Çarşamba, Aralık 12, 2007

pıtır

daha önce de söylemişimdir muhakkak. söylemeyi düşünüp de sonra vazgeçmekten, konuşma planlarından, cümle tasarılarından ve dahasından nefret ediyorum. söylemeyi düşünüp vazgeçtiğim çok olsa da nefret ediyorum işte. dahası yok...

uzunca bir süredir taslak olarak kalmaktan öteye gidememiş bir şeyler birikmiş blogumda. hepsi birbirinden alakasız ve kopuk kopuk olsa da varlşıkları beni son derece rahatsız/huzursuz ediyor. o yüzden hepsi birden biraz sonra aşağıdaki yerlerini alacaklar.

oradan oraya atlamaya tahammülün yoksa ve gözden geçirmediğim yazılarımın arasından bulduğun manaları başıma kakacaksan bir sonraki blog girdimize beklerim. şimdi izninle...


not: yeniden eskiye... ilk okuduğunun eskisi olduğunu sanma diye...



*********************************************************************************
bazen içim içimden taşıyor. ne yazsam ne anlatsam, hangi birinden başlasam kelimelerin bilemiyorum. mutlu, mutsuz ya da başka bi şey değilken, böyle manyakça, delice bi şekilde bağırmak istiyorum. bazen yazmak istiyorum. tutamıyorum aklımdan geçenleri bir ucundan. şimdiki de öyle bir şey.



*********************************************************************************
hayatımda beklemediğim kadar güzel şeyler, oldu, oluyor, olacak... gel gör ki bunların hiçbiri insanoğlu oluşumun şımarıklığını engellemiyor.



*********************************************************************************
bir kez daha dürüst olma oyunu oynayalım...

inandıklarım, düşündüklerim, hissettiklerim çok çabuk şekil değiştiriyor. o kadar hızlı değişip sonra hiçbir şey yokmuş gibi eski haline dönüyor ve yine bozuluyorlar ki ben bile anlayamıyor, -birazcık- korkuyorum -bazen. bunu fark ettiğim zamanlardaysa kendime önce şaşırıp, sonra kızıyorum. bu karmaşanın içinde kendimi -hayatım boyu hep yaptığım gibi- sorgulamaya başlıyorum. rahatsız edici bu hal. yine de bir yandan ruhumun dümdüz yürümesi istemiyorum.



*********************************************************************************
dünyanın en güzel insanlarını dost edinebilmişim. kendime söylediğim tüm kötü sözleri geri alıyorum.



*********************************************************************************
tamam dürüst olmaca oynayalım. mutsuzuz feci halde. çaresiz hissediyoruz. kimsesiz de hissediyoruz ama bunu söyledikçe ağzımızın ortasına çarpıyorlar bir tane. peki o zaman onlar bunu göremezken bana nasıl kanıtlayabilirsiniz kimsesiz olmadığımı?



*********************************************************************************

bilge ve hatta "tek" bilge olduğunu düşünmeyen bir kişi bile tanımadım.
oysa bir tek bilge var,
o da benim.
ironik
trajik



*********************************************************************************
ay demir gök bakır

Onların dediğine göre kaçacak bir yer kalmamış. Gökleri kaplamış bakır, yerleri kaplamış demir, dört duvar örülmüş hepimizin çevresine. Mutsuzluklarımızla kilitlenmişiz bu kirli meskene.

Uçamayacağımız kadar kısa yerle göğün arası, üzerimize kaplanmış bakır iyice sıkıştırıyor hayatı. Tepede demirden bir ay beliriyor. Demir, bakırın üzerinde iyiden iyiye parlıyor. Dediklerine göre bu kez bir çıkış yolu beliriyor...

Yer toprak, gök bakır, ay demir... Sıcacık toprak ayaklarımızın altında uzanıyor. Öldürmüyor toprağımızı demirin soğuk yüzü... Toprağın nemli kokusu sarıp sarmalıyor etrafımızı, biz yerin altına, en dibine saklanıyoruz...



*********************************************************************************
son bikaç gündür, haftadır belki de, sürekli "yazmak" üzerine düşünüyorum. yani "bunu yazmalıyım" gibi değil. yazma eyleminin kendisi üzerine. daha doğrusu bu "eylemle ilişkime"/"eylemin benimle ilişkisine" fazla fazla kafa yoruyorum. ne yapıyorum, ne yapmak istiyorum, ne istemiyorum, deli miyim, durmalı mıyım, harekete geçmek mi gerek, n'erdeyim, nedenim gibi...

bunları düşündükçe ve çok sevgili "zihnimin, ruhumun, sağ duyumun sesi" kişisiyle konuştukça kafamda şekilleniyor bundan sonrası. bir de manyakça her şeyi bir işaret olarak görmeye başlıyorum (serendipity'i izlemiş miydin?)...



*********************************************************************************
sevgili ...
bu üç noktayı doldurmak sana kalmış. yaşadığımız onca şey, paylaştığımız bir sürü ya da belki çok az an ve benim sana söylemeyi sevdiğim kelimeler, harfler, cümleler... elinde, bu üç noktayı silip yerine yeni bir şey yazabilmek için çok fazla veri var. sen seç, ben sana ayak uydurmakta zorlanmayacağım emin ol.
bu mektubu sana hitap eder gibi yazıyor oluşum, senin de okuyor oluşun yanıltmasın kimseyi... sevgili ile başlayan bir hitabı paylaşabileceğim herkese bıraktığım nottur bu. benim için yazdıklarımın kıymetini azaltmayan bu özellik, senin için de azaltmamalı okuduklarının kıymetini.
kimbilir belki de çok iyi tanıdın beni, çözdün. ben kimsenin beni bilip bilmediğinden emin olamazken, sen şu satırlardaki anlamı tek tek çözüp çıkardın belki. yine de emin olamıyorum işte, açıklama gereği duyuyorum yaptığım her şeyi. işte bu yüzden mazur gör şu aptal sayıklamalarımı.
onca zaman sürdürdüm hayatta kalma çabamı. bir gün bir şekilde bitiyor işte insan. ben o bitişin nasıl olacağından emin değilim. her gün evden çıkıp, trafiğe karışıyorum, susuz kalıyorum ya da kirli sulara maruz kalıyorum, ne bileyim tavuk döneri de çok seviyorum... her an bir yerde bir kazaya kurban gidebilir ya da zehirlenebilirim rahatlıkla... işte o yüzden yadırgama okuduklarını...
yani diyorum ki, bitmeden bittiğimi görerek yazmak ihtiyaç sanırım...
yani diyorum ki işte "sevgili"...
bitmeden, bil istedim sevdim...



*********************************************************************************
bir sürü insana seslendim şimdiye dek...

ve seslendiğim insanların bir çoğunu göremiyorum uzun (kimileri içinse çook uzun) zamandır...
bazılarının varlıklarını hatırladığımda iyi hissediyorum mesafelere, uzaklığa, kimileriyle kalplerimizin uzaklığına bile aldırmadan...
bazılarıysa kırgınlıklarımla ya da kırgınlıklarıyla baki...
herhangi bir sıralama/sınıflama çabasına girişmeden uzaklar..

g.m
..hayatıma bir sürü güzel şeyi soktuğuna şaştığım bi adamın ego tatmin aracı aracılığıyla silinmesi güç bir yere yazıldın hayatımda.telepatiye şaşmama sebep olan bikaç durumdan sonra iyice ikna olduk birbirimize.birbirimizi gördüğümüz kısacık zamanlara rağmen birbirimizi sevdiğimizi bilmemiz zor olmadı.kocaman gülümsemene her zaman hayran oldum.yine bi gün belki..

n.l
..şimdi durup düşününce en çok güldüğüm zamanları, en garip zamanları, en ağladığım zamanları, bir sürü şaşkınlığı aynı yere biriktirmiş olmamız ne tuhaf, kaç yıl geçti bilmiyorum, neler kaçırdık birbirimizin hayatından hiçbir fikrim yok.her şeye rağmen şundan emin olmak hiç güç değil "yollar ve yıllar bıraktığımız yerde duruyor. her biraraya gelişimizde beraber devam ediyoruz. zaman bir şeyi götürmüyor"..

b.t
...derin güzel bir bağ. sadece bir tek haftasonu.şimdi nerede olduğunu kestiremesem de hatırladığımda yüzümü en çok güldüren insanlardan olacaksın hep. seni "şakir paşa hava limanı" ile inceliğin ve sıcaklığınla hatırlıyorum..

a.ğ
..kartopuna ve sıcak çikolataya doyuşumuzu,harcanan yüzlerce kontörü ve çılgınca attığımız kahkahaları hatırlamak güzel.nerdesin bilmiyorum.iki çift yeşil göz artık aynı yuvada buluşmuştur sanıyorum

k.a
..kıymetli bir arkadaşlıktı fakat sanırım çok geride kaldı. bu kadar kolay olacağını ummazdım. daha önce ummamamı söylediklerini ummayı bıraktığımda kalbimi kıracağını da ummazdım. neyse ki sadece kalp kırıklığı bunun adı, umutlarım yerli yerinde hala

z.a
..kırkyılda bir karşılaşmalarımızın uzun saatlere dönüşünü bekliyoruz sanırım yine.yıllarca görüş(e)meyip sonra sırlarla bazen gözyaşlarıyla büyüyen arkadaşlık.o çocukluğun ardından ne çok değişti hayat..


kıymet verip kaybettiklerim, kıymet verip hala içimde yanımda aklımda taşıdıklarım, kıymet verip..kıymet verdiğim ama uzakta olanlarım..kimileri sonsuza dek uzakta kalacak artık..yine de bundan sonra yanımda olacaklarla bi daha hiç haberdar olmayacaklarım..hepinize teşekkür ederim..

*güncellenebilitesi yüksek liste

Hiç yorum yok: