Perşembe, Ocak 31, 2008

dan

evet, dediğim gibi bir insanı değiştirtirebilecek tek duygu vicdan azabıdır. eğer o azap da yetmiyorsa değiştirmeye, artık umut yok demektir. ve ben şunu söylemedim, vicdan azabı en çok içini kaplayan duyguyu karşındakine de bulaştırdığında zonklamaya başlar.

eğer içindeki karalığı en çok sakınıp kolladığının gözlerinde gördüysen o zaman... içinde bir yer çaresizlikle kıvranır, daha çok çalışırsın toparlanmaya, daha hızlı ayağa kalkmaya çalışırsın, farkına varırsın yaptığının, onu acı içinde kavrulmaktan kurtarmanın tek yolunun iyileşebileceğini göstermek olduğunu hatırlarsın.

o zaman yeryüzünün gördüğü en acımasız ve kanlı savaş başlar. alırsın karşına kendini, vicdanını, kahrolası kararmış ruhunu ve tabii ki boğazının etrafına ellerini dolamış tanrıyı... "ancak benim izin verdiğim ölçüde güçlüsünüz. ancak benim izin verdiğim ölçüde güç verensiniz. şimdi size ihtiyacım var fakat toleransım yok" dersin. direnirler, elbette direnecekler, yaraların büyüyecek ve çoğalacak, yine de ayakta kalman gerektiğini bileceksin. mesela bir yandan çılgınca ağlarken diğer yandan "bunlar geçecek, kalkacağım ayağa, ben ikimizi de taşıyacak kadar güçlüyüm" aslında diyeceksin. kendinle kavga edeceksin. tüm bunlar olurken çok zorlanacağını bileceksin, "bunu tahmin etmemiştim" demeyeceksin. yorulmak bahane değil. dinlenmen gerektiğini hissettiğinde ölü taklidi yapsan da olur. olur çünkü bu pis bir oyun ve senin hem ayakta tutman hem ayakta kalman gerekiyordur... kan tutmayacak seni, sen kin tutmayacaksın. dört koldan saldırıyor olmalarına aldırmadan bıkıp, bırakacaklarını, seni eski hayatına teslim edeceklerini bileceksin. ama tüm bunların içinde her şeyin her an yeniden başlayabileceğini de bileceksin. tekrar kararıp etrafını sardıklarında "çocuklar sizi tanıyorum, kendinizi hiç yormayın" diyeceksin.

bunları yapmak zorundasın çünkü hala yaşadığına inanıyorsun. aklından geçen nefes alamamazlığı, güvenine gömeceğini biliyorsun. kendinden, yapacaklarından duyduğun korku iki avucunun arasında, boğazın yerine avucunu sıktığında çıkaraksın onun canını, kalmayacak korkun. ki sen bunları zaten biliyorsun.

hepsi geçecek
ve öyle uzaklaşacak ki
o kabuslar seni özleyecek, biliyorsun...

Çarşamba, Ocak 30, 2008

bunun ne kadar "gerçek" olduğunu anlatamadığımda sadece tanrının boğazımdaki ellerini daha da sıkmasını istiyorum. bu gerçekten büyük... yardım istemeyi beceremediğinden büyüklüğünü görmüyo kimse. ne korkunç. herkes için kocamansın ama kendin için varolamayacak kadar küçüksün. bunları yazmak istemiyorum. konuşmak istemiyorum. hiçbi şey istemiyorum. ama tam ucundayım yani. hakikaten düşmek üzereyim. bu defa çok ciddi. yorgunluktan, güçsüzlükten değil, çaresizlikten.

brit

kafamı çok uzun zamandır kurcalayan ve beni ciddi anlamda huzursuz edip insanların acımasızlığına şaşırtan bir şey anlatmak istiyorum. anlatmak istiyorum ama biliyorum ki bu yazıyı okuyacak insanların büyük kısmı bana kıçıyla gülecek, bir kısmı "gerçekten bu lüzumsuz insan için mi yazdın bunları" diyecek ama ben en azından küçük bir kısmının "belki de haklısın" demesini umuyorum...

ne kadar acımasız, pis ve bok bi dünyada yaşadığımızı zaten kişisel deneyimlerimizden biliyoruz. insanların acımasızlığıyla sokaklarda koşuştururken veya anasınıfında oyuncak seçmeye çalışırken tanışmıştık çok önceleri. yine de bile isteye, daha da kötüsü göstere göstere bir insanın hayatının yavaş yavaş bitirilmesi beni ciddi anlamda sinirlendiriyor ve mutsuz da ediyor hatta...

tv'de klibini gördüğüm ilk andan beri tam olarak tiksintiyle baktığım britney spears, şimdilerde benim için birilerinin el uzatıp, kurtarmasını dilediğim bi kadın. varlığından haberdar olduğumdan beri, bir tek şarkısını severek dinlemedim, klibini keyifle izlemedim hatta belki de nefret etme noktasındaydım -ki bunda aşk olduğum adamların hepsinin kendisini salyalarını akıtarak izlemesi de sebep olmuş olabilir, bilemiyorum.


son 1 senedir filan britney hakkında çıkan haberler bu dedikodu dolu olup da magazin adı altında bir sürü haberin üretildiği ürkütücü yapının bataklığa ne kadar benzediğini bi kez daha düşünmem için iyi bir fırsat oldu. bunu zaten başından beri biliyor olsam da, bir insanın sistemli bir şekilde yok edilmesi için uğraşılması canımı sıkıyor. mesela kimse bu kadını birden bire piyasadan silmek istemiyor. isteseler pekala pat diye ortalıkta görünme imkanını yok edip ismini de ortadan kaldırabilirler ama onlar bunun yerine bu kadını çılgınca süründürmeye daha da kötüsü sürünerek yokoluşunu keyifle izlemeye/izletmeye çabalıyor.

bu konumda olan her kim olursa olsun kimse bana bu konunun haklılığını savunmamalı. ya da kimse geçip danışıklı dövüş dememeli. çünkü danışıklı dövüş teorisinin çürümesi bu sürecin bu kadar uzamasıyla iyice netlik kazandı... daha da kötüsü hiçkimse bu kadının çıkar sağladığını söylememeli... ciddi anlamda psikolojik sorunları olabilir fakat bu bırak yaptıkları kirli haberleri haklı çıkarmayı, onları daha da acımasız ve daha da canavar kılıyor gözümde...

en son ne oldu düşün bir, koskoca haber ajansı koskoca associated press bu kadının ölüm haberini hazırladı ve dağıttı. çok ta..aklı bi haber ajansı ya bu, çok büyük ya, çok adam ya bunlar, her yerde elleri kolları var ya... o yüzden yaptılar bu düzgün işi.


ve anlamıyorum. bu kadar insanın hiçbir şey yokmuş gibi bunları izlemesini, dahası herkesin "yaa yine mi bu karı, ahahah olum lan bu karı da çok komik haa iyice yedi kafayı aoahao" demesini hiç anlamıyorum. bu kadın anne be! sevmemen umrumda değil, hatta benim sevmiyor olmam da umrumda değil, iki tane çocuğu var be adam!
yahu adam! bir dur da bak, bu kadın intihar ettiğinde hangi biri alacak sorumluluğunu üzerine, hangi biri vicdan azabı çekecek bi düşün! sonra bu olanların tüm sorumlusu, erken gelen şöhret olacak, yanlış arkadaşlıklar olacak, yanlış hayat olacak ama bunların sorumlusu asla bu kadını ucube gibi gösterip, nihayetinde bir ucubeye dönüştüren boyalı basın olmayacak.
topunuz geberin demek geliyor içimden bu adamlara!
bunlar da "biyolojik israf" di mi aydedem?


not 1 : şu haberlerin sadece başlıklarına bir göz at lütfen... gerçekten çok şey istemiyorum... link

not 2: bi de britey'i yalnız bırakın allahın belaları diye ağlayan 19 yaşında bi çocuk var. o ayrı bi mevzu. samimi mi deli mi rol mü kesiyo henüz çözemedim... chris crocker

Cuma, Ocak 25, 2008

rom

romantizmin öğrenilmiş bir ihtiyaç olması onu ihtiyaç olmanın dışına çıkarmıyor. lüten kimse bu iddia ile gelmesin karşıma, bunu da ilk kez ve son kez söylemiş olayım.

Perşembe, Ocak 24, 2008

mıravikiyi

bugün hep yazmak istiyorum, sürekli bi şeyler anlatmak...

mesela aziz nesin'in badem ağacı şiirinin güzelliğğinden söz etmek, skin denen kadını ne kadar sevdiğimi anlatıp o iç paralayan güzel sesini dinletmek, güzel filmleri uzun uzun anlatmak, okuduklarımı okumak istediklerimi sıralamak istiyorum. nedenini bilmiyorum yine, enerji filan da değil beni böyle çılgınca anlatmaya sevk eden. içim biraz buruk, biraz endişeli, biraz korkak, biraz umutlu, biraz "abartmayalım fena da değil hani"...

artık hiçbir şey söylemek istemediğime en çok inandığım zamanların arkasından gelen çılgınca anlatma isteği başımı ağrıtıyor bazen. sıkıntıda hissediyorum çünkü. "hangisi gerçek benim, hangisi en samimi halim, asıl istediğim ve daha da önemlisi yapmak istemediğim şey ne???" bunların hiçbirine cevap bulamıyorum. kendimden korkumun sebebi bu içinen çıkamadığım hallerim. bunların hiçbirinde kötü bi taraf olmadığını düşünüyorum. muhtemelen hemen herkes zaman zaman hissediyodur bunları ve büyüyünce geçiyodur, bazen büyümek istiyorum... bi an önce... böyle deyince küçücük bir çocuk olduğum da gelmesin aklına. arada kalmak öyle zor ki, bitmek bilmeyen bir ergenlik dönemi gibi düşün, "hayat ne zor, herkes ne kötü" gibi... ama bunun bir iki level üstü tabii...

ben kendimden korkarken, sevdiklerime hissettiklerim ile kendimi onlardan metrelerce uzağa koymaya çalışmam da normaldir sanırım -değilse de umursadığımı söyleyemem bu noktada. yani benim bu medcezire meyletmiş hallerim onları hırpalar, paralar diye korkum. korkum bu ama devamı nedir pek bilemiyorum...

öyle güzel bir adam ki karşımdaki ona yetişememekten, dahası aşağıya eğilmek zorunda bırakmaktan korkuyorum. o uğraştıkça beni kurtarmaya "seni, yavaşlatıyorum, bırak beni sen devam et, kaç bi an önce" demek istiyorum, diyemiyorum. "burası çok karanlık. sakın gitme" demek istiyorum, diyemiyorum. sadece "saplandım kaldım işte mutsuzluk yiyorum üç öğün anlamıyosun" diyebiliyorum. sonra bu dediğimin anlamsızlığıyla boğuşuyorum. bekliyor. öyle güzel ki bu adam, ben anlamsızlığımla kavrulmayayım diye bir tas suyla geliyor. ne demem gerektiğini bilemiyorum "seviyorum" demek istiyorum, diyemiyorum. sevgim içimden taşıyor kendime kızgınlığından sadece susabiliyorum... susuyorum, bir tas su ile geliyor. dahası alaturka bulanların gözlerine soka soka bencilliğimden sıyrılarak, ömrümü kendisine adamak istiyorum. aslında bunları düz, dümdüz anlatmak istiyorum. o konuda da yeteneksizim. her şey çok net. karmaşık olan bir taraf yok mesela. ne istediğimi yalnızca ve yalnızca bu konuda biliyorum.

ailen dışında birini gerçekten seviyor olmak ne garip. arkadaşlarını, dostlarını seviyor olmaktan başka bir yere koymak, koyduğun yerden düşüp kırılmasın diye her yanından sarmak. her yanından pamuklara sarıldığını bilmek. ama bir adım uzağındaki gerçek hayatla boğuşmak zorunda olmak ne zor. her şeyi yok etmek, sadece sevdiklerinle çizdiğin sınırlara sahip bir dünyada olmak ne güzel...

bunları neden söylediğim üzerine düşünmek istemiyorum. bunu gerçekten istemiyorum. tek bildiğim, şu yola asfalt döşedikten sonra, her şey bu kadar net, bu kadar doğru, bu kadar çizilmiş/belirlenmiş olduktan sonra ruhuma değmez okları kötülerin. iyiyim ben. kaygılarım olmasa varolamazdım, şimdi iyi ki varım, iyi ki var her şey...


bil



"bilemiyorum" en çok kullandığım sözcüklerden biri. ne acı. aslında bilmek isteyip istemediğimi bile bilmiyorum. her şeyi bilmem elbette beklenemez, fakat kendimle ilgili bu kadar çok kararsız kalırken başkalarını nasıl anlayabiliyorum, kendimle ilgili hep "bilemiyorum" derken başkalarını anlamaya nasıl bu kadar yanaşıyorum? bunun cevabı da yok tabii... karmaşık filan değilim, öyle olduğundan/öyleymiş gibi göstermek istediğimden değil yani. ama yine de bilmek isterdim.

hani öyle bi karmaşa ki kendimle iletişim kuramadığımı düşünüyorum bazı zamanlarda. aklımdan geçenlerle hislerime hükmedemiyorum. mantığım zihnimi dolduran milyon tane olumsuz fikre, milyon tane kaprise, milyon tane paranoyaya "siktirin gidin hepiniz!" diyemiyor. şaka gibi...

bi terslik var bugünlerde çözemediğim. sağlıkla ilgili sıkıntılar yaşıyoruz kocaman ailemle. ufak tefek hepsi (beterinden korktuğumdan büyütmeyeceğim hiç), yine de şu dönemi bir atlatsak rahatlayacağım. yani tam bu kötü hafta da geçsin, şu kötü 15 gün de geçsin derken ayları filan bulmaya başladı... durumlar bi toparlansa, bi huzurla yaslansak arkamıza nasıl mutlu o zaman şerlot. yine de biliyorum geçer bunlar.
geçmeli...

o zaman aragorn diyor ki...

"i see in your eyes the same fear that would take the heart of me! a day may come when the courage of men fails, when we forsake our friends and break all bonds of fellowship, but it's not this day! this day, we fight!!!"

Çarşamba, Ocak 23, 2008

düşçü

ilk not: bi altta yeni bi post var... onu da okuyun bi zahmet...

kimseyi taşıyacak kadar enerji dolu değilim. anlayışlı ve sevimli hallerimle vedalaştım. tabii muhakkak ki geçici bir süre. konuşmak istemiyorum da pek.
sol alt çenemde bir apse ile haşır neşir oldum bugün. kendisi geleceğini cuma günü duyurmuştu ama çok sevgili sağlık sistemimize küfretmekle geçirdiğim pazartesi ve salı günleri eyleme geçememiştim. bu akşam muhtemelen antibiyotiklerle haşır neşir olacağım. herhalde diş hekimi (ki içimden geçen sonsuza dek "dişçi" kelimesi olacaktır) hanım abla bu sefer dokunmaz dişime, darısı bi dahaki gidişime. bu arada diş ağrısına parol yazan zihniyeti mi kınamalıyım, parol yüzü görüp de "bana mısın" demeyen dişlerimi mi bilemiyorum.
itiraf etmeliyim, ben o diş perilerinden feci halde korkuyorum. nedenini çözemedim. üstelik işim dolayısıyla kendileri ile fazlaca haşır neşirim. ama korkuyorum. ellerini sıkarken bile yüzüm gözüm bi tuhaf oluyo. bu durumda çok eskiden elin meksikalı dişçisine duyduğum aşkı da anlayamıyorum. bu başka bir tartışma konusu elbette. hem david diye mexican mı olurmuş? neyse...
bu dişimle ilgili mevzu beni feci halde rahatsız ediyo. ara ara kafamı bi yerlere gömmek istiyorum ama hiç belli etmiyorum. ağrıkesici içmeden saatlerce dayanabiliyorum. biraz zor oluyo ama ağrı kesici hakkımı gece uykularıma saklıyorum. manyak mıyım? belki biraz ama elimden gelenin en iyisi bu. dişimden beynime hızla koşturan bi ağrı. bi yerden sonra ağrının kaynağını karıştırmaya başlıyor insan. kanal diyo doktor kılıklı! sensin kanal! çek onu razıyım ben diycem, kurtarırız diycek. korkuyorum.
salakça tamam, bunu kabul edelimm bakalım ama. fobik oldum iyice her şey bana korku salmak için var sanki :/
imdat!

Selimışıkturgutçuğumözbenvetutunamayanlardevleti

Bahar Muhtırası: Darbe Kanunları

İnsan müsveddelerine duyurulur.

Bugünden itibaren tüm karşılıksız sevgiler ve iyilikler rafa kaldırılıp yerine nefret ve içten pazarlılık getirilecek.Gülümsemeler yerine somurtkan yüzler konulup gözyaşları kimsenin yüreğini yumuşatmayacak.

Şiirler ve şarkılar hayatlardan söküp alınacak.İhanet günlük bir iş haline gelip yalan ve hile zorunlu olacak.Tüm aşklar son bulup yaralara tuz basılacak.Herkes daha mutsuz oluncaya kadar bütün acıların dozu arttırılacak.Zeytinliklerin içinde hamak kurulmayacak, kimse rahat etmeyecek.Yayınlanan ilk emirdeki tüm maddeler aynen geçerli olacak.(bkz:"Duyuru" adlı şiir)

Yazılanlar dışında hareket edenler anarşiklikten yargılanıp sonsuza kadar her şeye ve her duruma karşı pişmanlık duymak ile cezalandırılacaktırlar.Pollyanna ve yandaşlarının yürekleri sökülecek, kızılcığa geçirilip ülkenin dört bir yanında sokak sokak gezdirilecektir.Yeni düzene karşı çıkanların kafalarına iyice girmesi için bu bildiri tellallar tarafından çarşıda, pazarda, şehir merkezlerinde, parklarda, deniz kenarlarında,ağaç diplerinde ve benzeri güzellikteki yerlerde okunacaktır.İçimizde hala biraz insanlık olduğu anlaşılıncaya kadar kalbi olan herkes bu emirlere uymak ile yükümlüdür.

İlanen duyurulur.

Bahar Muhtırası: Selimışıkturgutçuğumözbenvetutunamayanlardevleti Kuruluşu

İnsan müsveddelerine duyurulur.

Bahar Muhtırasına ektir.

Bundan böyle;

kimse kimseye "Hoşçakal" demeyecek bu sözcüğün yerine başka veda ifadeleri kullanılacaktır.Tebdil-i kıyafet adam dolaştırılıp Hoşçakal diyen kişiler Selimışıkturgutçuğumözbenvetutunamayanlaradaletiveasayişikoruyupkollamakanunlarının sayısız maddesinin herhangi bir fıkrasında geçen köpek olacaklardır.

Artık deniz kimseye güzel görünmeyecek, mavilikler hep gri görünecektir.Kimse aptal aptal ağlamayacaktır bundan böyle denize bakarak.

Selimışıkturgutçuğumözbenvetutunamayanlarolağanüstühalmasası şu andan itibaren devreye girecek.Selimışıkturgutçuğumözbenistiklali mahkemelerinde yargılanıp, dava sonuçları tek olacaktır: ebedi hayat.

Hiçbir şarkı yarıda bırakılmayacak, başlanılanlar bitirilecek, bundan böyle sadece Selimışıkturgutçuğumözbenvetutunamayanlardevleti tarafından ilan edilen şarkılar söylenecektir her yerde.Kimse kimseyi isyana teşvik edici duygululukta söylemeyecektir bu şarkıları.

Darbe kanunları sonsuza kadar geçerlidir.Darbeciler ölüp, yeni düzen eskiyene kadar:

(bkz: ayna)

Bahar Muhtırası: Selimışıkturgutçuğumözbenvetutunamayanlardevleti Yönetim Biçimi

İnsan müsveddelerine duyurulur.

Selimışıkturgutçuğumözbenvetutunamayanlardevleti vatandaşlarınca "aşırı doğrudan yönetim" ile yönetilir.Herkes kendi hayatının hakemidir hakimidir.Bu yüzdendir ki devletimizin bir krala ihtiyacı yoktur.Diğer devletlerle de hiçbir ilişkimiz olamayacağından herkes kendi kralıdır.Kişisel ilişkilerde -diğer muhtıralardaki kuralları çiğnememek şartıyla- kişiler serbesttir.

Kimse insanların kendi kendilerinin kralı olmalarını megalomanlıkla ifade edemez.Kendini beğenmişlikle ise hiç.Bu gibi kişiler yönetime ve düzene karşı geldiklerinden dolayı anarşiklikten yargılanacaklardır.

Kişilerin krallıklarından hoşnut kalmayan diğer kişinin tek hakkı vardır: defolup gitmek.Ancak kişilerden biri Devletimizin düzenini düşünerek ilişkiyi bitirmek isteyebilir.Diğer kişi buna vatanseverlik duygularıyla bakarak baş eğmelidir.Şüphesiz Tutunamayanlar vatanseverleri görür.

Her Tutunamayan diğerini sadece acıyan bakışlarla izlemekte serbesttir.Aşırıya kaçanı cezalandırmak kendilerine düşer.Tutunamamanın cezası budur.

Bahar Muhtırası: Selimışıkturgutçuğumözbenvetutunamayanlardevleti'ne Vatandaşlık Hakkı

İnsan müsveddelerine duyurulur.

Selimışıkturgutçuğumözbenvetutunamayanlardevleti'ne vatandaşlık iki yoldan olur:

-Olta yöntemi ile olur.Tutunamayanların gözüne çarpan kişiler verilen kıstaslara uydukları hallerde başlarına kötü haller getirtilerek Tutunamayan statüsüne geçirilir.Tutunamayanlığa seçilen kişinin tutunabilmek için çabalamasına izin verilir.Tutunacak hiçbir dalının kalmadığını anlayınca vatandaşımız ona el uzatır ve kişi bu ele tapar.Mühür basılır, yüz asılır, dudaklar suskunlaşır ve düşünceli hal bünyeye yerleştirilir.

-Adaylık Yöntemi ile olur.Olta yönteminde bahsi geçen "başlarına kötü haller getirtilerek" aşamasını kendileri yerine getiren kişiler geri kalan kısımları da kendi başlarına tamamlarlar.Böylece Selimışıkturgutçuğumözbenvetutunamayanlardevleti Vatandaşlığına layık olduklarını gösterirler.Layık oldukları bilindikleri halde kapıyı çaldıklarında "evde yokuz" deriz.Bir daha çalarsa kapı sonsuza dek kapalıdır kişinin yüzüne.Bir Tutunamayan asla inatçı değildir çünkü.Hayat karşısında neleri varsa vermeye hazırdırlar.Savaşmaya, bir şeyler uğruna uğraşmaya ise hiç gelemezler.

Bu yüzdendir ki Tutunamayanlar'ın Selimışıkturgutçuğumözbenvetutunamayanlardevleti'ne ihtiyaçları vardır.Devletimiz çok yaşasın.

Bahar Muhtırası: Selimışıkturgutçuğumözbenvetutunamayanlardevleti Ceza Hukuku

İnsan müsveddelerine duyurulur.

Önceki ilanlarda geçen "Aşırıya kaçanı cezalandırmak kendilerine düşer.Tutunamamanın cezası budur." maddesi çerçevesinde Ceza Hukuku tekrar açıklanacaktır.

Selimışıkturgutçuğumözbenvetutunamayanlardevleti vatandaşları kendi cezalarını kendileri vermeye elverişlidir.Bir tutunamayan kendisini yiyip bitirmekte diğerlerinden daha iyidir.Bu yüzdendir ki Selimışıkturgutçuğumözbenvetutunamayanlardevleti Ceza Hukuku, yönetim biçiminde belirtildiği gibi kişilerin kendilerine bırakılmıştır.Kendilerini yargılamaları için Adalet Parkları yapılacaktır ve buraya Tutunmaktanvazgeçebilecekkişilerivicdanıylayüzleştiriciler olacaktır.Bu kişiler "İnsanın hakemi de hakimi de hükmü de cezası da kendi içindedir" diye bağıracaklardır.Adaletin temelini bu söz üzerine kuracaklardır.

Eğer ki Selimışıkturgutçuğumözbenvetutunamayanlardevleti vatandaşları kendi adaletlerini tam olarak sağlayamazlarsa bu kişiler kendilerini muhakkak ele vereceklerdir.Tutunmaktanvazgeçebilecekkişilerivicdanıylayüzleştiricilerden bazıları şehrin sokaklarında dolaştırılacak ve bu yüz karası Tutunamayanları yakalayıp gereğini yerine getireceklerdir.

Selimışıkturgutçuğumözbenvetutunamayanlardevleti sınırlarında Tutunamayan taklidi yaparak dolaşan kişiler tespit edildikleri durumlarda bu kişilerin zekâlarına hayran olunacak ve tutunamamaları sağlanarak Yüce Devletimize katılacaktır.

Kişisel ilişkilerde karar verme yetkisi ortaklaşadır.Kişilerden birisinin verdiği karar diğerini de bağlar.Uzaklaştırma, sınırlı uzaklaştırma, kınama, ihtar türü cezalar kişisel ilişkilerde kullanılabilir.Uzaklaştırma cezası verilmesi halinde uzaklaştırılan kişinin tüm kayıtları uzaklaştıran kişinin tarihinden silinir, fotoğrafları kaldırılır, beraber geçtikleri yerlerden bir daha geçilmez, varlığı inkar edilir.Bir tutunamayan elinden gelenin en iyisini yapmaya mecburdur.Gitmeyi bile beceremeyen tutunamayana gönderenin de mutlu olmadığı hatırlatılır.Çünkü burası Selimışıkturgutçuğumözbenvetutunamayanlardevletidir.

Tutunabilme olanağı sağlayacağından cezaların caydırıcı olmamasına özen gösterilecektir

Bahar Muhtırası: Selimışıkturgutçuğumözbenvetutunamayanlardevleti Darbe Değerlendirmesi ve Son

İnsan müsveddelerine duyurulur.

Darbe başarıya ulaşmıştır.Eskiden bu topraklarda mutlu, mesut ve kaygısız olarak yaşayan insanların gözü açılmış ve hepsi birer Tutunamayan olmuşlardır. Bu vakitten sonra düzenlenen yeni anayasa geçerlidir.Devletimizin adı Selimışıkturgutçuğumözbenvetutunamayanlardevletidir.Resmi ilişkileri yoktur.Yönetim biçimi "Ferdi Krallık"tır.Darbe kanunları değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.

Yeni bir emir yayınlanana kadar eskisine sadakat zorunludur.Aksi durumlarda kişiler çekingen bir tutunamayan için en kötü ceza ile cezalandırılacaktırlar.Damgalanmak.Alınlarında koca bir anarşik yazacaktır.İnsanlar gördükleri yerlerde kafalarını çevirecek, çocuklara vatan haini olarak tanıtılacaklardır.Asıl uğraşları, amaçları, istekleri kimseye belli edilmeyecektir, onların tek amacı anarşikliktir!Yandaşları belirli sokak ve caddelerde "bildiri" adı altında resimlerini, şiirlerini dağıtacaklardır.Ancak vatandaşlarımızın beynini öylesine yıkamış olacağız ki bu kişiler az zamanda yok olacaklardır.

Darbenin zararlı bir şey olduğunu söyleyenler demokratik düzen eşliğinde yargılanacaktır.Ancak karar tektir.Demokrasi çoktur.Karar yine tektir.Yargılayanlar darbenin iyi bir şey olduğunu savunanlar olacaklardır.Yargılananlar ise darbenin zararlı bir şey olduğunu söyleyenlerdir.Demokrasi çoktur.Anarşikler ortadan kaldırıldığı vakit darbeciler keyiflerine bakabilirler.Çünkü ölen ölür.Biz öyle biliriz.

Darbe Sonu.Eski hallerinize dönebilirsiniz...



(imza: ikamet memuru-teşekkür ederim efenim :))

Çarşamba, Ocak 16, 2008

kiwi!

bir çizgi film izledim. sonra bir yerde dayanamadım...
kendimi bazen ben böyle...

anlatamayacağım bir şeyi anlatmaya çalışmamalıyım...

kiwi!

Cuma, Ocak 11, 2008

alabalık

tanıdığımız tüm insanların bi listesini çıkarsak, yazsak altalta kaç A4 sayfası tutar acaba? ne kadar kalabalık bu hafıza...

Salı, Ocak 08, 2008

love is all around...

I feel it in my fingers / I feel it in my toes / Love is all around me / And so the feeling grows / It’s written on the wind / It’s everywhere I go, oh yes it is / So if you really love me / Come on and let it show / You know I love you, I always will / My mind’s made up by the / Way that I feel / There’s no beginning / There’ll be no end / ’cause on my love you can depend / I see your face before me / As I lay on my bed / I kinda get to thinking / Of all the things you said, oh yes I did / You gave your promise to me and i / Gave mine to you / I need someone beside me / In everything I do, oh yes I do / You know I love you, I always will, / My mind’s made up by the / Way that I feel / There’s no beginning / There’ll be no end / ’cause on my love you can depend / Got to keep it moving / Oh it’s written in the wind / Oh everywhere I go, yeah, oh well / So if you really love me, love me, love me / Come on and let it show / Come and let it show, baby / Come on, come on, come on let it show baby

Pazartesi, Ocak 07, 2008

sakin

"tek iyim sen kalmışsın"...

(tamam endişe bunun adı. ama hiçbiri kuru endişe değil. bilmiyor gibi yapmak zor bazen. duyunca inanmış gibi yapıp, inanmışlığı pekiştirmek üzere bi daha sormamak, ilgiyi hemen tv'ye toplamak... aslında cevabın o olmadığını bilmek. senin bi panik anında verdiğin kötü cevabı unutmamaya çalışman. arkasından gelebilecek herhangi bir soruya hazırlanışın. buna harmanlanmış kahrolası dürüstlüğün. buna harmanlanmış beni koruma içgüdün. canımı sıkmaktan duyduğun endişe. kafa karışıklığı bana mahsus değil, biliyorum.
endişe ama kuru endişe değil. bakınca görebiliyorum artık vitrinden neyi seçtiğini. onca rengin arasından hangisini sevdiğini. ben biliyorum artık ama sen bilmiyorsun. ikinci kez sormadığım şeyler önemsizliğinden silinmiyor. önemsizliğinden silinenler mutlaka ikinci kez soruluyor. asıl, ardından ikinci bir soru gelmediğinde senin koyduğun taş artık yuvarlanmaya çalışılmıyor. yalnız, mağaranın girişine tıkılmış kayalar dışarının ışığının ne renk olduğunu anlamama engel olmuyor...
bir "tek iyim sen kalmışsın". izin verirsen seni hep böyle bilmek, böyle sevmek isterim. devam edelim.)




not: neredeyse hergün bâlâ-peçenek'ten uğrayan pek sevgili kişi. bu blog eklentileri ne güzel şeyler gösteriyor insana. mesela dönüp dolaşıp buraya bakan birinin olduğunu. teşekkür ederim, arkası kesilmesin uğramaların...




not 9: güzel insanların varlığıyla haşır neşir olma şansım olduğu için.. bu gerçekten bi şans olduğu ve ben bu şansın farkında olduğum için.. kendime attığım yumrukları bi yastık gibi yumuşacık karşılayıp hem yüzümü hem ellerimi koruyacak kadar iyi bir "benden öteye" sahip olduğum için.. huzurlu uykuları besleyip büyütten masalcı dede için.. içimdeki huzursuz çocuğu bile sakinleştirebilen güzellikler için.. için için.. varsınız, hep olasınız.. terklerin göz göre göre gönül yara yara geldiğini gördüğüm bir anda beni tuttup bırakmayışınıza hayranım.. beni yerle bir tutan bir çocuğa sahip olma duygusunu çocuksuzken tattıran yırtıcı kuşlar, size hayranlığımınsa bitmesini istemedim.. konmanız için uzattığım kolum sizi taşıyabilecek kaslara sahip değil artık.. parçaladığınız yerler kana bürünmüş, kanın kaçabileceği bir etim yok.. mutlu kalın.. hepinizi birden seviyorum..



not 42: ayde'yi seviyorum. yıllardır ve eksilmeden. enteresandır ama eksiltmeden de. kesinlikle bundan sana ne... fakat şu metinde bahsi aslında yüzlerce kez geçti. ve saatlere bölünmüş gün doğumu ve batımı arasında aklımda milyonlarca kez geçiyo bahsi. kalbimdekini saymaya yetmiyor henüz parmaklarımla plastik fasülyelerim. o yüzden, bir de zilonuncu kez "iyi ki" diyesim geldiğinden...

Çarşamba, Ocak 02, 2008

s'onsuz


badem'i nasıl sevdiğimi bilen bilir...
dün gece radyoda özlem tekin'le birlikte grubun solisti mustafa'nın sesini duyunca şaşkınlıktan, sevinçten oturdum kaldım öylece. bu güzel adamlar yine çok çok güzel bir şarkı yapmışlar. ben zaten bunu yapacaklarını biliyordum, yani daha ilk dinleyişimde beni yine aklımı alacaklarını, yine samimiyetlerinden bir şey kaybetmeyeceklerini biliyordum. ama bi şarkı da bu kadar mı güzel söylenir yahu... bir de klip çekmişler özlem'le düet yaptıkları kalpsiz isimli muhteşem şarkıya ki o da ayrı bir olay zaten.
böyle bir garip haller düşmüşken üzerime öyle güzel bir haber ki bu albüm benim için, birçoğuna saçma gelecek kadar moral verici yani. bu adamları hakikaten bir başka seviyorum ben. ne güzel adamlar. ne güzeller...
yeni yılın ilk girişini badem'le yapmış oldum böylece. yersiz huzursuzluklar yerine güzel bir notla koyulmuş olduk işe.

Kalpsiz'in klibi burada...

ikinci ayrılık/ zor geldi bana/ sensiz olmadı/ anladım geç olsa da
yalnız mısın sen de/ sensiz gecelerde/ hiç düşündün mü/ n'aparım diye
bir adım önüm/ sensiz gözükmüyor/ kalbimdeki düğüm/ sensiz çözülmüyor
yollardasın evsiz/ mutlu musun bensiz/ söyle bana sebepsiz/ biter mi aşk?
yollardayım evsiz/ bin dertliyim sensiz/ söyle bana sebepsiz/ affeder mi aşk?
eski sevgili/ merak edilmez mi/ beş senelik aşk/ unutup silinmez ki
korktum aramaktan/ başkası çıkar diye/ hep tanrıya sordum/ sen iyi misin diye
bir adım önüm/ sensiz gözükmüyor/ kalbimdeki düğüm/ sensiz çözülmüyor
yollardayım evsiz/ bin dertliyim sensiz/ söyle bana sebepsiz/ affeder mi aşk?
yollardasın evsiz/ mutlu musun bensiz/ söyle bana sebepsiz/ biter mi aşk?
nerdesin yine/ yolculuk nereye/ telefonda sesin/ ısıttı ya işte
sinirle topladım tüm eşyalarını/ n'olur almaya gelmeye/ bırak izlerin kalsın bende
kalpsiz
sen ağlama dedin/ hani dönecektin/ bir damla gözyaşımı/ silmeye bile gelmedin.