ki ne zaman sana benzeyen birini gördüğümü düşünsem tek benzerliğinizin garip burnunuz olduğunu fark ediyorum... sonra da aslında benzeşmediğinizi...