Salı, Mayıs 20, 2008

köt(ü)

doğrusu, bunu ne kimsenin bilmesi ne de kabul etmesi gerekir. yine de söyleyeceğim. ben kötü biriyim. ergen çocukların "benden uzak dur! sen çok iyisin ama ben seni kırar, incitirim. bu yüzden seninle sev-iş-ir(im) ama ben henüz sevgililik mertebesi için yeterince iyi (!?!) değilim" deyişi gibi değil tabii...

bu arada bu ergen çocukların 17 yaşından büyük olanlarını da görüyoruz, 30larını bulmuş olanlarını da ama bu bambaşka bi konu.

hani mesela hiçkok'un (ki rahmetliden hem korkar hem severim) anlattığı beyts gibi olabilirim diye korkuyorum. ruhumu kılıktan kılığa sokabiliyorum. kötülük bunun neresinde diyenler varsa hala, ürkütücü noktaya da değiniriz; birinden birşey/ler öğrenmek istediğimde onun konuşmak istediği kişi olabiliyorum. bu belki meslek hastalığı gibi bi şeydir, emin değilim. yine de bundan ürküyorum. iki yüzlülük filan değil, yalan söylemek de sayılmaz çok fazla o zaman beni rahatsız eden nedir, ürperme sebebi bunun neresindedir bilmiyorum.

tamam itiraf noktasına gelelim. hayatta en çok kendim olamamaktan korkuyorum. her zaman kendim olabildiğim söylenemez ama günün birinde kendimi tamamen unutup, üzerime 3 beden büyük bir ceketle 2 beden küçük bir pantolon giymekten korkuyorum. sonra kıyafetlerimi nereye bıraktığımı da, aslında hangilerini giymekten zevk aldığımı da hatırlayamamak... fena... işte bu yüzden bir başkası (gibi) olabilmek rahatsız edici.

belki de burayı bu yüzden sevmiyorum. ne kendim, ne de başka bir "insan" olabiliyorum...

klasik geyiklere hiç girmeyelim. "iş hayatı insanı nasıl da değiştiriyor. kimlere neler diyoruz. kimlere gülümsüyoruz. kimleri ezip kimleri yüceltiyoruz"ları duymaya ihtiyacım yok. dahası tahammülüm de yok. çarka kapılmak mesele değil ama sonrasında dolanıp kalmak da korkutucu. bunu bildikten sonra duyduğum rahatsızlığı da anlıyorum. şunları yazarken, iki adım öncesine dönünce bile kendimden rahatsız oluyorum. ben kötü biriyim.

tüm art niyetleri bilip de kendime saygımdan sesimi çıkarmayarak, kendime saygımı yitiriyorum. ne saçma değil mi? paradoksal mı? o da olur... ama kendimi sevmeyi ve önemsemeyi
öğrenirken, kendimden koşar adım uzaklaşıyor gibiyim. bencil olmak zor değil ama kabullenebilmek esaslı bir yapı gerektiriyor.

aslında esaslı yazmamıştım ama bugün akıllı uslu olalım yine. esasında ağzım bozuk.
bundan da rahatsızım. hani küfür bilmeyen küçük, masum ve
sonsuza dek sevimli kızlar gibi olmak istiyorum.


kendimi seviyorum. evet hani bunu artık tartışmıyorum. hatta bazen kendime "aferin" diyor, sırtımı sıvazlıyorum. ama yine de tam bir barış sağlayamıyorum. anne-kız çekişmesi gibi belki. sürekli bıdırdanıyoruz birbirimize, sarılıp kalıyoruz ama bıdırdanmaya devam ediyoruz. ya da sadece kabullenme aşamasında zorlanıyorum. nedir bilmiyorum. tanıyorum. öğrenemiyorum belki ama fikir sahibi oluyorum. elimden geldiğince şefkat göstermeye, aslında haklı olduğuma, aklımdan geçenle, sevdiklerimle filan çelişmediğime ikna oluyorum. artık "mutluyum ama böyle olmamalı" demiyorum mesela. bu ona benzer bir durum esasında.

anlatamadığımın farkındayım ama... açık söyleyeyim...
sanırım ben kendi ergenliğimin kimlik bunalımından yeni yeni çıkmaya çalışıyorum. başarılı olmayabilirim ve hatta hata da yapabilirim. hepsini kabul ediyorum. ama kabullenemediğim hususlar içinde debelenip duruyorum. bir yanda hayat ve acı gerçekleri, bir yanda rüzgar ve dalgalar... diğer uçta ben duruyorum. arkamda sevdiğim her şey, düşündüğün ve inandığım bir sürü şey. orada öylece bir yolda yürümeye çalışıyorum. bazen rüzgara takılıyorum, dalgalar da varıyor ayaklarıma, sonra "gerçek öyle değil" diyor bazıları. ben adım adım yürümeye çalışıyorum. hatalarımla birlikte ben buyum.

ve yine de başa dönersek, evet ben kötü biriyim de. bundan memnun da değilim. kulağımı da çekiyorum. ama ben çekerken bir yandan diğerleri de asılıyor öbür kulağıma. kafamı ne yana çevirmeliyim emin olamıyorum. bütün mesele bu aslında. hangi kulağım koptuğunda rahata ereceğim, olmaktan korktuğum kişiye dönüşünce vicdanımı kendime bulabilecek miyim... bilmiyorum... bilmek...

henüz bilmek istemiyorum...

6 yorum:

Dikkat! biyo var ! dedi ki...

Ama bunu yalnız sen düşünüyor değilsin.Bunu biliyorsun değil mi:)

Ben misal
Kendime hem hayranım hem "bu mu lan biyo"diyorum
Kendimi hem çok seviyor hem nefret ediyorum
Kendimle vakit geçirmeye hem bayılıyor hem çok sıkılıyorum
Kendimi hem affediyor hem bağışlayamıyorum
Kendime hem toleranslı davranıyor hem tahammül edemiyorum

Bu böyle sürer işte
Aslında kendim hakkımda ne düşündüğümü bende"henüz bilmek istemiyorum"

sherlotte holmes dedi ki...

çelişkiyi kabullendim, kötü olduğunu da düşünmüyorum hem. ama kafa karıştırıcı. belki herkes kadar karışıyor kafam ama bazen içinden çıkamıyorum işte...

İkametsiz dedi ki...

umarım mevlana dürzüsünün göründüğü olduğu falan filan gibi ol sözlerini takmıyosundur. Sen kendini nasıl bilebilirsin ki, belki de bi hiçsindir: ) değişip duruyosundur, dedikleri gibi "değişimin tadını çıkar" bence. Zevkli oluyor.

sherlotte holmes dedi ki...

korkum, oturup iki çift lafın belini kırmayacağım biri olmak.

İkametsiz dedi ki...

kendinden ayrı biriymiş gibi konuşuyorsun.

sherlotte holmes dedi ki...

kendimden ayrı biri(leri)yim bazen.