Cuma, Kasım 07, 2008

uz(görür)

dünya çok uzak...

gerçeğin çirkinliği uzaklık birimiyle ölçülebilseydi dünyanın şu anki uzaklığı kadar diyebilirdim.

dünya çok uzak...

insanlar çok çirkin. sesler, sürekli konuşup duran insanların sesleri rahatsız edici. hiç susmuyorlar. çevreni sarıp konuşup duruyorlar. içlerinden huzur veren bir tek ses bulabilmek için kulaklarınla çırpınıp duruyorsun ama yok. biri gecenin bir yarısı karşılaşma anını anlatıyor. aslında olmayan şeyleri ekleyerek anlatıyor ki yalan ilk defa güzel duruyor.

dünya çok uzak...

uykuya dalarken uzaklığı ve boşlukta salınışını unutuyorsun. unutup sadece süzülmeye kaldığın yerden devam ediyorsun. uyanıyorsun.

dünya uzak...

ayaklarının altı boş. düşmüyorsun ama boşluğu iliklerine kadar hissediyorsun. insanlar çok çirkin. sana kadar ulaşan sesleri çok rahatsız edici. çok geniş bir çember çizim onun içine almışlar seni. çizdikleri hattın dışına çıkmaya cesaret edemiyorsun.

dünya çok uzak...

uyumak istiyorsun. ömrünü, gözlerin kapalı, sessiz bir uykuda tamamlamak istiyorsun. geri kalanı olmasın, olursa da ayakların bir kara parçasına değsin istiyorsun. yaklaşamıyorsun. kollarını var gücünle bir ileri bir geri çırpıyorsun. yüzmekten beter yoruluyor, ilerleyemediğini görüyorsun.

dünya çok uzak...

kimse elinden tutmasın, seni bir yere çekmesin, yalnız başıma sessizlik içinde ölesin istiyorsun. birileri dizlerini işaret ediyor, birileri omuzlarını, mutluluk vaadi ile oyulmuş geniş bir vadi. yalan hiç bu kadar çirkin olmamıştı.

dünya çok uzak...

yaşasan beceremiyor, istesen ölemiyorsun. yılları bir bir dosyalayıp, birbirinin tekrarı her acıyı arşivliyorsun. unutmayı,bir gün kendi sevimsizliğinin farkına varamamaktan korktuğundan istemiyorsun. hepsini tek tek hatırlayıp, bilip, yavaş yavaş parçalara dağılasın istiyorsun.

dünya çok uzak. sen ölsen de, boşlukta çürüyüp yok olamıyorsun...

Hiç yorum yok: