Perşembe, Kasım 22, 2007

ip(ucu)


ne zamandır bakılacak görülecek bir şeylerle gelmiyordum buraya. ama bu resmi görünce hissiyatımın tıpkı şu resmin anlattığı şey olduğunu fark ettim. bu yüzden...

küçük kız bunu neden yapıyor bilemiyoruz tabii ama benim sebeplerim malum. heyecanımı yitirmişim kimi hususlarda, huzura ermek istiyorum, huzursuz etmek istemiyorum, elimdeki, yanımdaki, kalbimdeki kıymetlileri kaybetmek istemiyorum. ve işin kötüsü bunların haklı sebepler olmadığının farkındayım.

bir yük koyuyor birileri sırtınıza, siz de "seviyorum, kıymet veriyorum" ayağına taşıyorsunuz. sonra karşınızdaki tepenize bindirdiği yüklere aldırmadan, iteliyor sizi, düşürmeye çalışıyor, siz onun yükünü taşıyorsunuz ama bunu öyle kabullenmiş bir biçimde yapıyorsunuz ki ona, onun yüğkünü taşıdığınızı unutturuyorsunuz. bunun için durup da yük sahibini suçlamak olsa olsa ahmaklıktır. ve ben bu ahmaklığı ilk kez yapmıyorum.

kabul etmem gerekir ki artık görmezden gelme, onarma, unutma yeteneğim eskisi kadar keskin değil. bunlar, büyüdükçe -aslında yaşlandıkça demek istedim ama yaşım başım müsaade etmedi- daha da zorlaşıyor her şey gibi. üzerine konuşmamayı seçiyorum, anlamamış gibi yapıyorum ama aslında yapamıyorum. madem bunları yapamıyorum elimde çekiştirip durduğum o iplerle o zaman neden bunları yapmaya çalışmayı bırakıp gerçek olanı göstermeye cesaret edemiyorum? işte insanım ya, sıfır cesaret...

canımı yaktığı ve başka bir şey katmadığı halde kaybetmekten korktuklarım bir yanda gerçekten kaybetmekten ölesiye korktuklarım başka bir yanda. ikinci grup için her daim enerjim var tabii ki ama ilk gruba girenlerle uğraşmaktan delicesine yoruldum. buna rağmen yapamıyorum. bırakmak, vazgeçmek, vicdan, sorumluluk hepsi üstüste oturuyor sırtımda. ben de hala taşımaya devam ediyorum. etmesem? atsam sırtımdan hızlıca? "benim de canım yanıyor, ben de yoruluyorum, aloooooo ben de varım burada" desem? desem ne güzel olur biliyorum ama... diyemesem? diyemiyorum ki zaten...

saçmalık. hepsi saçmalık. bir tek içimdeki sevgiyi kör edip, gömüp oradan uzaklaşamıyor olmam saçmalık değil. hepsinin sorumlusu bu olduğuna göre aslında hiçbir şey saçmalık değil. ama... neyse... şu ipler yok mu? ellerimle ayaklarımı kontrol eden, o ipler duygu deiklerimizle mantık dediklerimizi de bir iki hareketle kendine getiriverseler...



-


saçma sapan şeyler yazıyorum ne zamandır farkında mısın? elle tutulur ne söyledim buraya kadar? hiçbir şey söylemedim. hiçbir şey yapmadım. öylece durdum ve sızlandım. sızlanmalarımı kesmeye de söz verdim. hele gevezeliklerim... lütfen artık birisi beni konuşmaktan alıkoyabilir mi? söylediklerimin ardından duyduklarımdan, hiçbir şey söylemediğim halde duyduklarımdan, duyduklarımın tamamından çok yoruldum çünkü. bir de konuşmayınca duymayacakmışım gibi geliyor işte aynı zamanda. duymadıkça da üzülmeyeceğim, hak etmediğimi bildiğim yaftalardan uzak duracağım... bak hala aynı şeyi yapıyorum...

bir..ki..üç

tıp...........

1 yorum:

disconnectus erectus dedi ki...

saçmalamak iyidir, öyle deme; kendine getirir fark ettirmeden; bak biz bunun üzerine kurduk tüm herşeyi...