Cuma, Aralık 05, 2008

aristokrasi zehirlenmesi


ultra modern "dükkanımızda" gün boyu müzik yayını var. kendimi genellikle büyük bir alışverişveriş merkezinin tuvaletinde gibi hissediyorum. daha iyi ve berrak duygulara boğulduysam da telefonda birini bağlamalarını beklediğimi sanıyorum. gün boyu mutsuzluk yüklü şarkılardan ve klasik müzik yayınının ardından bazen bir fatih ürek ve serdar ortaç kimi zaman hadise isimli zatlar kulaklarımızı kusturuyor. aristokrasiyle yıkanmaya çalışırken yanlışlıkla gübreye basmış bir grup insan bir de durumu anlamaya çalışmaktan aptala dönmüş bir grup biz... acı çekiyoruz...

ultra modern dükkanımızın yoğun güvenlik önlemleri ile donatıldığını ve bayram dönüşünden itibaren çalışan giriş çıkışlarının parmak izi sistemiyle kontrol edileceğini de bu yazıda söylemezsem öleceğim. üç kez bastım parmağımı. kim, neden, ne hakla demekten yorulduğumdan, bizim birimde ilk ben çıktım yukarı. sonra aşağı indim yukarıdan hangi duygu ve espri anlayışıyla fırladığını kestiremediğim şu cümle düştü aşağıya "sonra da retina taraması yaptırmaya başlayacağım hoh hoh hoooo" içerik buydu da biçim konusunu tutturamamaış olabilirim.

hayatımın geçmişte bıraktığım 23 senesinde insanlarla ilgili olarak öğrenemediğim her şeyi son iki senede en ağır ve acı şekilleriyle olmasa da hayli ağır ve çokça acı bir şekilde öğrenmemi sağlayan sevgili dükkan! bana kaybettirdiğin aklım için teşekkür ederim. sen olmasan ben nasıl sinir küpü olur, nasıl bu kadar çok küfür öğrenir ve ederdim bilemiyorum... sen olmasan ben ağzımdan çıkanı kulağı duymayan bir manyak olabilir miydim bilmiyorum... ya da insanlara komando eğitmi aldığıma ikna etmem bu kadar kolay olabilir miydi, bunu da bilemiyorum... sevgili dükkan, giderken en çok seni özleyeceğim...

Hiç yorum yok: