Salı, Kasım 10, 2009

sİz

biliniz ki bugüne kadar "iki yüzlü davranmadığınız hususunda" kendi kendimize yaptığımız telkinler atık işe yaramıyor. hayır, yaramasında zaten, bunu isteyen kim?

dünyayı kurtaracak olan yegane kişi değilsek iyi biri olmak zorunda da değiliz her zaman. bize ne ki kırılıp dökülenlerden? bundan sonra siz nasıl yüzümüze pembe kıçımıza kara iseniz biz de sizin yüzünüze kara kıçınıza daha kara olacağız. biliniz, mümkünse unutmayınız da bu sözlerimizi.

ola ki biz unuttuk kendi sözlerimizi, yine koştuk, yine dinledik sıra sıra yalanlarınızı, rica ederiz hatırlatınız; "hepsi yalandı, sonrası da öyle olacak, bunları unutma" deyiniz. rica ederiz...

ben, tek başıma ben, kendimi aptal gibi hissediyorum her defasında. kucak açma hastalığı nereden geliyor bilmiyorum. sizin anneniz değilim. olmak da istemedim. hiç anne olmadım, olur muyum bilemiyorum. ama sanki tüm dünyanın anası benmişim, bütün küfürleri de ben yemişim gibi kalakalıyorum, orada, ortalıkta. O meydanda, çok kalabalık, çok büyük ve korkutucu o meydanda hakikaten aptaldan daha aptal hissediyorum. sizi tüm bu duyguları bana tek başına taşıyabilen yegane kişi olduğunuz için kutluyorum.

insanlığa dair bildiğim ne varsa alaşağı edişiniz, beni hayretlere sürükleyişiniz, o çirkinliğiniz, yapışık gülümsemeniz, o sevmediğim incelttikçe incelttiğiniz sesiniz... midem altüst... yine de rica ederim o sesinizle unutkan bana hatırlatınız; "benim bu. o en sevmediğiniz yanımla benim. sizi kemirir, çiğner, öğütür ve dışarı atarım. toprağa karışıp çirkin bir otta bedenlenmenizi bekler, yine kemirir, yine çiğner bu defa tükürürüm." rica ederim benim unuttuklarımı siz unutmayınız.

Hiç yorum yok: