Pazartesi, Nisan 21, 2008

kinkong:re

korkacağımı sanarak gittim, bindim uçağa. hem ilkti, hem tektim ben. biraz "şaşkınlığımdan" korkmuştum öncesinde. biletimi almak, yerimi belirlemek, valizimi vermek ve almaki, oturmak, kemer bağlamak, telefonu kontrol etmek yüz kere kapalı mı diye... bunları düşündükçe korkuyordum. sanırım uçakta olmaktan çok, uçağa biniyor olma gerilimi yaşıyordum.

gittim, sessiz, sakin ve hızlıca hallettim. sonra geçtim o abuk tünelimsiden, yerleştim iyice. sanki milyonuncu sefermiş gibi bir rahatlık ve büyük keyif duydum. bulutlar üzerlerinde yürüyeyim diye yayılmışlardı sağa sola. yer yaklaşıp uzaklaştıkça güzelleşiyordu. kendimi bile şaşırtarak huzur buldum. hatta bir ara "bu güzellikten mahrum bırakmadığın için teşekkür ederim" dedim. konforsuz uçağın konforsuz koltuklarında muazzam bir manzarayı bulutların ta içini seyrettim. ne garip... uçabiliyorum...

sonra hayatımda ilk kez nisan ayından denize girdim. sanırım en erken haziran ortasında girmiştim. ama nisan, biraz soğuk ama ne kadar güzel. deniz, yüzüp de bitirilemeyecek kadar kocaman. pırıl pırıl, buz gibi, cam gibi, ayaklarımın altında balıklar, ayaklarımın altında incecik kum, yanımda iskele karşımda sörfler, yelkenliler... huzur... huzur... huzur...

sonra istanbul'dan korktum. istanbul'da değildim ama buna rağmen istanbullulardan bir kez daha korktum. istanbul'da olmak güzel ama hani sizin oraların insanıyla iletişim kurmak, samimiyet bulmak ne zor. herkesin burnu birbirinden büyük, herkes birbirinin dostu ve düşmanı... ayaklar kaygan zeminde ama tutunacak yer yok sanki... çok korkutucu...
(rica ederim buradan amanın istanbul'uma laf etti hırsı duymayalım)

neyse...
dediğim gibi huzur huzur huzur...
denizdeyim, kumdayım, güneşteyim...
3 kez denize girerek, 1 gün ve çok uzun süren bir tatil yapmış gibiyim...

Hiç yorum yok: