Pazartesi, Mart 17, 2008

ö C ü

sen, mutluluk veren yokluğuna rağmen, yokluğunda kalp kırmayı başarabilensin. ne zaman burnunu gömdüğün çamurundan çıkıp aklıma yürüse adımların, o zaman felaketim oluyor gece. her şey bitiyor, bir sen gelip oturuyorsun karşıma. ses geçirmez bir camla kaplanıyor çevremiz. camın dışında duyulmayan bir can ağlıyor. sen bakıyorsun, pis pis sırıtıyorsun, küfrediyorsun, tokat atıyorsun. ben elim kolum bağlı tükürüyorum suratına. ayakların hala çamurlu, sen hala karanlık. çıkmak istiyorum fanusun içinden, kıpırdayamıyorum. sen ne zaman çıkıp gelsen çamurundan, ben o zaman küçülüyorum. ardından "kafasına sıkabilirim her an" diye bağırdığım adamın yüzü bana dönünce ben küçücük kalıyorum. beni en küçük kötülüğün karşısında dişi HULK'a çeviren nefretin, kaslarımı eritiyor. ayağa kalkmak değil, doğrulmam bile mümkün olmuyor. o tiz sesin giriyor kulaklarımdan, tiz sesin herkese sevgi saçıp, bana "cehennemi" fısıldıyor. sen fanusu terk etmiyorsun. soğukta uyumamaya çalışıyorum, uyursam donarım diye korkuyorum. güneşi bekliyorum. sen orada durdukça kararıyor hava. sızıp kaybolmayı bekliyorum...
bekliyorum, camı kırsın, içeri girsin, seni defedip beni ayağa kaldırsın...
bekliyorum...
geliyor...

Hiç yorum yok: