Perşembe, Şubat 07, 2008

nistigenütögyok

hiçbir şey net değil ama aklımda feci halde yoluna girmiş durumda her şey. çünkü müdahale edemediğim durumlar için ya da "olmuyorsa olmuyor/planların dışına çıkıyor" durumları için kendimi paralamanın anlamsızlığını henüz idrak ettim. bunu anlamam yaklaşık 25 senemi aldı. olsun, daha önümde yaşlanana kadar geçecek uzun bi zaman var. en azından bundan sonra bunu bilerek devam ederim.
tamam kalktık gidiyoruz bi yere ama sanırım düne kadar, duyduğum bi tek cümleye kadar bu kadar büyümemişti içimde geleceğin getireceği mutluluk. gözlerim kör, kulaklarım sağır, kalbim aşktan tıkanmış değil. kalbim aşkla dolu ve hala zihinsel fonksiyonlarını yerine getiriyor bünyem. ve bu haldeyken, bu kadar netken diyorum ki, "zerre kadar tereddüt etmiyorum".
umarım medcezir gelip de vurmaz yine bi yandan, bu "ben"i seviyorum.

medcezirin öncesine, sonrasına, tam da vurduğu zamana defalarca şahit olmuş biri olarak sen ne dersin bilmiyorum. ben sadece onun iç sıkıntılarının arkasına sığındığından eminim. bu içe çöreklenen sıkıntılardan çok çekiyorum yazdan beri filan. yani saçma sapan, nedensiz başlayıveriyor, her hareketime yansıyor. bazen öfke olarak vuruyor kendini dışarıya ki bu kısmı fena. masumları paralıyorum öyle olunca. belki bi çeşit rahatsızlık var bünyede de daha fark edemedik/fark ettik de yediremedik bilemiyorum. baş ağrılarımın migren olduğunu, midemin rahatsız olduğunu ve daha nicelerini inkar etmeyi de severim ben. kaya gibiyim bi şeyim yok demeyeyse bayılırım. o yüzden belki, inan ben de bilmiyorum sebebini. geçelim...
bu iç sıkıntıları en güleç zamanımda bile içimde dönebiliyor bazen. ama ben doruk noktasına ulaşmadan bi şey belli etmediğimden, bunu başarı saydığımdan -ki bu aslında başarı değil gerzeklik- büyüyüp kusulma hali de beter oluyor. hani öyle bir patlamayla yüzleşiyorum ki şiddetimden korkuyorum. bu iç sıkma ve biriktirmelerin ayaklarını harç dolu birer zeytin yağı tenekesine daldırıp denizin dibine gönderiyorum izninle. -tamam itiraf edeyim hepsini zaten göndermiştim diplere. yine de haber vermek istedim. artık bırak başkalarını içimdekiler bile dokunamayacaklar kaleme. iç sıkıntısı dediğin ne ki? yok ulan işte, sen varsın o var, siz varsınız dahasına sıçim!

hayatım tahmin edemeyeceğim kadar güzel bir noktadayken bunu rezil etmesine izin vermiycem içimdeki çamur yığınının. dışımdaki yığınsa... nerede, göremiyorum?

sanırım bi kez daha karar aldım. kararlar almayı geçen sene öğrendim. çok sevdim. fakat sanırım uygulama kısmının gerçekleşmesi gerektiğinden habersizim. aldığım kararlardan sadece birini ya da ikisini bi gazla gerçekleştirdim. ee kalanı ne oldu? hala duruyorlar...
bi şekilde yoluna koymam gerek kafamdakileri. odamı da toparlamam lazım. her şey her yana dağılmış, her şey başlamış da bitirilmemiş gibi. yazdıklarım. okuduklarım. kafam. hepsi paramparça dağılmış durumda. bir kırmızı ışık yakıp, pause'ye basmak gerek...

kararlarımı hayata geçirme kararı mı alsam, ne yapsam...



not: birincil kişiler iyi hissettiklerinde her şeye rağmen güzelleşiyor hayat. unutuyorum kendimi. tıpkı üzüldüklerinde de kendimi unutuyor oluşum gibi.

not 2: tarihlere çok takılmamak lazım. planlarımız üçüncü seferinde bambaşka bir kimliğe büründü. kesinlikle mutsuz sıkılmış ya da başka kötü bi şey gibi hissetmiyoum. isterse yüz kez değişsin, neticede mutluluğumuz baki kalsın. hiçbi şey mühim değil işte başka...

Hiç yorum yok: