Salı, Kasım 10, 2009

mec >< az

hakkında uzun uzun konuşabilirim; hem de seni seninle konuşabilirim...

bugün sokakta karşılaşsak mesela, oturmadan bir yere gözlerimizi birbirimize öfkeyle dikip sıralasak içimizdekileri. üstelik dilerim öfkelendikçe öfkelensek. bu defa suratının ortasına tükürmekten çekinmeyeceğimi bildiğimden elinin kolunun kuvveti de önemsiz. öyle bağırsak mesela. sen pısırıksındır ya, pısırıklığın öfkenle çıkar ya açığa, bu defa pısırık olmasan aslında, damarıma bastıkça bassan.

ben bu defa nihayetlendirsem bir geceyi, geceleri ve günleri bile... bundan 7 sene öncesini sonlandırsam. bundan 7 sene öncesini oraya, seni de karşılaştığımız yere gömsem. "Bu ne ihtişam? Bu ne muhteşem karşılaşma böyle!" desem. sen açamadan çeneni ben senin ne kadar aciz olduğunu bir kez daha söyleyebilsem. seni milyonuncu kez defetsem hayatımdan -ve bu defa dünyadan da... senden nasıl da nefret ettiğimi bağıra çağıra söylesem, yaptıklarını yapabileceklerini sıralasam. mesela bir çocuğun olursa nasıl bir tehlikenin kucağında, kolları arasında yetişmek zorunda kalacağını herkese duyursam. bağırsam, bağırsam, bağırsam...

geriye doğru gitsek koşa koşa, karşılaştığımız çim alana dönsek. çimlerin izleri henüz işlememişken pantolonlarımızın dizlerine, benim başım henüz ağrımaya başlamamışken bir de, anahtarımızı kaybetmediğimizin farkında olsak da evimize gidip orada uyuyabilsek sensiz. seninle karşılaştığımız o çim alana hiç gelmemiş olsam ben. ortaklığımız başlamadan bitmiş olsa...

ya da madem oldu bitti tüm bunlar. madem geldik yedi sene sonrasına şimdi şu anda karşılaşsak seninle son bir kez daha. hayatta yapabileceğim en kötü şey sandığımın en iyisini becerebileceğim bir gece yaşasam. sen de ölsen o geceyi. ikimiz aynı geceyi böylece paylaşmış olsak. böylece ben sana bıraktığım gecemi alsam sen de keyfine vardığın karanlığın bedelini ödemiş olsan. ne hoş...

neden bilmem, benden haberdar olduğunu düşünüyorum. mesela şimdi bu satırların sana, sahibine doğrudan, aracısız oulaşacağına inanıyorum. gözlerini benden alamadığını biliyorum. salyaların göz alıcılığımdan değil, midesizliğinden geliyor, bunu da biliyorum...

peki sen biliyor musun, seni çok seviyorum. bana; sırtını döndüğün herkesin bıçaklarını bilemeye başladığını, ilk fırsatta sırtına ve kıçına da hepsini bir bir sapladığını hakiki ve somut örneklerle anlattığından... anlatmakla kalmayıp birebir tecrübe ettirdiğinden... biliyor musun seni çok seviyorum. öyle ki bu sevgiden canın yansın istiyorum. canın gerçekten yansın. öyle ki benim sana duyduğum bu "sevginin" eşsizliği ile yarışsın o sızı, dinmesin istiyorum. ben cenneti de cehennemi de dünyada yaşadımıza inanmışken, sen de kendi cehenneminde bir an önce yanmaya başla istiyorum...

seni çok seviyorum. bugün sokakta son bir kez karşılaşsak, önce suratına tükürsem, sonra seni öldüresiye dövsem hiçbir şey yok gibi yoluma devam etsem... biliyor musun yedi senenin sonunda sadece bunu istiyorum... intikam için yaşamasam da bir gün, inandığım tek intikam için, bu yegane intikam duygusu için ölebileceğimi bilmeni istiyorum...

seni çok seviyorum, ben gelmeden ölmeni istemiyorum...

4 yorum:

Sevgi Küçük dedi ki...

???? hayırdır şeker?
ve mim diyorum ama dedim ki "isterse"... ;)
öperim
görüşelim bir ara

sherlotte holmes dedi ki...

depresyon mevsimi, öfke depreşmesi, hormonal çalkantı dönemimdeyim ablacık. hayır mı değil mi bilmiyorum ama tanıdık bi şey merak etme sen :)

baktım mime şimdi. yazıcam.

öperim ben de!

Koşan Kaplumbağa dedi ki...

bu nasıl bi intikam bayıldım:)

sherlotte holmes dedi ki...

soğuması beklenen bir intikam :)