Çarşamba, Ocak 30, 2008

brit

kafamı çok uzun zamandır kurcalayan ve beni ciddi anlamda huzursuz edip insanların acımasızlığına şaşırtan bir şey anlatmak istiyorum. anlatmak istiyorum ama biliyorum ki bu yazıyı okuyacak insanların büyük kısmı bana kıçıyla gülecek, bir kısmı "gerçekten bu lüzumsuz insan için mi yazdın bunları" diyecek ama ben en azından küçük bir kısmının "belki de haklısın" demesini umuyorum...

ne kadar acımasız, pis ve bok bi dünyada yaşadığımızı zaten kişisel deneyimlerimizden biliyoruz. insanların acımasızlığıyla sokaklarda koşuştururken veya anasınıfında oyuncak seçmeye çalışırken tanışmıştık çok önceleri. yine de bile isteye, daha da kötüsü göstere göstere bir insanın hayatının yavaş yavaş bitirilmesi beni ciddi anlamda sinirlendiriyor ve mutsuz da ediyor hatta...

tv'de klibini gördüğüm ilk andan beri tam olarak tiksintiyle baktığım britney spears, şimdilerde benim için birilerinin el uzatıp, kurtarmasını dilediğim bi kadın. varlığından haberdar olduğumdan beri, bir tek şarkısını severek dinlemedim, klibini keyifle izlemedim hatta belki de nefret etme noktasındaydım -ki bunda aşk olduğum adamların hepsinin kendisini salyalarını akıtarak izlemesi de sebep olmuş olabilir, bilemiyorum.


son 1 senedir filan britney hakkında çıkan haberler bu dedikodu dolu olup da magazin adı altında bir sürü haberin üretildiği ürkütücü yapının bataklığa ne kadar benzediğini bi kez daha düşünmem için iyi bir fırsat oldu. bunu zaten başından beri biliyor olsam da, bir insanın sistemli bir şekilde yok edilmesi için uğraşılması canımı sıkıyor. mesela kimse bu kadını birden bire piyasadan silmek istemiyor. isteseler pekala pat diye ortalıkta görünme imkanını yok edip ismini de ortadan kaldırabilirler ama onlar bunun yerine bu kadını çılgınca süründürmeye daha da kötüsü sürünerek yokoluşunu keyifle izlemeye/izletmeye çabalıyor.

bu konumda olan her kim olursa olsun kimse bana bu konunun haklılığını savunmamalı. ya da kimse geçip danışıklı dövüş dememeli. çünkü danışıklı dövüş teorisinin çürümesi bu sürecin bu kadar uzamasıyla iyice netlik kazandı... daha da kötüsü hiçkimse bu kadının çıkar sağladığını söylememeli... ciddi anlamda psikolojik sorunları olabilir fakat bu bırak yaptıkları kirli haberleri haklı çıkarmayı, onları daha da acımasız ve daha da canavar kılıyor gözümde...

en son ne oldu düşün bir, koskoca haber ajansı koskoca associated press bu kadının ölüm haberini hazırladı ve dağıttı. çok ta..aklı bi haber ajansı ya bu, çok büyük ya, çok adam ya bunlar, her yerde elleri kolları var ya... o yüzden yaptılar bu düzgün işi.


ve anlamıyorum. bu kadar insanın hiçbir şey yokmuş gibi bunları izlemesini, dahası herkesin "yaa yine mi bu karı, ahahah olum lan bu karı da çok komik haa iyice yedi kafayı aoahao" demesini hiç anlamıyorum. bu kadın anne be! sevmemen umrumda değil, hatta benim sevmiyor olmam da umrumda değil, iki tane çocuğu var be adam!
yahu adam! bir dur da bak, bu kadın intihar ettiğinde hangi biri alacak sorumluluğunu üzerine, hangi biri vicdan azabı çekecek bi düşün! sonra bu olanların tüm sorumlusu, erken gelen şöhret olacak, yanlış arkadaşlıklar olacak, yanlış hayat olacak ama bunların sorumlusu asla bu kadını ucube gibi gösterip, nihayetinde bir ucubeye dönüştüren boyalı basın olmayacak.
topunuz geberin demek geliyor içimden bu adamlara!
bunlar da "biyolojik israf" di mi aydedem?


not 1 : şu haberlerin sadece başlıklarına bir göz at lütfen... gerçekten çok şey istemiyorum... link

not 2: bi de britey'i yalnız bırakın allahın belaları diye ağlayan 19 yaşında bi çocuk var. o ayrı bi mevzu. samimi mi deli mi rol mü kesiyo henüz çözemedim... chris crocker

Hiç yorum yok: