Perşembe, Mayıs 01, 2008

kar ve yol

biri çocukluğuma götürüp, oradaki kocaman karyolanın altına saklayabilir mi beni? rica ediyorum, lütfen beni sökün buradan, ayırın kollarımı ve bacaklarımı bu resimden, götürün. ben size yolu tarif ederim. sadece yolu değil, evi, yatağı, beni oraya nasıl saklayacağınızı ve beni orada nasıl unutacağınızı da anlatırım. sadece ufacık bir yardım. beni alın ve götürün.
buraları katlanılmaz kılan bir kişiden bahsedemem. birden fazlasından... bahsedebilirim belki ama bahsedebileceklerimin her yede olduğunu da söyleyemem. kapıyı pencereyi kapatınca yoklar. kulaklığı takınca yoklar. gözlerimi kapatınca yoklar. ama kapıyı pencereyi kapatınca içerisi havasız, diğerleri de benim için kör veya sağır olmaktan farksız. katlanılmaz olduklarının farkında olduklarından da eminim üstelik. bundan zevk aldıklarını da. belki de bu yüzden asıl psikopat benim.

kimin ne derdi varsa getirip kafamdan aşağı boşaltıyor sanki. sıcak sular, kaynar sular... kulaklarımdan içeri kocaman çubuklar sokuştutuyorlar ama neden?

neden? işte en sevimsiz soru. işte en vazgeçilmez, işte hayatımı baştan aşağı yazıp çizen soru. şu ufacık karmaşaya bile nasıl giriyor da kendini o kadar net yerleştiriyor bu soru? derdi ne? neyse...


kalbimi neden yaptılarsa nereye çarparsa çapsın, şiddeti fark etmeden dağılıveriyor. her neden ürettilerse kırıla kırıla bitmiyor. sürekli yıkılıp yeniden inşa ediliyor. anlamıyorum. içeridekilere saklanacak yer kalmadı sanki. her yer yıkık dökük. güzel tabloları sarmışız gazetelere. artık gazeteler onları ne kadar korur kollar saklar bilmiyorum. merak ediyor muyum? evet ediyorum. ne kadar saklayacağınımerak etmiyorum da aslında, daha sağlam bir malzeme bulup, ona saklama derdindeyim. ya da yine yalan söylüyorum ne bileyim.

mutsuz filan değilim. değilim de nefes alamıyorum yine. sonra buralara bakıp da, "e ozaman ne diye böyle yazılar yazıyor ne de güzel pek de güzel hayat" tadındadüşüncelere kapılanlara şaşırıyorum, gülüyorum da, onların inandıkları stabil hayatlara özeniyorum... aman neyse...


hepsi birden çene kemiklerini ayırmış, kafamı ağzına sokmaya çalışıyor sanki. benim kafam kocaman. çeneleri ağrıyor ama vazgeçmiyorlar. deli olmalılar. ben olsam misal "eeeh" derim. onlar neden demiyorlar. kafayla karın da doyurmuyorlar üstelik. hem ben... dedim ya az önce hakikaten boğluyorum... katlanmam gerek, tamam sık dişini, sık, kimse dişlerini sıktığını fark etmesin ama sen sık. sık ki şöyle birkaç sene huzur bulsun canından öteler. sık yaparsın sen. aslansın kaplan olamadın, hala biraz hantalsın. sonra her şey güllük gülistanlık. biraz bekle. tükürüklerini biraz daha sakla. sonra hepsine birden yetecek kadar biriktiklerinde hepsinin suratına tükür ve çık git. ha istersen tuvalete gitme bu süre boyunca... neyse...

çok çok çok... her şey hem çok hem de bok... rahatları kıçlarına batanların beyinlerinden çıkan öfke kıvılcımlarından sakınmak için koş koş koş... yorul sonra, dinlenemeden daha sen küfretmemek için tut kendini. delisin ya. tut kendini. sıkı tut kendini, sıkı tut düşme. sıkı tutun kendine düşme.


yorgunum, nefes almam lazım bi de. biri beni çocukluğuma götürüp, orada saklasın...

Hiç yorum yok: