Pazar, Mayıs 10, 2009

şimdi...

sevdiklerimin gurur duyduğum yanları vardır hep. ama hayatta bir tek insan sadece varlığıyla bile koltuklarımı kabartıyor...

ben onu bildim bileli karşımda tüm gücü ve güzelliğiyle duruyor, yapmak istediklerini zamana, mekana, insanlara aldırmadan sürdürüyor. hayatın hiçbir yanını eksik bırakmıyor. mutlu olacağını ve o mutlulukla mutlu da edeceğini bildiği her şeyi sonuna dek sürdürüyor. sıkılmıyor, yılmıyor en önemlisi yorulmuyor...

ben onu bildiğimden beri sırtlandığı hiçbir yük için "of" demiyor. hayatındakileri yük olarak görmediği gibi her şeyi kendisinin bir parçası yapıyor. içine girdiği her şeyin bir parçası oluyor. üretiyor. savaşıyor. ayakta duruyor. tüm bunları yaparken hiçbir duygusunu yitirmiyor. taşlaşmıyor. olduğundan başkası gibi görünmüyor, görünmeye çalışmak aklından dahi geçmiyor.

yüzlerce insan tanımış, birçok kereler kırılmış biri olarak sevmekten vazgeçmiyor. sarmalamaktan, mutlu etmeye çalışmaktan, birlikte hareket etmekten, sarılıp güç vermekten kaçınmıyor.

tüm bunları yaparken bıkmadan usanmadan üretiyor. her şeyi bildiğini sanan tonla insanın karşına sadece ürettikleriyle çıkıyor. onun ürettikleri adını bilmeyenleri dahi büyülüyor. insanlar ağzı açık seyrediyorlar onu ve o güzel ellerinin, avuçlarının arasından çıkanları. ben hayranlık duyuyorum kokusunun sindiği her şeye. ona benzemek için her şeyimi verebilecekken bunu asla beceremeyeceğimi bilmenin ezikliğini taşıyorum gizliden gizliye.

o bildim bileli rengarenk, bildim bileli şefkat dolu, bildim bileli çok akıllı, herkesten farklı, herkesten doğal ama yine de herkesten farklı, içi dışarıdakilerin bilemeyeceği kadar sıradışı, dışı renk ve ahenk içinde...

bense o beni gördüğünden beri huysuz, hırçın, hemen sıkılıp parlayan çirkin bir küçük kız...
ağlayarak tanıştık, belki bundan hep ağlayarak anlaştık...
kollarının arasından kaybolduğum yıllardan kollarımın arasında kaybolduğu yıllara dek kimsenin bilemeyeceği sırlar ve kavgalar paylaştık...

hiç durmadan birbirimize bir şeyler öğrettik. onun bana öğrettikleriyle başlayan ve hiç bitmemesini dilediğim bir okulun öğrencileri olduk. ayakta tek başıma durma cesaretini, affedebilmeyi, bunlar geçer demeyi, biz neleri atlattık diyebilmeyi, renkleri seçebilmeyi, dürüst olabilmeyi, erdemli olmayı, büyümeyi ama çocukluğunun peşini hiç bırakmamayı, özlemeyi, özlenmenin kıymetini öğreten anneme, abimle birlikte kendini kimseden korkmadan anlatabilsin diye cesaret verdik. küçücük ailemizi dışarıdan bakan hiçkimsenin göremeyeceği bir mabede dönüştürdük. içini bilinen ve bilinmeyen renklerle korkusuzca boyadık...

bana düşünmeyi öğreten, kendim olmam, kendi seçimlerimi yapmam konusunda her zaman destekleyen, inandığım her şeye benimle birlikte benden daha sıkı bağlanan, güvenini ve inancını eksik etmeyen, aklıma, yeteneklerime güvenen, yolumu kaybettiğimde elini uzatmaktan çekinmeyen, ışığı birlikte aradığım, varlığına her zaman şükrettiğim annem...
varlığınla, inandıklarınla ve yaptıklarınla güç buluyorum.
bana hiçbir şey için geç olmayacağını öğreten yegane insan, seni çok seviyorum...şim

3 yorum:

Sevgi Küçük dedi ki...

ah ben o anacığının ellerinden öpsem şimdi...seni hayatlarımıza kattı diye yanaklarını şapırdatsam...
iyi ki varlar be bebek!hepiniz iyi ki varsınız
çok sevgiler

Basak dedi ki...

bunun bir anneye adandığını ilk paragrafta hissettşm, ama o annenin kızı annesinden farklı olamaz, bu mümkün değil:)

sherlotte holmes dedi ki...

benim annem güzel annem beni aaaaal kollarınaaa diyorum o zaman :)

basak... ancak bi anneye söyleyebilirim bunları zaten. ama benim annem hakikaten herkesten başka -en azından ben onun kuzusu olduğumdan öyle :)... keşke dediğin gibi olsa anneme benzesem azıcık :)