Salı, Temmuz 29, 2008

ad-ım

hayat -bizim uydurduklarımız dışında adı buysa gerçekten- anlaşılmaz ve zor. bunu ilk kez ben söylemiyorum elbette. büyük ve önemli bir tespit de yapmadım. benim için bile önemsiz bu cümle...

sadece...

hayatın gerçekten durduğu ve yeniden akmaya başladığı onlarca an yaşadım 19 temmuz'da bu yana. elimin kolumun bağlı olduğunu hissettiğimi sandığım zamanlar çok olmuştu ama canımdan bir parça için bu denli çaresiz hissetmemiştim hiç. zaman zaman kendim için duyduğum çaresizlikten çok daha başka bir şey, çok daha korkunç ve esir alıcı...

o güzel kıvrımlara kan damlamış, aramıza kilometreler girmiş, adını ve anlamını bulamadığım bir yerde kilitli kalmışım. ağlayarak aramış canımın içi, canının içinin yanmakta olduğunu söylüyor. sedye ve serumlar ve ilaçlarla doktorlar... "yanındayım" diyorum... yanına varamadan elini tutuyorum... "atlatacak küçüğümüz, çok güçlü o, biz de öyleyiz"... canımın içi gördüğüm en büyük cesaretle bir kez bile "neden" demeden elini tutuyor... ben buradan onun eli elimde gibi hissederken, o oradan canının içinin elini tutuyor "atlatacağız" diyor... duyduğum ve duyamadığım en dirençli ses... onu bir kez daha seviyorum... dudaklarım kıpır kıpır, dualardan yorulmuyorum... bilmediğim bir dilin hiçbir duasını hatırlayamazken sadece bildiğim dilde yalvarıyor bir yandan da "canımın içinin, canının içi" ile konuşuyorum... "biz yanındayız, bak yanındalar, atlatacaksın bebeğim"...

hem hızlı hem yavaş aydınlanıyor şimdi evren... küçücük görünüp kocaman olan o adımlarına dua ediyor, nazarlıklar takıyorum yine aklımdan... aklım, kalbim, ben akdeniz'in sıcağında; bedenim burada bir yerde debeleniyor... hayatımın şimdiye kadarki en büyük adımını, bebeğin hayatının en büyük adımıyla birlikte atıyorum... her şey güzel olacak... güzel olacağız birlikte...

Hiç yorum yok: