Pazartesi, Mayıs 26, 2008

düş gibi...

biliyorum, kaç zaman oldu görmedik birbirimizi. gördüğümüz anlar da hep başka zamanların arasına sıkışmış, koşturarak özlem giderilmiş, başkalarının gözlerine bakılmış arada, gülünmüş, gülünmüş neyse ki çok ağlanmamış, ağlama ihtiyacı duyulmamış zamanlar oldu. hemen geçti, sonra "ama daha sarılamamıştım" diye geçirdik içimizden. "daha üç güne tamamlayamadık..." bu yüzden aslında son bir yıldır doğru düzgün görmedik birbirimizi. gördükçe yetirmeye çalıştık zamanı ama ne yetti, ne yetişebildi. zamanı verimli kullanmak filan, hepsi yalan oldu.

şimdi saçma sapan bir duygusallık gibi duracak. ben bunları tekrar okursam bana da farklı hissettirmeyecek. ama hayatımın öyle bir yerini anlamlandırıyorsun ki... bir sürü şey oluyor her gün. saçma sapan bir sürü şey. "dur" diyorum bunu söylemem lazım. sonra neyi söylemem gerektiğini hatırlayamıyorum bir türlü. güzel şarkılar çalıyor, "dinlemeli" diyorum. biri bir şey söylüyor, "bunu duymalı" diyorum. seni görünce anlatma telaşımdan, dinleme telaşımdan, sorup öğrenme, sormadan söylemeni bekleme telaşımdan unutup gidiyorum. her şey nasıl da önemsiz oluyor. ben yetişmeye çalışıyorum, geç kalmayayım diyorum, beceremiyorum ama yine de bir şeyin değişmediğini görüp mutlu oluyorum.

kendimle yüzleşmeye başladığım uzuuun bir sürecin "tam olarak" ilk anında yanımdaydın. ilk anda sıkılıp elimi bırakmadın. bir bahçede, bir sürü insana rağmen hepsinden izole, sıcak havanın altında, nereden geldiğini bilmediğim bir sürü cümle ve bir sürü sessizlik döküldü kaldı. şaşırdın, üzüldün, sevindin, durdun, ağladın, baktın, güldün, baktık, güldük, geçti. o gün geçti... sonra devam etti. sen yine sıkılıp bırakmadın. sen elimi daha çok sıktın, beni silkeledin, uyandım. ben "tam olarak" uyandığım anda yanımdaydın. kapalı bir bahçede, sigara dumanıyla sarılmışken, ben tam karşında otururken yanımdaydın. belki ikincisini fark etmedin bile ama yine yanımdaydın. ben uyanmaya başladığımı hissettiğimi de ilk sana anlatmıştım...

sonra -hepsinden sonra değil, bazılarından sonra ama bazılarından da önce- senin canını yaktılar. senin canını yakanları öldürmek istedim. canını yakanları öldürmeyeyim, senin bu hissimden haberin olmasın diye "durdum". insanların aptallıklarına ve acımasızlıklarına şaşırdım. ben buna şaşırdıkça sen kendini aptal sandın. o zaman sadece asıl "gerçeğin" sen olduğunu anlatabilmek istedim.

canın yandı. senin canın yandıkça, gözlerin yandıkça ben sırtımı dik tutmaya çalıştım. sarıldım mı hatırlamıyorum ama öfkeme yenilmeyeyim, bulup da suratlarına tükürmeyeyim, sen de kendini suçlu hissetme diye sadece "durdum". aklım seni küçük bir çocuk gibi yatağına yatırıp, üzerini örtmekteydi, "saçlarını da toplayalım şöyle"...

gülümsüyorsun. hani bazen doluyor gözlerin -ki bu kaçınılmaz sanırım:)- yine içinde bir yer gülümsüyor. histerik kahkahalarımızın ardı ardına dizildiği zamanlardan farklı, içinden taaa içinden gülüyorsun. ama biliyor olmalıydın, somut örneklerim vardı elimde. inanmadığım hiçbir şeyi söylemedim. bunu biliyor, bana inanamıyordun. ama gerçekten, gözlerin kurusun, omuzların dikleşsin diye değildi hiçbiri. zaten öyleydi. öyle olmasaydı, sadece "bundan sonra böyle, kabullen" derdim. demedim...

seni seviyorum. saçların çok güzel, onları da seviyorum. sonra kurduğun cümleleri seviyorum. kurduğun cümleler benimkilerle savaş halinde olduğunda bile seviyorum. artık bunu sorgulamıyor oluşuna çılgınca sevinip, içten içe bunu çaktırmamaya çalışıyorum. "sitem etmeyeyim, zaman onun için hızlı geçiyor" diyebilişine, bunu bana söyleyebilişine, kendimi kötü hissetmeyeyim diye "özledim, neden görüşmüyoruz" hatta "hadi buluşalım" demeyecek kadar, hassas, düşünceli, ince oluşuna hayranım. beni tüm sevdiklerimle sevişine; "kıymet veriyorsa bir şey vardır" deyişine; kimsenin anlayamayacağı kadar saçma kararlarıma, tavırlarıma, tepkilerime, tepkisizliklerime, benim gibi bakabilip anlayış gösterişine; haklısın diyebilişine; haksızlıklarımı söyleyebilişine; "beni sevme" demekten vazgeçişine... hepsine hayranım.

bir sürü peşpeşe üç günümüz, beş günümüz, aylarımız olsun, dipdibe yaşayalım diliyorum. bir sürü defa bir sürü insana "biz hiç ayrılmadan 72 saat geçirdik" demeye devam etmeyi diliyorum :)

sen varsın. ben bunu biliyorum. varlığını düşünüp güçlü hissediyorum...

Hiç yorum yok: