Çarşamba, Haziran 04, 2008

gün

...

işin en güzel yanı çok sevip, bunun altında bir şey aramamakta. soru sormamakta. "seviyorum çünkü..." diye başlayan cümleler kursan da "seviyorum, peki neden?" dememekte. her şey bu haliyle öyle güzel ki. şunu düşünüyorum ben; eğer "neden, neden, neden..." demeye başladıysan huzursuz eden bir şey var bir yerlerde. huzursuzluğun kökü kuruyana kadar güneşe bırakmalı, kavrulmasını beklemeli bu durumlarda. güneş altında her şey daha eski elbette ama şeklini almış ve kimliğini bulmuş aynı zamanda. o yüzden güneşin altına geçip soru sormayı bırakınca, mevsim hep bahar hissiyle yaşıyor insan. ve bu bir kandırmaca değil.

kavga etmeyi sevmiyorum. oysa herkes bilir son derece huysuzum. aksi ve küfürbazım bile. yine de kavga etmeyi sevmiyorum. azıcık sertleşince cümleler, ses yükselince ya da duramıyorum. orada olmuyor çoğu zaman ama tuvalete kaçıp, aynaya bakıp gözlerimin bir an önce kuruması için dudaklarımı sıkıyorum. sonra kafam sabit, gözlerimi tavana dikiyorum ki bu ağlamayı durdurmak için gerçekten iyi bir yöntem.

kavga edince aslında hemen "seni seviyorum nolur susayım ben her şey kabul sonra kızalım birbirimize" demek, sonra sarılmak istiyorum aradaki fiziksel mesafe engel oluyor, yetmezmiş gibi sadece "hmm demek öyle, anladım ben seni, tabi tabi..." huysuzluğuna giriyorum. oysa içim acıyor, ben konuştukça ve aksileştikçe kendi kendimi de hırpalıyorum.

her neyse. sonra bir şekilde sarımsaklı yoğurtlu patates kızartmasına geliyor konu. birisi diğerini ona benzetiyor. diğeri de onun çocukluğuna verdiği kıymeti ve bunun ilkokulun unutulamayan lezzeti olduğunu biliyor. öyle olunca "sarımsaklı yoğurtlu patates kızartması" dünyanın en güzel iltifatı oluyor.

neticede kılıçlar çekilince bile bir şey değişmiyor. ama sen değişmeyeceğine inanamıyorsun. tamam bu defa kesin değişecek, kesin bitti tüm güzellikler diyor, bunu toparlamak istiyor ama toparlayamıyorsun. sonra bir dahaki görüşmeye kadar gergin ve tedirgin, mutsuz ve pişman bekliorsun. ama bu arada hala "neden neden neden..." demiyorsun. güneş azıcık saklanıyor bazen de o mühim değil. yine de ışınlarından nasipleniyorsun.



demek istediğim. hayatımda duyduğum en güzel şey
"eğer sihirli güçlerim olsaydı onları sadece seninle paylaşırım"
diyen sesti.
hayatımda duyduğum en güven veren,
bana güven duyulduğunu ve
fevkaladenin fevkinde -bu nasıl yazılıyor bülent?- sevildiğimi
en çok hissettiğim cümleydi.
bunu söyleyen adam
beni mutluluğa boğuyor.

Hiç yorum yok: