Cuma, Ekim 31, 2008

.

kaybedeceğim korkusunu bu kadar net duymamıştım hiç. tüm vücudum kalbim gibiydi. nefes alamıyorum sandım. çıkıp gitmek istedim. hiç geçmeyeceğini düşündüm. ölüyorum sandım. bu defa hakikaten ölüyorum, dünya, her şey bitti sandım...

Perşembe, Ekim 30, 2008

şey... (şeytan dürtmesi)

şeytan neden kötüdür söyleyeyim. çünkü her gelişinde, birilerini dürtüşünde, bir tuşa bastırışında, bir kapıyı ya da telefonu açtırışında; her zaman bir insanın yakabileceğinden daha çok canı, bir insanın yakabileceğinden çok daha fazla yakar...

uyutmaz, ağlatır, sızlatır, pişmanlığa boğar, kızdırır, hayal kırıklığı yaratır, yarattığı hayal kırıklığını katmerlendirir, utandırır, ezer, yıkar, parçalar, en değer verdiklerinize neden diye sordurur, en değer verdiklerinize nedenini açıklamanıza müsaade etmez, en sevdikleriniz en tanımadıklarınız olur, öyle olunca sizin tanıdığınızın kim olduğunu anlayamazsınız...

bazen şeytan sabahın altısında, yapılan bir konuşmayla gidiverir. gözyaşlarını ve öncesinde getirdiği tüm duyguları orada bırakır ama yine de gider. ev cennet kokmaya, sevgiyle dolmaya devam eder. araya sıkışmış kötü anı unutulur. hemencecik unutulur ama sarılmak o an ne zordur.

şeytan kötüdür. geldiğinde yıktıklarını, gittiğinde ardında bıraktıklarını süpürür durur insan.


hepsi geçti, konuşuldu, geçti ve gitti...
yanlışlıklara izin vermemek ne güzel, şeytan ne kötü...

Pazartesi, Ekim 20, 2008

bel

bu sabah işe gelirken -evet çalışan bir insanım ben- yapmak istediğim şeyleri sırasıyla yaptığımı hayal ettim. sonra hepsi gerçekmiş gibi çok mutlu oldum. madem bu kadar kolay bu iş, o halde nedir hala bu tembellik. bir sürü planım var kafamda ama bir adım ileri gidemiyormuş gibiyim. önümüzdeki cumartesiyi doğru düzgün atlatabilirsem eğer bir adım attığımı düşüneceğim. sonra kasım sonunda ikinci adımı da geçerim belki. sonra da ocakta hayatımı değiştirmek için 3-5 adımı birlikte atarım belki.

bu belkiler çok anlamsız. olasılık dediğimiz hadise de anlamsız. bazı kesin olan şeyler var ve işin açığı, anlamlı olan tek şey bu. işte gelecek tasarılarını anlamsız bulmamın, dolayısıyla tembelliğimin asıl sebebi, "ya tüm bunlar gerçekleştiği halde ben hala aynı hissiyatı ve koşulları bir kez daha sindirmeye çalışıyor olursam" cemil cümlesi dön dur beyinde dön dur... sonra delirt bünyeyi...

ve bir de şu var...
hayatta her şeye nahane bulabilen bir insan, gerçek bir tembeldir. ve ne söylerse söylesin, bu gerçeğin değişmeyeceğini bilir :)

Çarşamba, Ekim 15, 2008

kaplan


ben şimdi hala içim acıyarak, öfkem gözlerimden taşarak, hiçbir şey yapmayarak "ben"...


Kaplan! Kaplan!

Kaplan! Kaplan! gecenin ormanında
Işıl ışıl yanan parlak yalaza,
Hangi ölümsüz el ya da göz, hangi,
Kurabildi o korkunç simetrini?

Hangi uzak derinlerde, göklerde
Yandı senin ateşin gözlerinde?
O hangi kanatla yükselebilir?
Hangi el ateşi kavrayabilir?

Ve hangi omuz ve hangi beceri
Kalbinin kaslarını bükebildi?
Ve kalbin çarpmaya başladığında,
Hangi dehşetli el? ayaklar ya da

Neydi çekiç? ya zincir neydi?
Beynin nasıl bir fırın içindeydi?
Neydi örs? ve hangi dehşetli kabza
Ölümcül korkularını alabilir avcuna?

Yıldızlar mızraklarını aşağıya atınca,
Göğü sulayınca gözyaşlarıyla,
Güldü mü o, görünce eserini?
Kuzu'yu yaratan mı yarattı seni?

Kaplan! Kaplan! gecenin ormanında
Işıl ışıl yanan parlak yalaza,
Hangi ölümsüz el ya da göz, hangi,
Kurabilir o korkunç simetrini?





şiir: http://epigraf.fisek.com.tr/index.php?num=678
resim: http://karincharlotte.deviantart.com/art/Tiger-II-54952844

Pazartesi, Ekim 13, 2008

ba

"bigün" daha evine dönememişken gittiğini söylediler. söylediklerinin ne anlama geldiğini bilmiyordum. sen gelmeyecektin ama biz gidecektik yine. o çirkin hastanenin asansörü seni bahçeye, bize taşıyacaktı. sen, yorgun argın olsa da beni almadıkları o binadan ağır ağır çıkacaktın. ağaçların altındaki banka beni, seni yanıma getirmek üzere yalnız bırakmış annemle birlikte gelecektin...
ben "hastaneden çıkıp gelemeyecek artık" dediklerinde üzülmüş ama kahrolmamıştım. beklemekle geçen uzun uzun yıllar artık hastanede bile görüşemeyeceğimizi anladığım halde bitmedi. hala bir yerden çıkıp geleceğin hissine kapılıyorum ve bu geçmek bilmiyor. aslında artık gelmeyeceğine tamamen inanmak da istemiyorum. gelmeyeceğine inanmak yerine bundan önce yanımda olmadığın zamanlar için sana kızmak daha kolay geliyor. sana haksızlık ederken kendimi korumaya çalışıyorum. ve hayatım boyunca bencil olmadığım yanılgısına kapılmadım hiç, bunu da bilmeni isterim.

şimdi bu sene aynısını tekrar yaşamayacağım derken, içimdeki bastırılamaz özleme engel olamıyorum. birileri bir yerlerde seni kullanarak canımı yaktığından beri susuyorum oysa. susuyor, bu konuda kimseye bir şey demiyor, büyümüş gibi yapıyorum. ama yok işte. aynı sızı ve özlem gözlerimi dolduruyor. sadece diyorum ki "bu salı 14 ekim"... ama 14 ekim nedir kimseye söyleyemiyorum.
haklılar belki de. samimi bulmadıkları bu acıyı anlamamakta haklılar. ama onu anlayacakları gün geldiğinde dilerim beni hatırlarlar. o zaman canımı yaktıkları ölçüde yapışır vicdanları gırtlaklarına. dilerim kötülük kaybeder bu sefer. ya da ne fark eder? bir masal değil bu, bir masal gibi de olmayacak hiç. bütün kötüler kazansın, ne fark eder?

ben yarın kendi saçlarımı okşayacağım uzun uzun. "mesela sen hala yanımızdaymışsın" hayalleri kuracağım. muhtemelen biraz gözyaşıyla kendimi avutacağım. büyüdüğümü görüyor olmanı dileyeceğim. yanımda olduğunu sanmak yerine hissetmeyi dileyeceğim. her şeyin başa dönmesini ve tüm kötü anıları unutmayı dileyeceğim...

Perşembe, Ekim 09, 2008

kas-ıl-ım

"ekim ayından kasım ayından kışın giriş merasiminden nefret ediyorum. böyle her şey tık tık tık yıkılacakmış gibi.. domino taşları gibi.. arka arkaya duruyor her şey, ha yıkıldı ha yıkılacak. tedirgin, huzursuz, sevimsiz duygular. ama mutsuzluk gibi değil, acı gibi de değil -şimdilik- yine de yarın ne olacak bilinmez tabii. iyiyim ama değilim de. gözlerim dolmakla dolmamak arasında kalmış. ikisi de olmuyor. hani belirsizlik gibi. anlamsızlığın rahatsızlığıdır belki de."

dün o mailde yazdıklarıma yabancılaşmışken,
bugün onları okuyunca "içimdeki tam olarak bu" dedim.

ekim ve kasım.
sadece iki ay, iki uzun ay nasıl da güzel sıçıyor insanın ağzına.
insanın değil, sadece benim ağzıma...

ekim ve kasım.
25. yılda çirkin, huzursuz, sevimsiz iki uzun ay daha...