Pazartesi, Aralık 01, 2008

yer/yön

bazen kendimi kalbi kırılmış küçük bir çocuk gibi hissediyor ve bundan kurtulamıyorum. hoşlanmıyorum da. ama gözlerim kızarmış, her yanım gerilimden ağrımaya başlamışken, ben eve gidip, sessizce yorganın altına giremezken bundan nasıl kurtulayım.

hayatı tahammül edilmez kılan şeylerin, öfke dolu yüksek ses, hakaret, baskı olduğu fikri son bir buçuk senedir iyice aklıma yer etti. ufak çaplı sinir krizleri, ağlamalar, olayların iyiye gitmediği ve benim yetersiz kaldığım hissi, baş edemiyor olmanın verdiği suçluluk ve beceriksizlik hissi zaman zaman dayanılmaz bir hal alıyor. belki de bir psikiyatristin zamanıdır artık ama bana yapılacak bir şey olmadığını düşünüyorum. sorunların çözümü olmadığını düşününce de en iyisinin leyla olup dolanmak olduğuna kanaat getiriyorum. kapı yine psikiyatristin yazacağı ilaçlara çıkıyor. yani çözümsüzlüğe dolanıyorum.

bugün tüm bu hislerle ama açıkçası daha çok öfke ve tahammül edemezlikle "gidiyorum" dedim. bunu söylediğim için pişman olmadım. gerçekten tüm hazırlıklarımı yapmaya başladım, gidiyordum ve bunu içimdeki her şeyi sorunun kaynağına, tam da gözlerinin içine bakarak söyledim. huzursuzluğum da öfkem de mutsuzluğum da geçmedi. ama kendimi bu huya sahip olduğum için öpmek istedim.

sonra birileri konuştu. ben konuştum. zaman zaman anlaşamasak da, kızsak kırılsak ve hata yapsak da hakikaten iyi bir çalışma grubu olduğumuzu düşündüm. büyüklerin başını okşayarak ama çocukluğundan dem vurmadan uzun uzun hayatı ve içinde bulunduğun durumu analiz etmesi, elini tutması gibi... konuştular, anlattılar, sakinleştirdiler ve biraz ışık göründü.

eve gidip, banyo yapmak, sonra uyumak... şimdi tek istediğim bu... bir de cumartesi gününün gelmesi... cumartesi öğleden sonrasında başka bir yerde olduğum hissiyle dolmak... başka bir şey istemiyorum...

bunları daha önce de söylediğimi hatırlıyorum. ama benim hayattan anladığım şey sevgi. ben her şeyi bu kelime etrafına örerek büyüdüm. şimdi sevginin sadece birkaç insanda bulunabilen bir şey olduğunu gördükçe yıpranıyorum. her şey çok karışık. hayat bizim seçilmişlerimizden oluşan arkadaş çevremizden çok farklı. hayatının bir yerinden dahil olan herkesi seçemediğinden, senin hayatla ilgili alışkanlıkların da sapmalara uğruyor. bazı şeyler kırılıp dökülüyor. başetmeyi öğrenmek için daha kaç 25 yıl geçirmem gerekiyor bilmiyorum. bu çeyrek yüzyılın tamamlanışı benim için koşaradım geçiyor sanki ve ben yetişemiyor gibiyim.

sadece doğru kararları doğru zamanlarda verip, doğru yaşamak, doğru yürümek, doğru adımlar atmak ama hata yapmaktan ya da riske girmekten korkmamak istiyorum. bir de cumartesi gününün bir an önce gelmesini...

Hiç yorum yok: