Pazartesi, Aralık 31, 2007

yıllanmak




"hadiiii yapma yeni yılsa yeni yıl. kendimizi kandırmayalım bi şeyin değiştiği yok, yarın aynı uyanacaksın işte" deme lütfen. tamam aptal gibi aslında böyle olmadığını söyleyip "aman da yeni yıl, yeni umutlar hobaaa" demeyeceğim. ama bunu şöyle düşün, diyete pazartesi günü başlamak gibi bi şey bu. yeni bi hayatı kurmakve sürdürmek için bi milat belirlemek gibi... öyle düşün...
hatta dur bi, dur... şunu da ekleyeyim de tam olsun; ben pazartesi günü başlayan diyetlerin hemen o gün sonlanmayabileceğini deneyimlemiş biriyim... hiçbi sözüme güvenmemiş ya da güvenmiyor olabilirsin ama bu milat belirleme hakkındaki sözlerime gönül rahatlığıyla inanabilirsin.

kimseye boş hayaller sunmam, kurdurmam, kurmalarına da kolay kolay göz yumamam. umut etmenin yeterli olmadığını ve harekete geçmek gerektiğini de bilirim. yine de umudun ilk basamak olduğunu inkar etmen aptallık olur, bunu da demiş olayım. tamam, kabul! yarın sabahki koşullarını gözden geçirince bi şeyin değişmemiş olduğu sonucuna ulaşacaksın elbette. yine de "sen", sen hepsinin, başı, sonu, ortasısın. hani istediğin yerde durup sonrasını çizebilecek hareket noktasısın. şimdi anlaşalım. bir noktada bırak kendini. sonra yarın uyandığında oradan devam et yürümeye. kolay olacağını söyleyemem. hiçbir şey kolay kolay bırakmayacak peşini, yakanı... yine de silkinip kurtulabilirsin kimisinden. kimisi de kuruyup düşer elbet bin-bin 500 adımdan sonra. bilmem anlatabildim mi.

özet: yeni yılın nesi yeni demek yerine bu yıl kendimi seviyorum demeyi öğren mesela. bi dahaki yılbaşında dönüp bakınca "evet yeni bir yıldı" dersin böylece. benim kendime öğüdüm olsun bu da. dileyen üzerine alınsın. dileyen "bi siktir git" ya da "sevgi pötürceği misin lan allahsız" desin.




son derece ilgisiz not: 2007'nin mayıs ayında başlamışım bu blogu karalamaya. ama çok geveze olmalıyım ki 243 girdim var... 243... vay be...

Çarşamba, Aralık 26, 2007

huzurzamanhalka

canını sıkan her şeyi tek tek keşfeden kişi, bu her şeyi netleştirdiği vakit kendini daha iyi hissediyormuş. çünkü atılacak hiçbir adımın kayıp olmayacağına ikna oluyormuş. nitekim bende de öyle oldu.

aceleci davranmamak gerek, sakin olmak gerek ama neyi sevip neyi sevmediğini, kimleri öldürüp, neleri kırmak istediğini bilmek de gerek.

ciddi anlamda canımın sıkıldığını düşünecek kadar vakit bulamıyorum. vakit bulduğumda da bu tespitleri yapmış olmaktan mutluluk duyuyorum. böylece neye çözüm bulacağımı biliyorum. en güzeli bu. sorunu bul, kökünden kazı. oh be...

***kararlarımı huzura bağlayan çok sevgili anneciğe,
biradere ve sevdiceğe
teşekkür ediyorum
huzurlarınızda.


başka bir husus da şu, bir süredir aklımı feci halde taktığım orada burada arayıp bulduğum gördüğüm bi mevzuu var. stencil graffiti... benim çalışmalarını çok beğendiğim bi adam varmış. varmış diyorum zira sevdiğim çalışmaların hepsinin aynı adama ait olduğunu bilmiyordum. öğrenince mutlu huzurlu bi insan oldum. kendisini banksy olarak tanıyorum bundan böyle. ve evet hastası oldum iyiden iyiye sitesini gezince.

***bu keşfi sağlayan nisa hanıma ve zynp hanıma
teşekkürlerimi ve saygılarımı sunuyorum
huzurlarınızda.




sonra dün akşam bi film izledim cnbc-e'de "c.r.a.z.y." belki etkilenmem gerekenden fazla etkilendim ama... öyle güzeldi ki... burada da söylemek istedim. bununla beraber ben bi kim ki duk hayranıyım. ciddi anlamda... ve bu akşam yine cnbc-e'de "shi gan" isimli pek bi güzel başka bi filmi gösterilecek... ve ben bu hususta son derece mesudum... cidden...

***bazen içimi açan cnbc-e'ye de
teşekkür etmeliyim
yine huzurlarınızda.

Pazartesi, Aralık 24, 2007

göç-ük

en uzun gece, atlatamayacağıma iyice ikna olmuşken bitti (ve hatta) geride kaldı neyse ki. her şey yolunda gider gibi görünürken kime, neyi, nasıl anlatırım bilemiyorum. aslında her şey yolunda gider gibi görünüyor dedim ya, bu "bana bile" yalan. her şey apaçık yolunda işte. kimi sorunlar var birkaç sene diş sıkmayı gerektirecek, ama onlar da geçecek bunu da biliyorum. ama aklımda, içimde bir yerler çöküp duruyor sanki. ben koşuşturup harç karıyorum, çatlakları sıvayıp gizleyip, iki tuğlayla duvarları yükseltiyorum. problem nerede tam olarak bulamıyorum. tamamen yıkıp yeniden mi atmalı temeli, daha derin ve daha sağlam olsa çözülecek sanki.

bir süredir canımı benden başka yakabilen kimse yok. "herkes aynı, sokmuşum hepinize" ruh halim iyi mi geliyor kötü mü bilmiyorum. gerçekten var olmayan insanların, benimle var olmayan problemlerine hakikaten sırıtarak bakıyorum. hattası şu ki yakında, yakınımdan gelecek bir "sen bi bok bilmiyon, anlamıyon, kötüsün sen" böğürtüsüne "öyle mi oh be rahatladım allah seni inandırsın, gülü gülüüü" diyeceğim gibi geliyor. ki bilen bilir veda zordur bizim buralarda. o değil de hakikaten lan kimsiniz siz? madem öyle allahaşkına yormayın kendinizi, ben siktiri çekmeden bi zahmet uzayın...

biliyorum şimdi bi tek tık, bi tek pıt yetecek tüm taşları devirip yenilerini dizmeye başlamaya. fakat sabrın sonu selamet mi değil mi onu test ettiğimden devam devaaaam diyorum mütemadiyen. bakalım sabrın sonunda ermiş/derviş olacak mıyım? olamasam ne kaybederim? hiçbi şey, o zaman da her şeye yeniden başlayabilme gücüme ikna olurum. fiziksel koşullarımı temel düzeyde temiz bi şekilde kurduğumda, en çok zevk aldığım işin başına döndüğümde o zaman daha da ikna olacağım aslında hiç var olmadığınıza. ki o zaman söylediklerimi ciddiye alan muhataplar bulmak da mesele değil bana...

ben bu kadar çok şey dedim ya. feci bi özgüven yıkımı yaşadığım bir zamanın ardından acayip bi kendine inanç pompaladı bünyem. abicim her şeyi hallettim bi hayat mı bana koyan. kimi kandırıyorum? tüm malzeme serilmiş ayaklarımın altına, seçmek, takmak, dikmek, boyamak mı zor gelen? güçlü hissedemesem de yorgun değilim. ne kadar kötü görünürsem görüneyim, aslında o kadar da kötü değilim.

neyse mesele değil işte bunlar. asıl mesele kitaplarımı, notlarımı, ıvır ve de zıvırımı toparlamaya başlamam gerektiği. koli lazım bana. üç beş sağlam koliyi yavaş yavaş doldurmaya başlamam lazım. göç içün benimle gelecekleri sınava tabi tutmam gerek. sınavı geçenler arasından kurayla belirlenecekler benimle gelecek, gerisi baba ocağında yanacak sanırım. neyse dediğim gibi koli lazım bana, üç beş karton kutu ama kocaman...

Cuma, Aralık 21, 2007

joker

kendimi anlatmaya çalıştığımda çuvalladığımı sanırım artık hepimiz biliyoruz. kendimle ilgili "doğruyu söyleyen" bi cümle kurmaya kalkıştığımda ya ağlamaya ya da çirkinleşmeye başlıyorum. sebep yüzleşmeyle ilgili korku mudur bilmiyorum ama bazen pause düğmesi arıyor ellerim. böyle vakitlerde her şey dursun, ben de o durağanlığa eşlik edeyim istiyorum. o kadar yorgunum ki. hayatımı düzene sokma telaşında atladığım bir sürü şey olmasından duyduğum korku, sevdiklerim için duyduğum korku, yoluna girmemiş ve girmeyecek olmasından endişe ettiklerim için duyduğum korku ve bu korkuların yarattığı kaos... baş edemiyorum sanırım. aslında baş ediyorum, bunu çok iyi yapıyorum ama bazen yorgunluğum yüzünden düşünememeye başlıyorum. hani uykusuzluğunun algını yamultması gibi bi şey işte. doğrusu mütemadiyen bir panik içindeyim. paniğimi gizlemek için harcadığım eme görmezden gelinemeyecek kadar yoğun, yine de ben bunu iyi beceriyorum. kimsenin ruhu duymadan sürekli bu nasıl o nasıl ve şu nasıl olacak diye düşünüyorum. yoluna girer diye umuyorum.

bi de son zamanlarda rahat vermeyen migrenimden kurtulmak istiyorum. bir vakitler botox iyi geliyor diyolardı. doğruysa eğer hem güzellik hem de ağrı meselesini aynı kefe içinde halledebilirim diye düşünüyorum. bi de majezik güzel bi şey fakat işe yaramadığı da oluyor.

bi yorumda demişim ki "Life is joker, but no joking matter"...
sonra bunu sevmiş Caón. ben de burada bi daha diyeyim dedim...



***
ziyaret-i şahane
sadece hoşgeldin yazısını okuyunca buraya yazamadığım tüm kelimelerin sebebini okumadan anlayacaksınız. bu ne güzellik, blog dünyası ağırlamaktan gurur duyacaktır eminim...
kuvvetle muhtemel nurgül'ün sitesi...

Cuma, Aralık 14, 2007

yılalmak

her şeyin aynı olması son derece rahatsız edici. öyle ki "her şey aynı, herkes aynı, her gün bir diğerinin aynı" yakınmaları bile birbirinin aynı. gidiyoruz bi yerlere döne döne. yuvarlana yuvarlana büyüyoruz. sağa sapmıyoruz, sola sapmıyoruz, dümdüz aşağı gidiyoruz. hayatımız hep aynı renklerin üzerinden geçiyor. ara sokaklara sapmıyoruz. mesela moru, turuncuyu tanımıyoruz. sıkılıyorum. herkes kadar. herhangi biri kadar. bi hareket bekliyorum. tabii ki imkansız olduğunu biliyorum. mutsuz değilim. aksine mut bolluğundan ölmek üzereyim. gel gör ki bu hareketsizliğin bu kadarını görmezden gelmeye yaramıyor. yeni yıl yeni yıl yeni yıl yeni yıl geliyor. ve yeni yıla boktan boktan her yıl gibi boktan boktan giriyoruz.

karbonfobya

  • neden herkes bir şey(ler)den bu kadar korkuyor?


  • her şeyin aynı olması son derece rahatsız edici. öyle ki "her şey aynı, herkes aynı, her gün bir diğerinin aynı" yakınmaları bile birbirinin aynı. gidiyoruz bi yerlere döne döne. yuvarlana yuvarlana büyüyoruz. sağa sapmıyoruz, sola sapmıyoruz, dümdüz aşağı gidiyoruz. hayatımız hep aynı renklerin üzerinden geçiyor. ara sokaklara sapmıyoruz. mesela moru, turuncuyu tanımıyoruz. sıkılıyorum. herkes kadar. herhangi biri kadar sıkılıyorum.

Çarşamba, Aralık 12, 2007

şöyleböyle

  • şimdi yazacaklarım için durup da kendine haksızlık ediyorsun demeyin. ama lütfen evet aynen öylesin de demeyin. başka şeyler söylemek isterseniz, dinlerim...

artık çocuk sayılmam ama yaşlandığımı söyleyemeyecek kadar küçüğüm. yine de şımarık, kaprisli, çoğunlukla huzursuz, olgun davranamayan, kafasını toy story'deki gibi kullanmaktan öteye geçemediği zamanları sık sık yaşayan, bir çocuğun hesapsızlığına, güvenine ve huzuruna yanaşamayan biriyim *o* çoğu zaman gevezeyim. kurduğum 100 cümlenin 78'i gereksiz. cümlelerimin çoğu ciddi anlamda israf, bunların hepsi rahatlıkla gürültü ya da görüntü kirliliği statüsüne girebilir *o* mutlu hissetmeyi, sağlıklı hissetmeyi, huzurlu hissetmeyi çoğu zaman beceremem. ne zaman kendimi iyi hissetsem, durup tuhaflığın ne olduğunu ya da nereden bir darbe geleceğini hesap etmeye çalışırım *o* sahip olduklarımın kıymetini bilemem. eşyalarıma da iyi bakamam. odamı toplayacak enerji bulamam. masamın üzerindeki eşya sayısı "1" bile olsa dağınık göstermeyi başarabilirim *o* bazen ne dediğimi bilmem, söylediğim lafın nereye gideceğini hesap etmeyi denemem *o* bir şeye tutundum mu bırakamam. huzurumu kaçırsa da artık ölmek üzere olduğumdan emin olmadan boynumu saran ipi kesemem *o* karşılık beklememem. sömürülmeye müsait yapımı hemencecik ortaya koyarım. kafama vurulduğunda bağırmam gerekirken ses çıkaramadığım zamanlar olur, kafama vurulacağını hissettiğimde karşımdakine tırnaklarımı geçirdiğim olur. bu ikisinin ortasını bulmayı kimi zamanları saymazsak pek beceremem *o* bir sürü gereksiz şeyi öğrenir, öğrendiklerimi yeri geldikçe birilerine söylemeye çalışırım. sonra insanların söylediklerimi götlerinden anlamalarına göz yumarım *o* bir şeyi çok istesem bile kolay kolay söyleyemem. kimseden kolay kolay bi şey isteyemem *o* haddinden fazla hayal kurar, birilerinin hayal ettiğim şeyleri hissedip gerçekleştirmesini bekler dururum. bunun asla olmayacağını bilsem de ve hatta bu hiç olmasa da aklımdan geçenler gerçekleşmedi diye üzülürüm *o* bir sürü şeyi severim ama sevdiklerimi kimseye söyleyemem. sevdiklerimi saymaya başladığımda onlarla ilgili beklentilerim olduğunun düşünülmesinden korkarım *o* korkağım. bir şey yapacağım zaman yüz bin kez düşünürüm. korktuğum şeyi korkumla birlikte başıma getiririm *o* kendimi sorgulamakta olduğu kadar yargılamada ve hatta kararı verip idama göndermekte sakınca görmem. sakınca görmediğim gibi kendime en büyük haksızlıkları hep ben yaparım *o* dururum, beklerim, bi şey demek isterim diyemem. bi şey desin isterim, demez, demesini istediğimi söyleyemem *o* şikayet ederim. şikayetlerimi bir türlü tüketemem. yapmak istediklerimi asla mükemmel sonuca erdiremem *o*
bir de kendimi yerden yere vurmaya bayılırım...

pıtır

daha önce de söylemişimdir muhakkak. söylemeyi düşünüp de sonra vazgeçmekten, konuşma planlarından, cümle tasarılarından ve dahasından nefret ediyorum. söylemeyi düşünüp vazgeçtiğim çok olsa da nefret ediyorum işte. dahası yok...

uzunca bir süredir taslak olarak kalmaktan öteye gidememiş bir şeyler birikmiş blogumda. hepsi birbirinden alakasız ve kopuk kopuk olsa da varlşıkları beni son derece rahatsız/huzursuz ediyor. o yüzden hepsi birden biraz sonra aşağıdaki yerlerini alacaklar.

oradan oraya atlamaya tahammülün yoksa ve gözden geçirmediğim yazılarımın arasından bulduğun manaları başıma kakacaksan bir sonraki blog girdimize beklerim. şimdi izninle...


not: yeniden eskiye... ilk okuduğunun eskisi olduğunu sanma diye...



*********************************************************************************
bazen içim içimden taşıyor. ne yazsam ne anlatsam, hangi birinden başlasam kelimelerin bilemiyorum. mutlu, mutsuz ya da başka bi şey değilken, böyle manyakça, delice bi şekilde bağırmak istiyorum. bazen yazmak istiyorum. tutamıyorum aklımdan geçenleri bir ucundan. şimdiki de öyle bir şey.



*********************************************************************************
hayatımda beklemediğim kadar güzel şeyler, oldu, oluyor, olacak... gel gör ki bunların hiçbiri insanoğlu oluşumun şımarıklığını engellemiyor.



*********************************************************************************
bir kez daha dürüst olma oyunu oynayalım...

inandıklarım, düşündüklerim, hissettiklerim çok çabuk şekil değiştiriyor. o kadar hızlı değişip sonra hiçbir şey yokmuş gibi eski haline dönüyor ve yine bozuluyorlar ki ben bile anlayamıyor, -birazcık- korkuyorum -bazen. bunu fark ettiğim zamanlardaysa kendime önce şaşırıp, sonra kızıyorum. bu karmaşanın içinde kendimi -hayatım boyu hep yaptığım gibi- sorgulamaya başlıyorum. rahatsız edici bu hal. yine de bir yandan ruhumun dümdüz yürümesi istemiyorum.



*********************************************************************************
dünyanın en güzel insanlarını dost edinebilmişim. kendime söylediğim tüm kötü sözleri geri alıyorum.



*********************************************************************************
tamam dürüst olmaca oynayalım. mutsuzuz feci halde. çaresiz hissediyoruz. kimsesiz de hissediyoruz ama bunu söyledikçe ağzımızın ortasına çarpıyorlar bir tane. peki o zaman onlar bunu göremezken bana nasıl kanıtlayabilirsiniz kimsesiz olmadığımı?



*********************************************************************************

bilge ve hatta "tek" bilge olduğunu düşünmeyen bir kişi bile tanımadım.
oysa bir tek bilge var,
o da benim.
ironik
trajik



*********************************************************************************
ay demir gök bakır

Onların dediğine göre kaçacak bir yer kalmamış. Gökleri kaplamış bakır, yerleri kaplamış demir, dört duvar örülmüş hepimizin çevresine. Mutsuzluklarımızla kilitlenmişiz bu kirli meskene.

Uçamayacağımız kadar kısa yerle göğün arası, üzerimize kaplanmış bakır iyice sıkıştırıyor hayatı. Tepede demirden bir ay beliriyor. Demir, bakırın üzerinde iyiden iyiye parlıyor. Dediklerine göre bu kez bir çıkış yolu beliriyor...

Yer toprak, gök bakır, ay demir... Sıcacık toprak ayaklarımızın altında uzanıyor. Öldürmüyor toprağımızı demirin soğuk yüzü... Toprağın nemli kokusu sarıp sarmalıyor etrafımızı, biz yerin altına, en dibine saklanıyoruz...



*********************************************************************************
son bikaç gündür, haftadır belki de, sürekli "yazmak" üzerine düşünüyorum. yani "bunu yazmalıyım" gibi değil. yazma eyleminin kendisi üzerine. daha doğrusu bu "eylemle ilişkime"/"eylemin benimle ilişkisine" fazla fazla kafa yoruyorum. ne yapıyorum, ne yapmak istiyorum, ne istemiyorum, deli miyim, durmalı mıyım, harekete geçmek mi gerek, n'erdeyim, nedenim gibi...

bunları düşündükçe ve çok sevgili "zihnimin, ruhumun, sağ duyumun sesi" kişisiyle konuştukça kafamda şekilleniyor bundan sonrası. bir de manyakça her şeyi bir işaret olarak görmeye başlıyorum (serendipity'i izlemiş miydin?)...



*********************************************************************************
sevgili ...
bu üç noktayı doldurmak sana kalmış. yaşadığımız onca şey, paylaştığımız bir sürü ya da belki çok az an ve benim sana söylemeyi sevdiğim kelimeler, harfler, cümleler... elinde, bu üç noktayı silip yerine yeni bir şey yazabilmek için çok fazla veri var. sen seç, ben sana ayak uydurmakta zorlanmayacağım emin ol.
bu mektubu sana hitap eder gibi yazıyor oluşum, senin de okuyor oluşun yanıltmasın kimseyi... sevgili ile başlayan bir hitabı paylaşabileceğim herkese bıraktığım nottur bu. benim için yazdıklarımın kıymetini azaltmayan bu özellik, senin için de azaltmamalı okuduklarının kıymetini.
kimbilir belki de çok iyi tanıdın beni, çözdün. ben kimsenin beni bilip bilmediğinden emin olamazken, sen şu satırlardaki anlamı tek tek çözüp çıkardın belki. yine de emin olamıyorum işte, açıklama gereği duyuyorum yaptığım her şeyi. işte bu yüzden mazur gör şu aptal sayıklamalarımı.
onca zaman sürdürdüm hayatta kalma çabamı. bir gün bir şekilde bitiyor işte insan. ben o bitişin nasıl olacağından emin değilim. her gün evden çıkıp, trafiğe karışıyorum, susuz kalıyorum ya da kirli sulara maruz kalıyorum, ne bileyim tavuk döneri de çok seviyorum... her an bir yerde bir kazaya kurban gidebilir ya da zehirlenebilirim rahatlıkla... işte o yüzden yadırgama okuduklarını...
yani diyorum ki, bitmeden bittiğimi görerek yazmak ihtiyaç sanırım...
yani diyorum ki işte "sevgili"...
bitmeden, bil istedim sevdim...



*********************************************************************************
bir sürü insana seslendim şimdiye dek...

ve seslendiğim insanların bir çoğunu göremiyorum uzun (kimileri içinse çook uzun) zamandır...
bazılarının varlıklarını hatırladığımda iyi hissediyorum mesafelere, uzaklığa, kimileriyle kalplerimizin uzaklığına bile aldırmadan...
bazılarıysa kırgınlıklarımla ya da kırgınlıklarıyla baki...
herhangi bir sıralama/sınıflama çabasına girişmeden uzaklar..

g.m
..hayatıma bir sürü güzel şeyi soktuğuna şaştığım bi adamın ego tatmin aracı aracılığıyla silinmesi güç bir yere yazıldın hayatımda.telepatiye şaşmama sebep olan bikaç durumdan sonra iyice ikna olduk birbirimize.birbirimizi gördüğümüz kısacık zamanlara rağmen birbirimizi sevdiğimizi bilmemiz zor olmadı.kocaman gülümsemene her zaman hayran oldum.yine bi gün belki..

n.l
..şimdi durup düşününce en çok güldüğüm zamanları, en garip zamanları, en ağladığım zamanları, bir sürü şaşkınlığı aynı yere biriktirmiş olmamız ne tuhaf, kaç yıl geçti bilmiyorum, neler kaçırdık birbirimizin hayatından hiçbir fikrim yok.her şeye rağmen şundan emin olmak hiç güç değil "yollar ve yıllar bıraktığımız yerde duruyor. her biraraya gelişimizde beraber devam ediyoruz. zaman bir şeyi götürmüyor"..

b.t
...derin güzel bir bağ. sadece bir tek haftasonu.şimdi nerede olduğunu kestiremesem de hatırladığımda yüzümü en çok güldüren insanlardan olacaksın hep. seni "şakir paşa hava limanı" ile inceliğin ve sıcaklığınla hatırlıyorum..

a.ğ
..kartopuna ve sıcak çikolataya doyuşumuzu,harcanan yüzlerce kontörü ve çılgınca attığımız kahkahaları hatırlamak güzel.nerdesin bilmiyorum.iki çift yeşil göz artık aynı yuvada buluşmuştur sanıyorum

k.a
..kıymetli bir arkadaşlıktı fakat sanırım çok geride kaldı. bu kadar kolay olacağını ummazdım. daha önce ummamamı söylediklerini ummayı bıraktığımda kalbimi kıracağını da ummazdım. neyse ki sadece kalp kırıklığı bunun adı, umutlarım yerli yerinde hala

z.a
..kırkyılda bir karşılaşmalarımızın uzun saatlere dönüşünü bekliyoruz sanırım yine.yıllarca görüş(e)meyip sonra sırlarla bazen gözyaşlarıyla büyüyen arkadaşlık.o çocukluğun ardından ne çok değişti hayat..


kıymet verip kaybettiklerim, kıymet verip hala içimde yanımda aklımda taşıdıklarım, kıymet verip..kıymet verdiğim ama uzakta olanlarım..kimileri sonsuza dek uzakta kalacak artık..yine de bundan sonra yanımda olacaklarla bi daha hiç haberdar olmayacaklarım..hepinize teşekkür ederim..

*güncellenebilitesi yüksek liste

pıtır pıtır

bölüm 2


*********************************************************************************

*yillardir soylenmeyen sozler vol. 1

Su anda icimde yeseren (ki bu kisminin dogru oldugunu soyleyemem)...
Icimde kok salmis bi duygu var. Ne zamandir uzerini orttugum.
Boyle hani koklerini, yapraklarini gorursem uzulecegim turden.
Dikenli filan degil ama hani "olmasa daha iyi olur" cinsinden.

--------------------------Burada aklima gelen soz su "Katrani kaynatsan olur mu seker, cinsini sittigim cinsine ceker" (alakasiz)-----------------------------------

Ne yaziyorum onu da bilmiyorum ama...
Benim bi arkadasim (ki kendisine arkadasim demek bile garip mesela desem ki benim bi yarenim) var. Uzun zaman oldu, yuzyillar gecti belki ustunden tanismamizin. Tanismamiz mesele degil de...
Aydinlik bi gundu. Gunesli piril piril. Ama ben bunu hissedemeyecek kadar kohne bi kosede caktirmadan agliyordum. O kadar iyiydim ki belli etmeme konusunda, gozyasi bile dokmuyordum. Bi an biri farketti ve uzatti sanki ellerini. O zaman hissettigimi minnet sandim. Degilmis...
Minnet degilmis ama o duygunun adi ne hala bilmiyorum...
Sadece guzel cok guzel...

Bana onu hissettirebilen o guzel kizi, o koca gozleri o kadar seviyorum ki. Defalarca kurdugum o cumle, hani kardesim olsa...
Kalbim kendi yukunu tasiyamiyor uzun suredir. Bilen bilir, bilmeyenin bilmesine de luzum gormuyorum (simdi farkettim ki aslinda tek bilen benim)...
Iste o yuk yuzunden o guzel gozlere ne uzak ne de yakin...
Ama hani o gozler boyle kalbime cakili kalmis...
Ne kadar yol girmis araya, ne kadar toz ve duman girmis farketmiyor...

Hani bi gun bana "sittir"i cekse arkasindan su dokup donecegi zamani bekleyecegim kadar safca belki...
Ki bi gun gelecegine inanirim ben...
Arkasindan su dokerken bi kez daha gidisinin acisini yasamak kismina girmiyorum...
O konuda sozcuklerimin yetersiz oldugunu cok onceleri farketmistim cunku...

Her neyse... Aslinda demek istedigim...
Agaci cicegi bocegi sevmek falan filan...
Hayatinizdaki kimi insanlar varliklarini agacsiz ciceksiz hatta corak topraklarla ve hatta hatta dikenlerle, camurlarla, kan, tukuruk -hatta balgam-, meni ne bileyim iste dunyanin turlu kiriyle kabul edeceginiz...
Hatta bu eyleme kabul etmek demeyeceginiz insanlar...
Bazilari gercekten oyle...
benim sahip olduklarimin sayisi cok az artmiyor -ki asla sikayetci degilim- ama azalmayacak da...
Gidis olsa kac yazar...
hani malca bi sarki var tam moron sarkisi
"sen bende ben olursem olursun, sen olursen ben zaten olurum"
aynen oyle bi sey ama bu gercek, yani bu malca degil...

Sadece bazen eller kollar bagli..
Sessiz..
O kadar..

Sevmekse baska bi sey. Simdi anlatmayi denemek yuzyillardir insanlarin dustugu hatalara dusmek olur...
Anlatilmaz yasanir (evet iste bu malca :P )


*********************************************************************************

eskilerden çıkıp gelmiş dokunaklı kelimeler...
"ilk okuduğum an dün gibi hafızamda" demek isterdim...
ama okuduğum her an, ilk okuduğum ana eşit...
senkronize ilerlesin dileklerimiz ve kurtuluşlarımız...
içimde derin bir sızı yardım dileniyor hissettirmeden...
hiçbir şey yokmuş gibi...
usul usul bakışmalar...
yanılmak bazen kurtulmak demek...


Senkronize
ilk kez yanılt beni!

şimdi ben burada, kan çanağı gözlerle,
- ki uyku girmedi gözlerime bütün gece! -
ve sen sanki orada bir yerlerde...
benimle senkronize...
yazacakmışım, okuyacakmışsın...
karşılıklılık esasına dayayacakmışız sırtımızı...
ne alaka?
ama zaten orada bir yerlerdesin ya da burada bir yerlerdesin;
dolanıp duruyorsun işte ortalıkta...

bana ettiğin dualar boşa gider, biliyorsun..
tıpkı annemin ettikleri gibi...
hani tanrıyı da aşkı da insan kendi yaratıyormuş ya,
ikisi de önce verip sonra acımasızca alıyormuş ya...
hangi kitapta okumuş,
birbirimize bakıp öyle susmuştuk sonra?
tanrı bana ne verdi ki neyi geri alıyor anlamamıştım o zaman da...
sanırım beyinsizim...

ve aşk...
minel aşk...
öyle mi?
verdiği küçük kaçamak, sanrı heyecana canımı kurban ettim sanki.
inanmak, inanmak, inanabilmek için kendimi harap ettim.
hoyratça tükettim sanki...
"evet, bu kez yanılmıyorum.”

ve sen, içimdeki paranoyağa bir şey söyle!
beni rahat bırakmıyor, iyi bir ebeveyn değilim.
sanırım babama çekmişim.

büyük gün!
“O Gün”, büyük gün!
en güzel hikayem,
en boktan kabusum,
en sıradan birkaç günüm,
en büyük yalanım,
en anlamsız kaosum,
en çapraşık ruh halim,
en pahalı donum,
en sıcak salya sümüğüm,
en sevimli adamım,
en korkunç canavarım,
en tutkulu aşkım....
hangisiyim?
hangisiyiz?
kendimi dinlemeye bile yetecek mi kulaklarım?
Tanrı'm bana takat ver,
sabır ver
ve
ilk kez yanılt beni...

Didem Akın

Salı, Aralık 11, 2007

pişmaniye

pişmanlıktan bu kadar korkacak ne var anlamıyorum...
"ben kesinlikle pişman olmam. pişman olacaksam yapmam."
hadi be!

bunu gerçekten anlamıyorum. vicdan azabı kötüdür. hatta hayatı çekilmez kılar, buna kesinlikle itirazım yok fakat pişman olabilmek insan olmayı da başarabildiğini gösterir. mesela hatalarını gerçekten görüp tekrar etmeyeceğini. ya da ne bilim ya kusursuz insan olmaya çalışıp, bi türlü başaramamanın yükünü taşımak zorunda da bırakmaz. o kadar bok yiyip sonunda "ben hiç pişman olmam ki" demek kendi kötülüğüne dönük suçu herhangi birinin, boşluğun sırtına yüklemek değil mi? neyse bana ne...

bu arada pişman olacağın şeyler yapmak kötüdür mesela. hakikaten dayaklık olduğunu bile gösterebilir. ama kendini bir kez olsun pişman olup itiraf ederek kurtarabilirsin...
ya da hakikaten bundan bana ne...

Pazartesi, Aralık 10, 2007

yaldızlı bakınız

***dağıldım. ama bu defa mutsuz bir anlam çıkarmaya meyletmeyelim lütfen. düzene sokamıyorum sanki çok basit ama temelde bulunan şeyleri, onun huzursuzluğu sadece. yani o kadar basit şeyler ki, oda toplama meselesi gibi -gibiyi geçtim bu da onlardan biri. kendime yetemiyorum. vakit ve enerji bulup harekete geçmek lazım. bunu da bir yere not düşesim vardı burayı seçtim.

***atakulenin tepesindeki dönen restaurant denen mekan dönüyor olmasından mütevellit mide bulandırmakta imiş, onu öğrendik. fakat oraya çıkan asansörün manzarası gerçekten süper... asansördeki adam -o asansör adamlarının bir adı var mıdır?- sürekli aynı replikleri tekrar ediyor, bunu fark edince şaşırdım (şurada ankara kalesi var ama sisten görünmüyor. size torpil yapalım, biraz duralım, manzarayı izleyin, hem romantik hem ormantik olsun vs.)... bir de sadece o asansöre binip manzarayı izlemek için gelenler de varmış, ücret 2 YTL... mekanın ücretleri de o kadar uçuk değil... yemekler de iyi sayılır...

***aynı mekanda sürpriz bir sözlenme yaşandı. bi hayli sevip yakın bulduğum bi arkadaşım bi haylinin ötesinde sevdiği müstakbel eşi tarafından şoka uğratıldı. bir kadın ne kadar güzel sürpriz yapabiliyormuş onu gördük. çok sevgili arakdaşımı söz kişilerinden biri saydığımızdan konu dışı bırakırsak, yanımdaki iki adamın da olaydan feci halde etkilendiğini gördüm. sonra geyiğe vurdular tabii ama olsun... güzeldi... cidden...

***bi hayli zaman geçti üstünedn ama iki filmi feci halde sevdim... kimi görsem söylüyorum... "paris'te 2 gün" adının düşürdüğü yanılgıdan uzak durulması gereken hastası olduğum, tam da cuk oturan bi zamanda izlediğimden mi bilmiyorum çok etkilendiğim bi film... "küçük gün ışığım" bu da afişinin düşüreceği yanılgıdan uzak durulması gereken hastası olduğum diğer film... hem amerikan, hem aykırı, hem uzaktan hem yakından bakan film... süperdi...

***cep telefonu oyuncak değildir. bırak onu eli(m)den...