Perşembe, Kasım 01, 2007

velhasılı...

konuşmayı eskisi kadar sevmiyorum. eskiden sabahlara kadar anlatabilirdim. çocukluğumu, hayatı, görmek istediklerimi ya da içimden geçen anlamlı-anlamsız cümleleri peşpeşe sıralayabilirdim. şimdi bunu yapmakta çok zorlanıyorum. kelimelerim birbirini takip edemeyecek, karanlıkta çarpışıp duracak, bir türlü ağzımdan çıkamayacaklar gibi geliyor. ki öyle gelmelerini bir yana bırakırsak artık kendimle ilgili bir şey anlatmaya başladığımda -eğer ciddi bir konudan bahsediyorsam- tekleyip duruyorum. kelimelerin hepsi siliniyor sanki aklımdan.

yazı yazmak daha kolay son zamanlarda. aklımdan geçenleri yazarken durup düşünmekle zaman harcamak zorunda kalmadığım içindir belki. sebebini tam kestiremiyorum ama "kendimi yazarak daha rahat ifade ediyorum"dan birazcık daha farklı benimki. şimdi birisi karşıma geçse ve saatlerce hiç cevap vermeden dinlese beni, feci halde rahatsız olurum ama buradadurum değişiyor sanırım. ama bloga yazma rahatlığının kesintiye uğradığı durumlar da var sanırım.

bir süredir eskisi gibi yazamıyorum. uzun araların ve kişisel metinlerle aramdaki mesafenin sebebi benim için belli. ben birilerinin "ben"i okuduğunu düşündüğümden beri eskisi gibi yazamıyorum. bunu fark edene dek birileri sadece "yazdıklarımı" okuyor gibi geliyordu. şimdi beni okumaları, daha doğrusu okuduklarını sanmaları düşüncesi çok rahatsızlık verici. bu kişisel bir alan değil elbette. kişisel ve kapalı bir alan yaratma amacında olsaydım bir internet sitesini tercih etmem aptalca olurdu. yine de işte bazen...

bunu söyleme gereği hissetmem çok aptalca ama "ben sadece buradaki sherlotte ya da nilay değilim. benim içimde binlercesi, dışımda onbinlercesi var"... canım sıkkın olduğunda daha çok şey söylemek istiyorum. çünkü ben duyguları arasında, hatta duygularının kendi içlerinde denge kurabilmeyi becerebilen biri değilim. iyiyse en iyi -tamam kabul bu pek olmaz- kötüyse de en kötüsünü hissediyorum. kötünün en kötüsünü hissettiğimdeyse elimden akıp gidiyor söyleyeceklerim, kafamdan daha çok şey çok büyük hızla akıyor. ve ben yetişebildiğim kısmını yazıyorum. o yüzden bir sürü kelime, bir sürü satır dökülüyor buraya...

demek istediğim, normalim ve değilim... iyiyim ve değilim... mutsuzum ve değilim... blogumun giriş yazısını dönüp okumak belki bir işe yarayabilir... herkes kadar dengesiz ve herkes kadar dengeliyim... eğer daha fazlasını ve farklısını bekliyorsanız, elimden bir şey gelmiyor maalesef, bunu söylemek zorundayım...

belki de sadece bir çeşit paranoyanın içindeyim. gerçekten bilinmek, tanınmak isteyip istemediğimden emin değilim. hangisi daha iyi/kötü bilemiyorum. o yüzden de kendimle çelişiyorum. bazen açıp şuraya bir şeyler yazmak istiyorum ama sonra diğer yanım "yaa üffff napıcaksın" diyor, ben de çaresiz boyun eğiyorum.

tüm bu satırlara rağmen söylemem gerekir ki, buraya yazmayı çok seviyorum. uzun zamandır içimde taşımadığım bir şey üretme isteğini burası sayesinde yeniden buldum. blog üzerinde herhangi bir üretimde bulunmasam da kafamda hep yeni fikirler, aklımda hep güzel düşünceler, yazmakla ilgili bir sürü fikir birikiyor. belki abarttığımı düşüneceksin ama benbigün kendimle yüzleşip beni mutlu edecek gerçek şeyleri seçme şansı verdi bana... mesela yaşlandığımda kalemim ve kağıdımla başbaşa kalmak istediğimden, sevdiğim ve sevmediğim insanlardan, kötü yanlarımdan, değiştirmem gerekenlerden yazdıkça emin oldum... sen abarttığımı düşünsen de düşündüklerimi yazılı olarak görmek, kendimi karşıma alıp oturup konuşma şansı tanıdı bana...

bir şekilde bir şeyler söylemeyi seviyorum, hepsi buna çıkıyor dönüp dolaşıp...
kendimle başbaşa ve yüzyüze kalmayı da söylediklerim kadar seviyorum...
burayı..bunu bir kez daha söylememe gerek yok, sen de biliyorsun artık...

Hiç yorum yok: