Salı, Mart 18, 2008

zaman ve kabak

şimdi kimseyle "aslında o kadar da kötü değil, ya daha kötüsü olsaydı, gülümse bakalımcılık" oynamayacağım elbette. ulen yine de güzel beeeee -aman yanlış olmasın burada gevrek gevrek gülünecek.

bir süredir ayaklarım yerle kesinlikle temasa geçemiyor. hani öyle ki "hakikaten yeni bir aşk mı doğuyor ne" diyorum mütemadiyen. sonra burnu havada ve kimseyi beğenmez hallerimle güldüğüm yığına bakıyorum, onların cümlelerini çaldığımı fark ediyorum. oysa ben de 100 yaşına gelip, utanmadan yalan söylediğini düşündüğüm amca ve teyzeler gibi, "saygı ve sevgi çerçevesi içersindeğ..." diye başlayan, ağır aksak, sıkıcı konuşmalar yapmak istiyorum. bunu yapmak istiyorum çünkü bundan bikaç zaman öncesine dek farklı bir şeyin olmayacağına kalıbımı basıyordum.

hayır, biliyordum ki ben sonsuz bir aşkla ve tutkuyla bağlanırım ama bu totomda patlar. "bak şu ilk yılı devirelim görürüm seni, olmadı mı 3 olsun o zaman. tek sayılarda olmadı ama çiftte mutlaka....4? peki madem 5 olsun" derken... artık kendime umutsuz senaryolar yazmaktan tiksindim. her an her şeye hazırlıklı olursam acı çekmeyeceğime o kadar ikna olmuşum ki, hazırlıkla geçirdiğim zamanlarımın rengini soldurmuşum. ancak fark edebildim. hazırlıkla vakit kaybedeceğime "zaman"ı geldiği kadar güzel hissetmeye, yaşamaya, doymaya, bıkmaya harcıyorum enerjimi. ve bundan da önemlisi hazırlanınca daha az üzüldüğüm sanrısından sıyrıldım. tamam sıyrılmak zor, zor ama 25 sene sürecek kadar da değil. bu yüzden kızıyorum kendime. ve biliyorum bu vakte kadar buna inanan tek kişi ben değildim... belki vazgeçen az kişiden biri olurum... ama bil ki son birkaç senedir hissetmediğim kadar huzurluyum...

sorunları bir torbaya toplayıp dolaba saklamadım. aksine na böyle kabak gibi ortadalar. görmezden de gelmiyorum hiçbir şeyi. aksine sıkıntımı biriktirip yorgan altı gözyaşı nöbetlerine tutulmak yerine sıkıldığım anda sıkılıp, büyümeden kesip, atıyorum. korkuyorum, endişeleniyorum. biraz fazlaca heyecanlıyım. hala kekeliyorum. hala tekliyorum. hala paniğe kapılıyorum. bunların hepsinin bir arada olmasından da saçma sapan bir şekilde huzur duyuyorum.

tüm bunlarla bir kez daha düşünüyorum işte. "aşık oldum, evet yine oldum, bak işte şimdi yine" diye geziniyorum. gerzek gerzek neşelenmeler, durup hüzünlenmeler, aptal bir kelimenin yarattığı çağrışımla anılara gömülmeler, buluşmaya giderken heyecanlanmalar... evet hepsi birebir yaşanıyor. dışıma çıkıp başkası gibi bakmaya çalışıyorum ama onu da beceremiyorum. aptal gibi göründüğüme inanıyorum. sonra buna iki kez gülüyorum.

sakin olmaya çalışıyorum. sakin sakin bunalıma girmeye çalışıyorum. o da olmuyor. canım sıkılıyor, moralim bozuluyor. vakti dolunca o da geçiyor. mutlu müziklere kaptırmak istiyorum. hüzünlü şeyler dinlemekten geri duramıyorum da ama sonra çaktırmadan kafamla ritm tutmaya başlıyorum anlamsızlığı kadar neşeye boğulmuş şarkılara. bahardandır diyorum. dışarı bakıyorum hava da kapalı. yağmur da yok altında yapılan uzun bir yürüyüşle boğalım gönlümüzü. bahar gibi de değil sanki. bahar olsa aşkım ondan bu derece depreşik olurdu diyorum. diyorum ya baharı da göremiyorum.

geçicidir, bugünlüktür demeye çalışıyorum. sonra kendime neden hala haksızlık yaptığımı sorgulayıp kızıyorum da. hiçbir zaman mutlu insanlara burun kıvırıp, "onlar hayattan ne anlarlar" küçümsemesine kapılmadım. bunu da hep bencil ve haksız buldum. yine de sanırım söz konusu ben olunca geri duramadım. bu yüzden herhalde, mutlu ya da sadece "mutsuz olmayan" hallerime alışamıyorum. sanki ben değilmişim gibi geliyor. bunu ne kadar uzağa itmiş, unutmuşsam tam da içimden geldiği gibi olduğu halde "rol mü kesiyorum" diye soruyorum.

neyse ne. hala "biliyorum, sonsuz -ara bile vermeyen- mutluluk söz konusu değil, med-cezir de vurur zaman zaman". ama başından beri dediğim gibi "biliyorum, sonsuz -ara bile vermeyen- mutsuzluk söz konusu değil, güneş açar zaman zaman".

eski ben yok yani, yeni ben de...
ikisi de aynı çünkü. değiştiğim de, kabullendiğim de yok üstelik.
müdahale alanımın sınırlı olduğunu biliyorum şimdi. mutluluk ve mutsuzluk birbirine karışıyor hükmetmeye çalıştıkça. baktım takılıp kalmış, ilerlemiyor, ben elimden geleni yapıp gönül rahatlatma seansları düzenliyorum.

ve evet, kimseyi ilgilendirmeyen bu meseleden, yine kimseyi ilgilendirmeyen, şahsım için neşe saçıcı konularımdan birine daha dönersek, sanırım 5. yılda 6 ya da 7. kez aşık oldum...

not: seninle birlikte bugünü de doğumgünüm ilan ettim ya... kutlu olsun biz'e...

2 yorum:

Sunny dedi ki...

ayyh tam da beni konum dedim... mutluluk mutsuzluk, bunalım hatta cılkı çıkarılmış bunalım, dengesiz denge hali üzerine esip gürleyecektim ki...
Son cümleyi okuyunca ister istemez bir gülümseme yayıldı yüzüme...
O halde:

KUTLU OLSUN SİZEEEE... KUTLU OLSSSUUNNNN...

:)

sherlotte holmes dedi ki...

dengesiz denge hali ya da dengeli dengesizlik hakkındaki uyarımı taaa en başında yazmıştım blog karşılayıcıma... o kadarını söyleyeyim :)

kutlu oluyor hakikaten...
olsun da zaten...
teşekkür ederiz "biz"