Perşembe, Temmuz 23, 2009

yor

ben kendimi yoruyorum. belki de herkes kadar yoruyorum. ama yorulmaktan bile yoruluyorum. ya tembelim ya da fazla düşünüyorum...




not: söylediğim en son şeyi düşününce dedim ki "ben kafamın nerede olduğunu sanıyorum acaba?" umarım k'ları karıştırmıyorumdur...

Pazar, Temmuz 19, 2009

ah

doğru olanın ne olduğunu öyle iyi biliyorsun ki. ağzından çıkacaklara hükmedebilecek kadar da akıllısın. ama ağzından çıkanlar canını en çok yakanlar. doğru olduğunu bilmek zerre azaltmıyor o sızıyı, içinin çekilişini, hani göğsünün hemen altından kanının çekilip kayboluşunu filan... azaltmıyor aklından geçenlerin, ağzından çıkanların doğruluğu hiçbir şeyi...

...

biliyorum. kıyamıyorum, en çok senin mutluluğunu istiyorum. hepsini hem mantık süzgecinden geçiriyor hem seninle özdeşleştiriyorum. ama ne değişiyor? içim seni kimseyle paylaşmaya izin vermiyor. ya bu bencilliği kabulleneceğim ya da sadece bir tek kez bencillik edeceğim... yine içimdeki sızıyı çekip durmayı tercih ediyorum... ama bu bir şeyi değiştirmiyor. hala doğru olanı biliyor, kalbimi darmadağın etmeye devam ediyorum...

canımı bildiklerim ve inandıklarımla bu kadar yakabileceğimin farkında olsaydım sahip olduğum şu kahrolası bilinci bu denli büyütmezdim... elimden bir şey gelmiyor, sana kıyamıyor, kendime defalarca, milyon tane bıçak saplıyorum... elimden bir şey gelmiyor... susuyor, yutkunuyor ama yutamıyorum... boğazım ağrıyor... ağlayamadıkça boğazım daha çok ağrıyor... sen benimle ne kadar gurur duyduğunu, benden nasıl da güç aldığını anlatıyorsun... ben her zamanki gibi, senin en iyi bildiğin şey oluyorum, duvara dönüşüyorum... kaskatı bir duvar olup, sırtını yaslaman için dimdik duruyorum...

...

ah anlatabilsem. hiçbir şey diyemiyorum. biri elimi tutuyor. her zaman doğru olanı yapmak ve güçlü görünmek zorunda olmadığımı hatırlatıyor... çok şükür o elimi tutuyor ve bana bazen bencil olabileceğimi söylüyor... yine doğru olanı yapıyor ama en azından hata yapma özgürlüğüm olduğunu biliyorum... sızının azaldığı yok... yine de kafamdaki çukurlar ve şişlikler azalıyor... sıkıntım kendi içinde bir düzen kurup öylece ilerliyor... sürekli ilerliyor ama en azından nereye gittiğini biliyorum...

...

hiçbir şey bilmiyorum...

Perşembe, Temmuz 02, 2009

lif

filleri seviyorum ama göğüs kafesime oturanla bir türlü anlaşamadım. nefes almama izin vermiyor ama öldürmüyor da. kaburalarımda bir acı. sırtımda bir ağrı. azıcık oksijen ve şişmiş boyun damarları. tatsızlık kötü bir şey işte.

hemen yanına koşmak istiyorum o zaman ama hayat gailesi dediğimiz bu şey işte... akşama dek doğru düzgün nefes alamadan, kaburgalarımdaki acıyla bekliyorum. akşam bir an önce kavuşmak için evimize varmayı bekleyemeden seni yarı yolda indirip, ben de yolu yarılayıp ellerimi ellerine bırakıyorum. fil koca kıçını kaldırıyor azıcık da olsa.

acı sızı devam ediyor ama en azından nefes alabiliyorum artık. sabaha dek gelmeyeceğini bildiğim file uzaktan nanik yapıyorum. hala yarın sabaha kadar vaktim var. var olan vaktin tadını çıkarıyorum...