Çarşamba, Şubat 27, 2008

ziyaretçiler (korku filmi formu değil)

sanırım terry border ayağını sürüdü...
bir sürü ülkeden hücum oldu bloga 5 dakikada şok geçiriyorum :)

ABD 17, Malezya ve Hindistan 6, İtalya ve Fransa 4, İspanya, Almanya ve Finlandiya 3, Tayland , Polonya, İngiltere, İran, Singapur, Japonya, Romanya 2 ve İsveç, Avusturya, Hong Kong, Meksika, Endonezya, İsviçre, Portekiz, Hollanda, Brezilya, Dominik Cumhuriyeti, Kanada, Tayvan, Yunanistan, Yeni Zellanda, Sri Lanka ve Avustralya 1 ziyaretçiyle buradaydı az önce...

enteresan şeyler tabii bunlar :)

bentobjects


içimden ciddi anlamda hiçbi şey yazmak gelmiyo bari arada süper bi lik vereyim dedim...
bentobjects baktıkça, gördükçe daha fazlasını isteten ve bünyede yer fıstığı, tombi efendime söyliyim sebze meyve aşkı uyandıran bi site. çok eğlenceli, çok yaratıcı çok çok tatlı bi adam bu adam. moraimi, keyfimi yerine getiren bi blog bu. siz de deneyin derim :)

bikaç favorimi de buraya iliştireyim ama çok daha fazlası olduğunu bilin siz...


our spoolish love...

--




--

Cuma, Şubat 22, 2008

Salı, Şubat 19, 2008

"oku"

geçenlerde google reader denen nane'yi kullanmayı deneyip sonra vazgeçmiştim. akabinde gregor samsa'nın konuyla ilgisiz sayılabilecek bi yorumuyla yeniden girdim, takip ettiğim bütün blogları ekledim -ki 50 kadar blogmuş çüş dedim kendi kendime... biraz kurcaladım kırık ingilizcemle anladım çözdüm ertesi gün girdiğimde türkçe olmuştu... anlamadım... hayır madem türkçe olacaktın ne diye bana zorluk çıkardın... hayır madem zorluk çıkarıp sonra türkçe olabiliten yükselecekti ne diye önceki gün dil seçeneklerinde göremedim ben türkçeyi...

neyse diyeceğim, google reader iyidir. hakikaten süper kullanışlı bir araç. ki google'yi çok seviyorum, tüm ürünleriyle beraber. patrona yalakalık yapmak gibi oldu bu ama olsun. not düşeyim dedim.

Pazartesi, Şubat 18, 2008

iyi ki

güzellikleri gözlerinden taşan arkadaşlarım var. var hakikaten. ki yanlarında mutluluk taşar içimden. yanlarında değilken de kendilerini hatırlatırlar farkında olmadan, hatırlanınca mutluluk saçarlar yine içime. ne güzeldirler. ne güzelsinizdir. hani mesela mutluluğum benim içimdeki kadardır onların da içinde. heyecanlanırlar. ben daha çok heyecanlanırım sonra. kızarır yanaklarım sevinçten. samimiyet, bırak sorgulamayı varlığını yokluğunu düşündürmeyecek kadar doğaldır zaten. hep vardır. hani hep en içtendir ya onlar düşünmem bile gerisini. gözlerim mesela, benim gözlerimi koysam onlarınkinin yerine başka yerlere bakar, başka şeyler görür ama aynı heyecanı duyarız yine. benzemeyiz. çoğunlukla benzemiyoruz birbirimize, hep bi diğerimizin bilmediğini biliyor oluyoruz. ya da bazen hiçbi şey bilmiyorum ben, haberim bile olmayan milyon tane güzel şey öğreniyorum yüzlerine bakınca. çok garip bir sevinç bu. benim için benim kadar sevindiklerini görmek nasıl büyük bir lütuf. tanrı varsa bu güzel histe var mesela. bir dostun sarılıp beni sevdiğini söylemesinde var. devamında varsa da kendini göstermek istemiyor biliyorum. sevmek benim için bundan başka bir şey değil. teşekkür ne ki...

Salı, Şubat 12, 2008

sıçma sorunsalı

evet kanatları çıkmamış küçük kuş hayatı öğreneceksin...

asla "yeterince"den fazla çalışmaman
asla "yeterince"den fazla sevmemen
asla "yeterince"den fazla tutkuyla bağlanmaman
asla "yeterince"den fazla yorulmaman
asla "yeterince"den fazla ummaman
asla "yeterince"den fazla üzülmemen
asla "yeterince"den fazla saygı duymaman gerektiğini öğreneceksin...

tamam kabul, bunları öğrenene kadar milyon kere tekrar edeceksin, batacaksın, çıkacaksın, yorulacaksın saygı duymaya, sevmeye, doğru olduğuna inandığını yapmaya çalışacaksın...
tamam kabul, bu arada çok zaman geçecek, yaşlanacaksın...
tamam kabul, artık harcayacak emeğin kalmayacak...

tamam kabul, hep düzgün biri "gibi" yaşamaya çalışıp bunların hiçbirini asla öğrenmeyeceksin. ama kanatları çıkmamış küçük kuş, sen hiçbi zaman o kirli yüzlere karışmayacaksın, kimsenin emeğinin üzerine koca kıçını yayıp, onların yumurtalarını kendi kıçında saklamayacaksın, sen olmaktan vazgeçemeyecek kadar salaksın ama salaklığın doğruluğunu yok etmeyecek, bileceksin...

kendi kıçında kendi yumurtasını taşımak için çırpınıp duran kanatları çıkmamış küçük kuş, yalanların içinde ayakta duramamak ve onlara inanmak için hiçbi sebebin yok...
tüylerini yolanların tüylerine sıçarak hayatına devam edeceksin...
kana kan, dişe diş, boka bok bundan sonra...

hayır

çok gerginim. karar saatlerini beklemek hep çok zor olur zaten, bu bana has bir hissiyat değil. aslında şimdi düşündüm de hislerim hepsi kendine ve hissedene has. her neyse bunu daha sonra tartışmak üzere bir kenara koyuyorum.
ne diyordum, herhangi bir kararı beklemek çok güç. güç, çünkü bir sonraki adımının seni yönelteceği olası yönleri az çok canlandırsan da gözünde, hangi adımı atacağını ve o adımın seni nereye götüreceğini karar verilip, o adımla başbaşa kalana kadar bilemiyorsun. karışık mı oldu? demek istediğim, kafandaki tasarımların hiçbiri duyacaklarınla oluşacak düşüncelerini, hislerini ve koşullarını karşılayamaz. sen "bunu bekliyordum" desen dahi asıl beklentin en iyi ihtimalle duyduklarına çok yakın bir şeydir. ama kabul etmelisin ki asla birebir karşılayamazsın. duyduklarını tasavvur etmiş olsan bile mesela o kadar üzüleceğini/sevineceğini vs tasavvur edememişsindir. hadi bırakalım bilmişliği, şaşırdığın olmuştur muhakkak...
şimdi benzer bir durumun içindeyim. ne duyarım, ne derim, ne karar veririm bilmiyorum. aslında dün akşam bilmek, tasarlamak ve tüm olası durumlar karşısında söyleyecek bir cümleye sahip olmak istiyordum ama bu beni öylesine gerdi ki vazgeçtim. şimdi sadece midemdeki yoğun ağrı beni kusturmadan bu işkence sonlansın istiyorum.
duyacaklarım... her ne duyarsam ve ne karar verirsem vereyim yoluna girecek/yolunda gidecek umarım. dilediğim tek şey doğru hareket edebilmek, doğru seçim yapabilmek, doğru cümleleri kurabilmek. gerisini önemsediğimi söyleyemem. elimden geleni yaptığımı bilmek rahatlatacak içimi. "keşke onu da deseydim" gibi büyük ve geçmek bilmez bi bulantıya düşmek istemiyorum.
verilecek karara ilişkin yapabileceğim her şeyi yaptığımı ve bu konuda rahat olduğumu söyleyebilirim. ama bunun farkında olan tek kişi bensem o zaman canım sıkılacak gibi. canım sıkılacak ama o zaman vazgeçmekte/gitmekte tereddüt etmeyeceğim en azından bunu biliyorum. dilerim "hayırlısı" neyse o olsun...
bu cümleyi seviyorum. çünkü bazen gerçekten neyin nasıl bir kapıyı kapadığını, nasıl bir kapıyı açacağını kestiremiyorum. dediğim gibi... dilerim "hayırlısı" neyse o olsun...

Cuma, Şubat 08, 2008

Perşembe, Şubat 07, 2008

nistigenütögyok

hiçbir şey net değil ama aklımda feci halde yoluna girmiş durumda her şey. çünkü müdahale edemediğim durumlar için ya da "olmuyorsa olmuyor/planların dışına çıkıyor" durumları için kendimi paralamanın anlamsızlığını henüz idrak ettim. bunu anlamam yaklaşık 25 senemi aldı. olsun, daha önümde yaşlanana kadar geçecek uzun bi zaman var. en azından bundan sonra bunu bilerek devam ederim.
tamam kalktık gidiyoruz bi yere ama sanırım düne kadar, duyduğum bi tek cümleye kadar bu kadar büyümemişti içimde geleceğin getireceği mutluluk. gözlerim kör, kulaklarım sağır, kalbim aşktan tıkanmış değil. kalbim aşkla dolu ve hala zihinsel fonksiyonlarını yerine getiriyor bünyem. ve bu haldeyken, bu kadar netken diyorum ki, "zerre kadar tereddüt etmiyorum".
umarım medcezir gelip de vurmaz yine bi yandan, bu "ben"i seviyorum.

medcezirin öncesine, sonrasına, tam da vurduğu zamana defalarca şahit olmuş biri olarak sen ne dersin bilmiyorum. ben sadece onun iç sıkıntılarının arkasına sığındığından eminim. bu içe çöreklenen sıkıntılardan çok çekiyorum yazdan beri filan. yani saçma sapan, nedensiz başlayıveriyor, her hareketime yansıyor. bazen öfke olarak vuruyor kendini dışarıya ki bu kısmı fena. masumları paralıyorum öyle olunca. belki bi çeşit rahatsızlık var bünyede de daha fark edemedik/fark ettik de yediremedik bilemiyorum. baş ağrılarımın migren olduğunu, midemin rahatsız olduğunu ve daha nicelerini inkar etmeyi de severim ben. kaya gibiyim bi şeyim yok demeyeyse bayılırım. o yüzden belki, inan ben de bilmiyorum sebebini. geçelim...
bu iç sıkıntıları en güleç zamanımda bile içimde dönebiliyor bazen. ama ben doruk noktasına ulaşmadan bi şey belli etmediğimden, bunu başarı saydığımdan -ki bu aslında başarı değil gerzeklik- büyüyüp kusulma hali de beter oluyor. hani öyle bir patlamayla yüzleşiyorum ki şiddetimden korkuyorum. bu iç sıkma ve biriktirmelerin ayaklarını harç dolu birer zeytin yağı tenekesine daldırıp denizin dibine gönderiyorum izninle. -tamam itiraf edeyim hepsini zaten göndermiştim diplere. yine de haber vermek istedim. artık bırak başkalarını içimdekiler bile dokunamayacaklar kaleme. iç sıkıntısı dediğin ne ki? yok ulan işte, sen varsın o var, siz varsınız dahasına sıçim!

hayatım tahmin edemeyeceğim kadar güzel bir noktadayken bunu rezil etmesine izin vermiycem içimdeki çamur yığınının. dışımdaki yığınsa... nerede, göremiyorum?

sanırım bi kez daha karar aldım. kararlar almayı geçen sene öğrendim. çok sevdim. fakat sanırım uygulama kısmının gerçekleşmesi gerektiğinden habersizim. aldığım kararlardan sadece birini ya da ikisini bi gazla gerçekleştirdim. ee kalanı ne oldu? hala duruyorlar...
bi şekilde yoluna koymam gerek kafamdakileri. odamı da toparlamam lazım. her şey her yana dağılmış, her şey başlamış da bitirilmemiş gibi. yazdıklarım. okuduklarım. kafam. hepsi paramparça dağılmış durumda. bir kırmızı ışık yakıp, pause'ye basmak gerek...

kararlarımı hayata geçirme kararı mı alsam, ne yapsam...



not: birincil kişiler iyi hissettiklerinde her şeye rağmen güzelleşiyor hayat. unutuyorum kendimi. tıpkı üzüldüklerinde de kendimi unutuyor oluşum gibi.

not 2: tarihlere çok takılmamak lazım. planlarımız üçüncü seferinde bambaşka bir kimliğe büründü. kesinlikle mutsuz sıkılmış ya da başka kötü bi şey gibi hissetmiyoum. isterse yüz kez değişsin, neticede mutluluğumuz baki kalsın. hiçbi şey mühim değil işte başka...