Çarşamba, Mart 25, 2009

çürük yumurta

bazen dünyadaki en büyük nimetin, karşındakinin yalan söylemediğine duyulan inanç olduğunu düşünüyorum. çünkü bu, mide bulantısından uzakta, samimiyetin koynunda mis gibi bir varlık ve varlığa şükür getiriyor yanında.

ama yalanın kokusunu alınca, farkında olup, ses çıkaramayınca, karışamayacağın kadar uzağındayken bile gözünün önünde olunca... burnunu tıkayıp, gözlerini kapayınca bile miden bulanmaya devam ediyor ve engel olamıyorsun. ben böyle hissettiğim zamanlarda, tüm sınırların kalkması duasıyla yaşayan biri olmama rağmen, herkesin kendi bahçesine bir çit çekiyor oluşuna seviniyorum. bahçemdeki hiçbir güzelliğe yaklaşamamalarına, seslerini ve kokularını duyuramamalarına, kirli kirpiklerini sevdiklerimin yanaklarına sürememelerine çok seviniyorum.

5 yorum:

Sevgi Küçük dedi ki...

kim üzmüş benim güzel kardeşimi??
:(

sherlotte holmes dedi ki...

kimse üzemedi ablacım :)
sadece -hayatımda olmadıklarından- hayatımdaki herkes için şükretmemi sağlıyorlar... iyi bir şey yani aslında :)

Volkan Kemal dedi ki...

En son gercek ölümden baska hicbirsey degil..o nedenle yasamimiz süresince önce kendimize, sonra en yakinimiza yalan soylemeyi sürdürürüz...Hele hele ölüme yaklastigimiz hissettigimizde, bir anlik yasam icin söylemeyecegimiz yalan yoktur kendimize ve yakin olduklarini bildiklerimize...
yalanı reddetmek gerçekle bağdaşmaz..
yalan olmadan gerçek nasıl varlığını isbat edebilir...
bu zıtlar teorisi yaşamın her alanına hakimdir...
yalan söylemediğini iddia edenin en çok kendisini kandırdığına inanırım...yalan cennetten koğulan havva ve ademin yasaklanan meyvayı yemesiyle başlamıştır...yalan şeytansa.. doğru tanrı mıdır?
Ben şeytana taptığıma göre... tanrıyı reddediyorum demektir...
hayatlarında hiç yalan söylemediğini iddia edenlere inanacağıma şeytanıma inanıyorum...
yaşaşın kaos:-)))
Veya ölüm yegane gerçekse... yaşam yalandan ibarettir...
yaşasın yaşam...!
vkemal

sherlotte holmes dedi ki...

yalansız insanların varlığına da yalan söylenmeyen bir dünyaya da inanmıyorum. yalanın öyle şişirilip "yılandan korkmam yalandan korktuğum kadar" sınırına itilmesini de samimiyetsiz buluyorum... hatta ne kadar çoksa yalan bu tavrın o kdar arttığını düşünüyorum ama...

dünyayı eğer bir tek yalanın üzerine oturtup onun üzerinde döndürüyorsa birileri sonra o dünya devriliyorsa kendi üzerine -başkalarının üzerine de olabilir- o zaman her şey yerle bir oluyor...

samimiyet yalansızlık değildir ama perdeleri elinen geldiğince açmak samimiyettir kanımca...

öyle değilse bile pek önemi yok...
dün buna inanıyordum, yarın neye inanacağımı bilmiyor ve önemsemiyorum...

Volkan Kemal dedi ki...

en son cumleniz gercekten hos:
" dun buna inaniyordum, yarin neye inanacagimi bilmiyor ve onemsemiyorum.."

Gecmisin "Sulo" bir politikacisinin "Dun dundur , bugun bugun" tekerlemesini animsatti bana..
tabii ki bir farkla, degisimi kabul eden ve onemsemeyen..
"Yarin kimseye vadedilmemistir" i cagristiriyor..vadedilmeyenler icin bugunden tasalanmanin gereksizligini..veya gununu yasaminin aceleciligini...
Aslinda hepimiz yalan soyleriz, ama bunun karsimizdaki tarafindan "farkelecek" olmasi canimizi sIkar... farkedilmedigi surece, degisime ugrayarak kendi "dogrularimiz" haline gelir...ve bu boyle devam eder..taaki canlilar icin tek gercek olan olum kapiyi calincayadek.. ki o zaman "Biz orada olmayiz"
Dunyayi, onu yaradanin yalanlari uzerine oturtanlar, gerceklerle carpildikca, baslarina yikilanin farkina her zaman varmayabilirler...Ayirdina varsalardi, o'nu inkar ederlerdi...
Oysaki yoklugun, ne gercege, ne de yalana ihtiyaci var...
yasasin yokluk:-))
VK