Cuma, Ağustos 07, 2009

plastik

önce yere çarpıp sonra yükseklemeye başlar plastik top. çarpa çarpa ilerler. o çarpmaların her birinden küçük birer morluk kalır geriye. en nihayetinde bir çivinin üzerinden seker, patlar ya da büyük bir şans eseri hiçbir şey olmadan bir başka yere sekip sonra düz bir zeminde yuvarlanmaya başlar... ne bileyim, yolun sonunda bir merdivene denk gelir sonra her şey bitti sanırken aşağı doğru merdivende sekmeye devam eder...

bir dağın tepesindedir mesela, kocaman bir vadide aşağı doğru süzülmeye başlar... ağır değildir ya bulunduğu dünyanın yer çekimiyle bazen baş edebilir... düşer, kalkar, yuvarlanır, ilerler, bir yerlere takılır, bir yerlere gidemez, küçük bir çocuk alıp koşar sokağına yakar top oynamaya başlar diğerleriyle, bir apartmanın terasına çıkarılır, manzarayı izler, bir uçağa bindirilir dünyayı gezer...

arada hiç durmadan çarpmaya, düşmeye, seke seke katlanmaya devam eder... bazen birileri tutup en yukarılara çıkarır, diğerleri en yukarılardan aşağılara bırakır... güzel kırmızı üzerine siyah çizgili bir plastik topun ömrü arabanın altında kalmadığı, bir çivinin üzerine atlamadığı sürece uzun olur... sadece yavaşça söner... soğuk beton zemine bırakıldığındaysa acı çekmeden ama nefesini kaybederek kendisi de kaybolur...

bir küçük plastik top bana çocukluğumu hatırlatır, sonra bir/birkaç ömrün komik metaforu olur. o yüzden bakkalların camları önünde koca fileler içinde asılı duran onlarca rengarenk plastik top benim için hem mutluluk hem de burukluk bayrağıdır.

Hiç yorum yok: