Çarşamba, Mayıs 13, 2009

çelişik

ben ne bu hayatı ne de konuşup duran insanları anlayabiliyorum.
onlar yaptıkları ve söyledikleriyleriyle kendi içlerinde çeliştikçe ben aptallaşıyorum.
ağızlarından düşürmedikleri iyi ve kötü örneklerden çok başka her şey.
hakikaten hiçbirini anlayamıyorum...



erkekleri ve(yahut) kadınları tanıdığını söyleyen herkesin nasıl da bir bir yanılıp, kaldırım kenarlarında biriktiğini gördüm ben de herkes gibi. kötülere düşman kesilip, evliliği (yahut anne babalığı) görmezden gelenler gördüm mesela. "ama o aslında karısını/kocasını değil beni seviyor"lar duydum.

mecburiyetin ve aşkın arkasına saklanmış ikinci yüzler, olmayan yüzler ve mideler, aşk dolu olduğunu iddia eden kalpsizler... bunların hepsini herkes kadar ben de gördüm, duydum, bildim...
ben hayatta her şeyin insan için olduğunu da bildim ama bir kadının/adamın yanında uyurken diğerini sevdiğini iddia edebilmeyi bir de başkasının yanında uyuyanı sevgili addedebilmeyi hazmedenleri çözemedim...

sahiplik-aitlik değil işin aslı. "yürekten bağlıyız, gönülden evliyiz, birbiri için yaratılmış doğuştan sevgilileriz"... bunların hiçbiri asıl değil, öz değil, gerçek değil... hissettiklerin yaşadıklarınla/yaptıklarınla örtüşmüyorsa senin ağzından çıkanların hiçbiri esas değil... diyorum ki, herkes hissediyor ama bir sen bilmiyorsun bunu ve bu hakikaten anlaşılır değil...

evlendiğim güne değin o kadar çok kötü senaryo dinledim ki -çok şükür ki onlardan dinlediğim tüm senaryolardan, bilinmiş ve bilinebilecek her şeyden çok daha güzel hayat...
erkeklerin yerden yere vurulduğunu, kadınların asker yolu gözlerken "yediği naneleri(????)" öyle çok duydum ki anlayamadım insanların hırs dolu güvensizliklerini.
her kadın aldatılıyor, her erkek sırtından bıçaklanıyor, tüm evlilikler ihanetle "taçlandırılıyordu" madem ne diye karı/koca olmaya/oldurmaya meraklı bu kadar insan ben anlamıyorum. ben kural gereği evlilik gibi, kural gereği ayrılamamaları da anlamıyorum.

ihaneti affedemem ben, değil sevgilimin, arkadaşımın, dostumun, kardeşimin ihanetini de affedemem. insanız kafamız karışabilir. insanız yolumuz şaşabilir. ama o yolun karanlık olduğunu bile bile yürümeye devam ediyorsak oradaki tek ışık onursuzluğun çizdiği oluyor işte... ben bunları anlayamıyorum... sadece şükrediyorum... her şey uzaktan duyduğum, dinlediğim ve tiksindiğimle kalsın diliyorum...

ve bir de bunların tamamı kafa karışıklığı... ahlakçılıktan bana ne! kafamı karıştıran onur ve saygı meseleleri sadece...

3 yorum:

Volkan Kemal dedi ki...

baskalarini anlamadigimizi; kendimizi anlamak icin sarfettigimiz zamani onlara icin kiskandigimizi yineler dururuz ic sessizligimizde...konusunca sihri bozulur saniriz, susarak anlatmayi yegleriz dingince..
veya tam tersini yapariz.. kendimizi anlamisiz gibi karsimizdakini yorumlamaga kalkariz.. ben kendimi anlamakta zorlandikca karsimdakinin alik bakislari arasinda kalyboluyorum.. nalmasizlasmak, ayricalik gibi gorunuyor gozume..pesi sira getirecegi yanlizligi gogusleyemegecgimi biliyorum.. oyleyse...
"hain" sozcugu oylesine SIK dokunuyor ki ve politik dalasmalar icin kullanilageldi ki, bana gore hain olan gore ben de "hain" oluyorum..
"devlete/millete/illete" ihanetin bedeli belli...Hainligin sinirini kurallarini kim koyuyorsa..neden koyuyorsa bu belli mi?
hele kadin erkek iliskioerinde ihanetin dozu oylesine kacirildi ki, dini sarma/dolmalarla yutturulan bu icazet mantiginin esiri olmayan kalmadi gibi...evlilik ticari bir iliski olarak algilanageldigi icin.. mali goturen/ sahibinden habersiz baskasiyla paylsan bu damgayi yiyor.. Hain herif! Vatan haini seni!! gibi..insanin ozgur yasamina bir kilit daha vurulmasi icin uydurulmus ici bos kast toplumndan kalakalmis degerler.. bunlar yikilmadikca nasil ozgurlesebiliriz?
insanin beyni gibi vucudu da kendine ait olabildigi gun.. belki bu yazilari yazmaga da gerek klamayacak..
dostlukla
VK

sherlotte holmes dedi ki...

insanın beyni gibi vücudu ve kalbi de kendine ait olsun kimse kimseyi ama önce kendini kandırmasın istiyorum ben... beyaz sabun kokusu arıyorum hala... ancak anneannelerde buluyorum o kokuyu artık... herkes kiriyle yıkanıyor sanki...

bir de...

ihanetin dozu var mı? ayarı, ayarlısı var mı?

Volkan Kemal dedi ki...

ihanetin dozunu ihanete ugrayan ayarliyor ve ona gore "hainlik" rutbesi / madalyasi/ donu biciyor karsisindakine...Tarih sayfalarinda "ihanetten" gecilmiyor..
onemli olan noktayi acikladiniz.. insan en cok kendisini kandiriyor.. kanimca.
hele kendimizi tanimakta zorlanmissak, kandirma o denli kolay oluyor... tanimadigina madik atmak gibi bir sey.. gene karistirdim ben..:-))
Haci Sakir veya arap sabunu kullanirim. binlerce mil uzaklikta bile yasasam sabun fabrikalarina..:-)
neyse..
ben bu sayfalarda kendimi buluyorum..
iyiki sende varsin.. olmayi surdur..kirleriyle yikanan kabuk tutmus derisiyle ovunen bir dunyada, bir kac köpük beyaz sabununun kokusunu duymak guzel...
hava esrar kokuyor! esrarengiz kokuyor sonbaharinda güneye takili kalanlarin...