Çarşamba, Kasım 14, 2007

dolan

hayatımın büyük kısmı yalan söyleyerek geçti. özellikle birkaç yılı kimseye doğru bir şey söylemeden geçirdim. ne yiyip içtiğime kadar doğru bir tek şey anlatmadım. şimdi düşünüyorum, bunu neden yaptım? hiçbir sebebi yoktu, kimse beni bilsin istemedim. bilmem, belki deliydim belki de sadece çocuktum.

çok yalan söyledim ama hayatım boyunca hiçbir şeye "ama bu yalan sayılmaz ki" demedim. yani bir şeylerden hiç bahsetmiyor olmanın aslına yalan sayılamayacağını ya da yalanların rengarek olduğunu iddia etmedim. aksine bunu hep bildim. buna rağmen kimileri dışında bir sürü yalanımda vicdan azabı duymadım. oysa hep vicdan azabı duymam gerektiğini düşündüm.

aslında dönüp baktığımda çevremdeki herhangi birine kıyasen çok yalan söylediğimi filan düşünmüyorum. aksine son 6-7 yıldır filan çevremdeki insanlara bakınca yalan söylemiyorum bile sayılabilir. yalanlarımı bir teraziye koyup ağırlıklarını ölçmeye çalışmıyorum. eğer çalışsaydım ağırlık farkıyla kazanabilirdim. ama parça sayısı göz önünde bulundurulacaksa oradan yırtabilirim işte.

yine de hani o hiçbir doğru laf etmediğim zamanlarda o kadar çok yalan söylemişim ve o kadar profesyonelleşmişim ki artık elimde olmadan hissediveriyorum küçüklü büyüklü yalanları. ses etmiyorum, anlamamış gibi yapıyorum ama hepsini bir bir sayabiliyorum kendi kendime... çoğunlukla içimdeki kurt rahat durmuyor bir şekilde yolunu bulup soruyorum sebebini ama özellikle bana yalan söyleniyor olduğunda korkunç bir rahatsızlık duyuyorum. asıl anlayamadığım şey bu işte. o kadar yalan söyle, yalan söylediğini itiraf etmekten çekinme, ondan sonra birisi sana yalan söylediğinde kendini berbat hisset... bu hakkım olan bir şey değil... duymamış gibi yapmam lazım, anlamamış gibi, yemiş gibi, yutmuş gibi. ya da bunların hiçbirini yapmayıp ses de çıkarmamam lazım. hangisini yapmam gerektiğine henüz kararverebilmiş değilim.

tabii şimdilerde, hani şu bahsettiğim bilmem kaç yılda değişti her şey. kolay kolay yalan söyleyemiyorum. söylediğim yalanlar yüzünden gittikçe ağırlaşan yükler taşıdığımı düşünüyorum. ufak tefek şeyler bile rahatsızlık veriyor. işte bunu da anlayamıyorum. biraz abartıyorum gibi geliyor. ama düşününce belki de kotamı doldurmuşum çok eskiden diyorum. kararsızım yani...

şimdi durup bakınca şu an yaptığım şey de çok komik duruyor. sürekli yalancıyım diyen birinin bunu söylüyor oluşu hangi tarafta duruyor? bahsi geçen araf şu an durmakta olduğum yer mi kestiremiyorum. ne yapıyorum, bunu sana neden anlatıyorum, bunları söylemem senin gözünde bir basamak daha aşağıya inmeme sebep olur mu/olmaz mı emin olamıyorum. bir de farkında mısın bilmiyorum bütün anlattıklarım kararsızlık ve çelişki içeriyor. sanırım kendimi ararken iyiden iyiye kayboluyorum. ama tabii ki; ne fark eder?

2 yorum:

kafcamus dedi ki...

aklıma hemen Kafka geldi, uysa da yazdım uymasa da yazdım: "İnsan ancak olabildiğince az yalan söylediğinde olabildiğince az yalan söylemiş olur, yoksa olabildiğince az yalan söyleme fırsatını bulduğunda değil."

sherlotte holmes dedi ki...

uymamak ne demek... yerinde zamanında tadında olmuş :)