Cumartesi, Ocak 17, 2009

muhatara

...bildiğimiz tüm tehlikeler kendimizden doğuyor işte. şimdiye dek saydıklarım arasında hatrı sayılır, şöyle kocaman bi poponun sığacağı genişlikte bir yere sahip diğer yıkıcı tehlike de keşfettiğim sıra beni şaşırtmamıştı işte.

insan 3 dakikadan fazla dinlememeli kendini. en azından kendi kendime konuşmayı sürdürdüğüm şu anda diyebilirim ki, "kendi sesimi duydukça, kurmaya çalıştığım bina sağa sola genişliyor, eğilip bükülüyor, bir türlü doğru düzgün ilerleyemiyor"... kızınca, üzülünce ya da gözlerinin kamaştığı ilk anda kendi kendine kritik yapmaya başlayınca sapıtıyorsun. öfken, eski yeni her şeyi birbirine bağlaya bağlaya körükleniyor. kalbin kırıkken parçaların arasına bir vadi yerleştirebiliyor ya da başka bir zamanda kamaşmış gözlerinle çukura düşebiliyorsun. benim dediğim şu; kendinle kurduğun dostluğa da bir sınır koymalısın arada...

kulağını kendi sırtına dayayıp "hırıltı var mı kontrolü" yapmakta sorun yok, kendine ilaç yazmakta, istirahat vermekte de ama ondan sonra uyutmalısın bir tarafını. dinleyeni ya da anlatanı... yani diyorum ki yorulmasın bir tarafın ve yorulmasın diğer tarafın da...

4 yorum:

yazana dair dedi ki...

ya da izin verelim bir tarafa yorulsun, diğeri de tanıklık etsin bu yorgunluğa. olmaz mı öyle :)

sherlotte holmes dedi ki...

ikisi birden yorulmadığı sürece katlanılabilir sanırım :)

Brajeshwari dedi ki...

dinleyeni anlatanla kucaklaştırmalısın belki, ikna etmek, yorgunluğa katlanmak yerine..

sherlotte holmes dedi ki...

sarıla sarıla anlatıyor/dinliyorlar zaten ama paylaştıkça azalmıyor herhalde... bir yerde dengesizlik var ama bi gün bulup çözerim diye umuyorum... :)