Çarşamba, Nisan 14, 2010

bel/ir!

"belirsizlik" olarak çağırdığımız bu durum ya da durağanlık hali hakikaten insanı çok yoruyor. endişe, belirsizliğin kemerine takınca kancayı mal gibi kalıyorsunuz siz de.

kafanız yerinde değil de hep o ne olacağı meçhul hadisenin olduğu yerde. kalbiniz göğüs kafesinizin içinde burkuluyor, sindirim sisteminizde ne olduğun anlayamadığınız bir hareketlilik sürüyor. mideniz ara ara bulanıyor. bu dönemde kulaklarınız da az duyuyor.

belirsizlik ve endişeyi huzursuzluk, onu da umutsuzluk takip ediyor. gözler kararıyor, o zamana dek yaşanmış tüm tatsız durumlar akıldan bir bir geçiriliyor. sonuca ulaşılamıyor...

belirsizlik sürdükçe içteki kıvranmalar artıyor, uykunuz geliyor. gözlerinizi açamaz hale geliyor ama yatınca uyuyamıyorsunuz. bitsin istedikleriniz, başlasın isteikleriniz, sürsün istedikleriniz... hepsi bir bir gelip uykunuzu kaçırıyor. evet, belirsizlik uyku kaçırıyor. ama bazen de uyutmaktan başka bir şey yaptırmıyor.

neticenin ellerinizin arasında oluşamadığı durumlarda müdahale şansınız olmadığını/kalmadığını bile bile inandığınız her şeye dua ediyorsunuz. sizi içinde bulunduğunuz o karmaşadan güzel haberlerle tutup çıkarsınlar istiyorsunuz. 6 yaşında bir çocuğun hediyesini beklemesinden farksız, paniğe kapılıyorsunuz. her gördüğününe "lütfen" diyor, her düşündüğünüze "keşke" ekliyorsunuz. kendi kendinize konuşurkense hep "bilmiyorum"da takılıyorsunuz...

neticede belirsizlik tüm etkileri ile kaybolana dek tatsız duygular ve sevimsiz fizyolojik durumlar ile mücadele ediyorsunuz.

şimdi...
lütfen, keşke ve bilmiyorum...

Hiç yorum yok: