Perşembe, Haziran 12, 2008

uçak

bu yazıyı çok önceleri okumuşsunuzdur belki. bahsetmiş de olabilirim hatırlamıyorum.
bu notu kendim için düşüyorum...




Küçük Prens’in uçağını düşüren adam

Cemal Süreya’nın dediği gibi, şu ölen genç adam, sizin sıktığınız kurşunun gidip hayatını durdurduğu genç insan “asker” değil “nişanlı”ydı. Saint-Exupéry’yi, uçağını düşürerek öldürmüş olmakla, “nişanlı genc”i öldürmek arasında hiçbir fark yok şüphesiz.


PARİS - Ekrandaki adamın adı Hors Rippert. Alman televizyonunun, özellikle spor programlarını yakın takip eden meraklılarının yakından tanıdığı birisi. Gelgelelim, 88 yaşındaki bu görmüş geçirmiş kişinin sözleri herkesi şaşırtacak nitelikte: 65 yıl sonra, Antoine de Saint-Exupéry’nin pilotluğunu yaptığı uçağı düşüren Alman savaş uçağı pilotunun kendisi olduğunu itiraf ediyor, tarifsiz sıkıntılar içinde

XX. yüzyılın, olağanüstü masalsı figürü Küçük Prens’i yarattığı için evrensel üne kavuşmuş yazarlarının başında yeralıyor Saint-Exupéry. Yazarlığının öbür cephelerine neredeyse haksızlık yapacak ölçüde öne çıkmış bir yapıt bu. Olağanüstü bir ahlâk dersi. Kızışmış bir çağa, baştan uca kana boyanacak bir döneme gönderilmiş yumuşak, derin, hiçbir kolaycı yargıya yer vermeyen bir edebiyat göktaşı.

Saint-Exupéry, başta “Gece Uçuşu” ve “Güney Postası”, pilotluk yaşantısından beslenmiş başka temel yapıtlarla da insan olma koşulunu kuşatmıştı. Asıl başyapıtı, bana kalırsa, ölümünden sonra oylumlu bir ciltte toplanan, bir bölümünü Tahsin Yücel’in dilimize kazandırdığı “Kale”ydi: Edebiyat ile felsefe arasındaki ayrım çizgisini yok eden bir yazı anıtı.

Trajik ve soru işaretleriyle dolu “sırra kadem basışı”, kişiliğinin efsanevi boyutu üzerinde durulmasını alışkanlık haline getirmişti. Arada, usul usul, terekesinde unutulan metinleri kitaplarda toplandı, annesine yazdığı mektuplar yayımlandı, “Küçük Prens”in arkasındaki, eşiyle aşkına dayalı bağlantılar kurcalandı.


Bir yandan da, ölümünü perdeleyen muamma sisini delmeye çalışanların ısrarlı çabaları sürüyordu. Sonunda, bir dalgıçla bir gazetecinin inadı define sandığını ortaya çıkardı: Akdeniz’in dibinde bulunan uçağının kalıntıları bugün Bourget’deki havacılık müzesinde sergileniyor.

Hors Rippert’e ulaşmayı başaran dalgıç-gazeteci çifti, bu yakınlarda “Son Giz” başlıklı bir kitap çıkardı, araştırmanın ve serüvenin bütün cephelerini aydınlatıyorlar. Onlara sorulursa, Rippert’ın ortaya çıkmamasının belirgin nedenleri arasında, II. Dünya Savaşı’na katılan Alman askerlerinin “kahramanlık” öyküleri anlatamamaları ön sırada yeralıyor. Rippert’i dinledim, kalıntıların kesin yeri saptanana dek, düşürdüğü uçağın Saint-Exupéry’ninki olduğundan emin olamamış.

Bu olayın kahredici yanlarından biri, Rippert’in, hem de genç yaşından başlayarak, sevdalı bir Saint-Exupéry okuru olmuş olması. Savaş sonrasında da, hayran okurlarından biri kalmış.

Saint-Exupery

İki Dünya Savaşı da, unutulması güç öyküler kaleme aldırdı edebiyatçılara. “Garp Cephesinde Yeni Bir şey Yok”un Erich Maria Remarque’ından Heinrich Böll’e, özellikle Alman yazarlarının yapıtlarında, felsefi altyapısını güçlü biçimde Karl Jaspers’ın çizdiği, altedilmesi olanaksızlık bir suçluluk duygusu egemendi.

Geleneksel silâhların ağır bastığı bu savaşlarda, günümüzün elektronik saldırılarından farklı olarak, taraflar, namlularının kendileri gibi birine çevrili olduğunu bilmenin tragedyasını derinden yaşamışlardı. Cemal Süreya’nın dediği gibi, şu ölen genç adam, sizin sıktığınız kurşunun gidip hayatını durdurduğu genç insan “asker” değil “nişanlı”ydı.

Saint-Exupéry’yi, uçağını düşürerek öldürmüş olmakla, “nişanlı genc”i öldürmek arasında hiçbir fark yoktur şüphesiz.

Lyon'da Exupery ve Küçük Prens heykeli

Ne ki, birinde, üstüne üstlük, torunlarınızın torunlarını bile gölgesi altında bırakacak bir durum yaşarsınız: Bir biçimde, aynı anda bir insanı, bir bilgeyi, bir yapıtın sahibi bir yazarı, milyonlarca insanın düşlerini süslemiş Küçük Prens’i öldürmüş olma konumuna düşeceksinizdir.

23 yaşını sürdüren Alman pilotuna kim acıyacak peki?

88 yaşındaki Hors Rippert’i dinlerken, o savaş kurbanı adına uçurum duygularına kapılmadan edemedim.

“Küçük Prens”e gelince: Eminim, çoğunuz, onu ‘bir zamanlar’ okumuştunuz. Bana öyle geliyor ki, bugün Dünya’nın ve Türkiye’nin hali karşısında, onu yeniden, dikkatle okumalısınız.



kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/news/440865.asp

2 yorum:

Dikkat! biyo var ! dedi ki...

Ben ilk kez okuyorum:/
Kendimi salak gibi hissettim.
Teşekürler bundan bihaber olmamamı-zı-sağladığın için ŞarlotumHolmsüm

sherlotte holmes dedi ki...

e güzel olmuş o zaman,
ben teşekkür ederim asıl :)