Perşembe, Mayıs 15, 2008

karman (part bilmem kaç)

sanırım zaman zaman evde unutuyorum özgüvenimi. o zaman böyle eve gidip ben de, yatağa kıvrılmak, kıvrıldığım yerde uyuyakalmak istiyorum. ama kimse gelip örtmesin üstümü. kimse hatırlamasın da varlığımı. tamamen unutulmuş olayım. hani o öyle bir durum ki, mümkünse öncesi ve sonrası olmasın. bi de şey var mesela özgüven de, ağrımadığında varlığı unutulan organlar gibi, olmadığında hatırlanıyor. ne acıklı oysa hani bilse insan o hep orada duruyor.

aşık olduğum adam eski kız arkadaşından "kendine onun kadar saygısı olan biri yoktur" diye bahsederdi. hatta şimdi bahsetse yine öyle bahseder eminim. o zaman ben kendimi kötü hissederdim. kendimi kötü hissedip bi de bu kötü hissiyat yüzünden içimden "benim özsaygım nereye kayboldu" derdim. şimdi dese, yine derim sanırım. kendine saygı duymakla duymamanın arasındaki çizgi tam olarak nereye ve nasıl çizilmiş? ve ben zavallı mıyım? ayrıca şu da var bak şimdi "sevgilinin eski sevgilisi" de nereden çıktı? girmiş miydi ki?

neyse...

ben şimdi yine bir çeşit buhranın kıyısındayım. dışarıda hava o kadar kapalı ki, içerisi ışıklarla aydınlatılamıyor bile doğru düzgün. bir de soğuk var, üşüyorum. beynim yavaş yavaş donduğundan herhalde, düşünemiyorum. biliyorum eğer donacak olsa beynim en son depresif hücreleri ölecek. sadece donacak olsa değil, yanacak olsa da diğerleri önden gidecek eminim. canım sıkılıyor bir şeylere. üstelik üzüldüğüm andan bir sonrakinde hatırlamayacağım kadar gereksiz hususlara takılıyorum. yine de daralıyorum. hava kapalı, ondan oluyordur diyorum.

şimdi düşünüyorum. ne çok insanla ne çok duygu sıralamışım hayatımda. ama en çok özlemeye yatkınım. yanımda, yamacımda olunca, hani sırtımı dönünce bile özleyebilen biriyim. gece uyuyup da sabah uyandığımda ölür gibi özlemiş uyanabilen biriyim. ne diye böyleyim? herkes her dakika yanımda olsun. mesela bütün anılarının içine saklanayım, onlar benim anılarımın öznesi olacaklar zaten.

(gitti. gidişi üzerine konuşmamaya karar verdim. dimdik durabilmek zor olmayacak. özlesem de kavuşur, yapışırım o da biliyor işte. neyse özledim şimdi daha da özleyeceğim ama kavuşmalarımız hep muhteşem olmadı mı? neyse...)

şimdi dün öyle kuru kuru vedalaşırken...
nası desem. kim kime böyle güzel böyle içten sarılıyor. bu insanlar gerçek mi hayal mi kuruyorum diyorum. böyle yanaklarını filan sıkıyorlar, küçücükmüşsün yine gibi hissediyor ama o zamanlardaki gibi utanıp kıyıya çekilmiyorsun. sonra tabii ki hemen özlüyorsun. gördüğün anda duyduğun huzurla susup kalabilirsin, orada öylece uyuyabilirsin o kadar mutlu oluyorsun. sonra yine vedalaşıyorsun. bu karmaşık hususu daha da karmaşıklaştırdım ama... şöyle diyeyim... "vuslat uykumu getiriyor benim" :)

oh bi kısım kustum rahatladım, kendime geldim. diyeceğim şuydu;
o kadar çok güzellikle temas halindeyim ki acayip şanslıyım.
o kadar güzelsiniz ki hepinize ayrı ayrı hayranım...

dur lan en başta diyeceğim bu değildi...
neyse diyeceğim bu olsun, havalar da ruhumu daraltmasın bi zahmet..

.

2 yorum:

Biyonikkedi dedi ki...

Başı ve sonu gelgit gibi bir yazıydı.
şarlot uyu ve kendine gel!
Ben üstünü örterim.
Uyuyanın üzerine kar yağarmış,hiç duymadın mı sen bakiim!
Hadi uyu,yat yat dal hemen

sherlotte holmes dedi ki...

karmançorman bi şeydi evet. tam da benim gibi bi şey yani :)
uyusam geçecek hakikaten, gitsem uyusam bi an önce :(