Perşembe, Ocak 24, 2008

mıravikiyi

bugün hep yazmak istiyorum, sürekli bi şeyler anlatmak...

mesela aziz nesin'in badem ağacı şiirinin güzelliğğinden söz etmek, skin denen kadını ne kadar sevdiğimi anlatıp o iç paralayan güzel sesini dinletmek, güzel filmleri uzun uzun anlatmak, okuduklarımı okumak istediklerimi sıralamak istiyorum. nedenini bilmiyorum yine, enerji filan da değil beni böyle çılgınca anlatmaya sevk eden. içim biraz buruk, biraz endişeli, biraz korkak, biraz umutlu, biraz "abartmayalım fena da değil hani"...

artık hiçbir şey söylemek istemediğime en çok inandığım zamanların arkasından gelen çılgınca anlatma isteği başımı ağrıtıyor bazen. sıkıntıda hissediyorum çünkü. "hangisi gerçek benim, hangisi en samimi halim, asıl istediğim ve daha da önemlisi yapmak istemediğim şey ne???" bunların hiçbirine cevap bulamıyorum. kendimden korkumun sebebi bu içinen çıkamadığım hallerim. bunların hiçbirinde kötü bi taraf olmadığını düşünüyorum. muhtemelen hemen herkes zaman zaman hissediyodur bunları ve büyüyünce geçiyodur, bazen büyümek istiyorum... bi an önce... böyle deyince küçücük bir çocuk olduğum da gelmesin aklına. arada kalmak öyle zor ki, bitmek bilmeyen bir ergenlik dönemi gibi düşün, "hayat ne zor, herkes ne kötü" gibi... ama bunun bir iki level üstü tabii...

ben kendimden korkarken, sevdiklerime hissettiklerim ile kendimi onlardan metrelerce uzağa koymaya çalışmam da normaldir sanırım -değilse de umursadığımı söyleyemem bu noktada. yani benim bu medcezire meyletmiş hallerim onları hırpalar, paralar diye korkum. korkum bu ama devamı nedir pek bilemiyorum...

öyle güzel bir adam ki karşımdaki ona yetişememekten, dahası aşağıya eğilmek zorunda bırakmaktan korkuyorum. o uğraştıkça beni kurtarmaya "seni, yavaşlatıyorum, bırak beni sen devam et, kaç bi an önce" demek istiyorum, diyemiyorum. "burası çok karanlık. sakın gitme" demek istiyorum, diyemiyorum. sadece "saplandım kaldım işte mutsuzluk yiyorum üç öğün anlamıyosun" diyebiliyorum. sonra bu dediğimin anlamsızlığıyla boğuşuyorum. bekliyor. öyle güzel ki bu adam, ben anlamsızlığımla kavrulmayayım diye bir tas suyla geliyor. ne demem gerektiğini bilemiyorum "seviyorum" demek istiyorum, diyemiyorum. sevgim içimden taşıyor kendime kızgınlığından sadece susabiliyorum... susuyorum, bir tas su ile geliyor. dahası alaturka bulanların gözlerine soka soka bencilliğimden sıyrılarak, ömrümü kendisine adamak istiyorum. aslında bunları düz, dümdüz anlatmak istiyorum. o konuda da yeteneksizim. her şey çok net. karmaşık olan bir taraf yok mesela. ne istediğimi yalnızca ve yalnızca bu konuda biliyorum.

ailen dışında birini gerçekten seviyor olmak ne garip. arkadaşlarını, dostlarını seviyor olmaktan başka bir yere koymak, koyduğun yerden düşüp kırılmasın diye her yanından sarmak. her yanından pamuklara sarıldığını bilmek. ama bir adım uzağındaki gerçek hayatla boğuşmak zorunda olmak ne zor. her şeyi yok etmek, sadece sevdiklerinle çizdiğin sınırlara sahip bir dünyada olmak ne güzel...

bunları neden söylediğim üzerine düşünmek istemiyorum. bunu gerçekten istemiyorum. tek bildiğim, şu yola asfalt döşedikten sonra, her şey bu kadar net, bu kadar doğru, bu kadar çizilmiş/belirlenmiş olduktan sonra ruhuma değmez okları kötülerin. iyiyim ben. kaygılarım olmasa varolamazdım, şimdi iyi ki varım, iyi ki var her şey...


6 yorum:

İkamet Memuru dedi ki...

"hangisi gerçek benim, hangisi en samimi halim, asıl istediğim ve daha da önemlisi yapmak istemediğim şey ne???" bunların hiçbirine cevap bulamıyorum.

nolur yapma şerlot, nolur kurtar kendini. Çernişevski den çalıyorum sen değişene kadar değişmeyen sensindir. Her an başka bir şeysindir. Nolur kaybetme kendini o aralarda, dön dolaş yerlerinde duranlara nanik yaparaktan. yani istersen: )

hayat güzel değil miydi yahu?

bırak yolun bölük pörçük yıkık dökük olsun. bence.

sherlotte holmes dedi ki...

hayat güzeldi, şimdi de öyle...
iyi ki varım diyemem ki yoksa.

sadece karışık aklın yolu bu. bütün yollar bana çıkıcak neticede kaybolmam o yüzden :)

çok sevdim yazdıklaırnı, sağol :)

İkamet Memuru dedi ki...

hah bahsettiğim de tam o. Aklın karışırkenki o zaman da kendi kendien bir süreçtir aradayım diye kaygılanmasan: )
ama ne güzel di mi hayat: )

sherlotte holmes dedi ki...

bi parçası güzel...
bi parçası değil...
hangisi daha büyük bilmiyorum...

Beyaz Işık Altında dedi ki...

yor-um ne ola ki?
bence parça parça olunuz daha güzel.

sherlotte holmes dedi ki...

parça parça olduk, parça parça kalabilirsek daha da güzel...
hoşgeldiniz.