Cuma, Mayıs 09, 2008

trısırt

küçük, güzel çocuk. yanakların kızarmış. yanakların olmasa yüzün bomboş kalırmış. uçları sapsarı kirpiklerin, ıslandıklarından görünür olmuşlar. gözlerin kooocaman açılmış. alt dudağın sarkmış. üst dudağın zaten incecik olduğundan, kaybolmuş. küçük güzel çocuk, saçlarının sarı bukleleri toplanmış tepende, yataktan yeni kalkmışsın, üzeri bir türlü çıkmayan meyve lekeleriyle kaplanmış pijamanla kapının kıyısında öylece duruyorsun.

gelip sarmak istiyorum seni, sırtını sıvazlamak, sen rahatlayana kadar güzel sözcükler fısıldamak kulağına. sen başını yaslasan omzuma, parmağını emerken tatlı tatlı mırıldansan. iç çekişlerin bitene kadar cümle kurmadan, hatta karşılıklı konuşmadan avutsak birbirimizi. çizgi film izlesek beraber, sen anlatsan ben dinlesem sonra. sen sorular sorsan ben sıkılmadan yanıtlasam...

küçük çocuk, sırtına dokunsa birileri. sırtını sıvazlayarak, başını göğüslerine yaslamana izin vererek uyutsa birileri seni. uzun uzun anlatmadan, sadece güzel söcükler söyleseler küçük kulaklarına. parmaklarını ısıtsalar avuçlarında. sen parmağını emerken, düşünmeden baksan suratlarına. gülümseyince onlar, düşünmeden gülümsesen sen de, tereddüt etmeden yaslasan sonra başını tekrar göğüslerine, omuzlarına. uyusanız. uyansanız. güzel, kızarmış ekmek kokusu gelse burnuna. tereyağı ve çilek reçeti sürülmüş ekmeği indirsen mideye. konuşsan hiç susmadan. susturmaya çalışmasalar onlar da. dışarıda güneş açsa mesela, o gün hava sıcak olsa. camdan bakınca yeşil ağaçların yemyeşil olduğunu görebilsen, öyle ışıldasa dünya. o gün tutsalar elinden, sana dünyanın en güzel yürüyüş yolunda, dünyanın hiçbi derdi olmadan koşturma izni verseler.

küçük çocuk, o gün sana geçmişi olmayan küçük bir çocuk gibi davransalar. henüz anı biriktirememiş, hatırlayıp özlemeye fırsat bulamamış, henüz özlemeyi öğrenememiş küçük bir çocuk olsan. büyüyünce zaten bol bol çekeceğin hasretten, duyacağın kaygılardan, güvensizlikten uzak, kendin gibi küçük güzel bir çocuk olsan. izin verseler sana, "ne kadar da olgun bir çocuk" demeseler. sen o gün ne kadar da çocuk bir çocuk olsan. ağlamana izin vermeseler. kanayan dizinden aşağı boca edilen oksijen yakınca, ağlayınca sen, üfleseler dizini. geçse tüm sızısı. bir ıslak kirpiklerine, bir gülümseyen yüzüne baksalar. bir dokunsalar sırtına. bir omuzlarında hissetsen parmaklarını...

büyümek için hızlı hızlı koşmakta olan bedenin içinde, o koca alanda yapayalnız kalmasan, kavuşabilsek, kavuşup sarılabilsek birbirimize... hıçkırıklarını duyup da nereye saklandığını bir türlü bulamazken... karyolanın altına, dolapların içine defalarca bakmışken... yaşlanmış dizlerimle sana yetişemezken... sırtına bir dokunsam, dokunsan omuzlarıma... her şey geçecek diyemezken... ne kadar zor geliyor bir bilsen...

küçük çocuk, burnunu çekiyorsun...
ağlama hemen geliyorum...

Hiç yorum yok: