Salı, Ekim 09, 2007

14101990

kocaman bir karyolanın üzerinde dizleri iz yapmış pijamasının bacağı sıyrılmış dizine kadar, üzerini açmış her zamanki gibi, beli açıkta kalmış, kimse gelip örtmemiş, ürpererek uyanmış. henüz 6 yıl bırakmış geride, 6 yıl ve 358 gün geçmiş annesinin sıcak rahminden ayrılalı...
normalden fazla sürmüş bir uykunun verdiği rehavet üzerinde, birisinin gelip de "hadi artık kahvaltıya" demesini bekliyor. bekledikçe sıkılmaya başlıyor. evde çıt yok sanki. odanın kapısı kapalı, içerisi aydınlık. içerisi her zaman olduğundan daha aydınlık ve evin bu odası daha önce bu kadar sessiz kalmamış olmalı.
öyle sıkılmış ki gelip birisinin belini açtı mı diye bakmamasından, kimsenin "çok uyudun sıpa hadi bakalım" deyip sarılmamasından, sahanda yumurtanın kokusu da yok... öyle sıkılmış ki kalkıyor yataktan tekbaşına öylece. ayakları karyoladan yere ulaşana dek upuzun bir sessizlik daha...
odanın kapısına ilerliyor, kapı bembeyaz, ayakları çırılçıplak ve buz gibi her zamanki gibi. eli uzanıyor kapı koluna, kapı kolu gıcırdayarak iniyor aşağıya. odanın ve evin diğer odalarının bembeyaz kapılarının açıldığı koridora bakan tüm kapılar sımsıkı kapanmış. koridor boyunca bir uğultu. yatak odasını ve koridoru geçip de o çift kişilik karyolaya ulaşamayacak kadar alçak bir inleme gibi yayılıyor ses kulaklarına... nereye gidip hangi kapıyı açması gerektiğini bilmiyor. bir süre duruyor, annesinin hangi kapının ardında onu beklediğini düşünüyor.
huzursuz bir sıcaklık var evde. ekim ayına yakışmayan bir sıcak yayılmış her yana. sanki haziran gibi, haziranda güneşin iyiden iyiye yerleştiği salondan yayılan sıcaklık gibi...
ilk önce salonun kapısına dayıyor küçük ve biçimli sağ kulağını. kulağı kocaman adamların sesleriyle doluyor. herkes konuşuyor ama herkes susuyor sanki. bu kalabalık nereden geldi bilemiyor. televizyonun açık olduğunu düşünüyor, salonda televizyon olmadığını hatırlıyor. ama bu tuhaf huzursuz hal nedir anlayamıyor. bugün diğerlerinden farklı, bulamıyor annesini.
koridor boyunca yürüyor. oturma odasının kapısına dayıyor bu defa sol kulağını. içeriden ağlamaklı kadın sesleri, inlemeler, fısıltılar. içinde bir acı yürüyor. annesinin ağlayan sesi tırmanıyor kulaklarına. kulaklarından beynine yürüyor, gözlerine...
kapının kolu sıcacık. elini yakacak diye korkuyor. içerisi kalabalık, herkes ona bakıyor. o pijamalarından utanıyor. kadınlar tek tek başını okşuyor, herkes kucağına almak istiyor. o annesine ulaşmaya çalışıyor. annesinin gözleri kaybolmuş. çekik gözleri iki koca tepenin arasında kaybolmuş gibi. annesini tanıyamıyor. annesi kendisini durduramıyor. sarılıyor. annesi ağlayınca o da ağlıyor. ağlıyorlar. neye ağladıklarını bilmiyor.
kapıdan içeri bir adam giriyor. amcasını tanıması zaman alıyor. "söylediniz mi?"...
anlamıyor. annesi elinden tutup abisinin odasına götürüyor onu. annesi ikisini iki yanına alıyor. "artık gelmeyecek hastaneden" diyor. ağlıyorlar. "neden ağlıyorlar"... üçü birbirine sarılıp ağlıyor. o ne olduğunu anlamıyor. annesi ağlıyor, abisi ağlıyor, o ağlıyor. "neden ağlıyorlar"... canı acıyor... ağlamalarını istemiyor...
odanın dışında bir sürü insan pide yiyor. bir sürü insan ayran içiyor. bir sürü insan bu "beklenen" anın normalliğinden söz ediyor. bir sürü insan bir şey yokmuş gibi davranıyor. hiçkimse başını okşamıyor, hiçkimse bilmiyor.


onlarca defa anlattığım, onlarca defa dinlediğim, yaşadığım,
gördüğüm, duyduğum, tattığım, bildiğim,
silemediğim, silmek istemediğim...
17 yıl öncesinden bahsedemeyecek kadar genç olmalıydı hafızam,
17 yıla 17 ömür sığdıramayacak kadar küçük...

4 yorum:

TalismanDiyette dedi ki...

Of ağlattın beni sevgili Sherlotte. Sanırım birebir olmasa da çok benzerini yaşadığım için, farkı senden 5 sene daha büyük 11 yaşında olmam ve ölüme de tanıklık etmem. Ama özellikle komşuların bakışları ve tavırlarını anlattığın yerlerde koptum çünkü aynı şekilde hissetmiştim. Ve çok çok berbat birşeydi. Aslında "berbat" kelimesini anlamsız kılan birşey.. Ve nasıl olup da herşeyin hala bu olaydan önceki gibi aktığını, hayatın devam ettiğini anlayamamıştım. Aklıma sığmamıştı.. Off off..
Ve acı birşey söyliyim, 17 değil 20 sene de geçse sanırım 37 sene de geçse o yara, iyileşmeyen ama üstü örtülen bir yara olarak kalacak. İşin kötüsü kabuğu da çok ince bir yara..
Belki de bu yüzden biz benziyoruz Sherlotte, acılar insanı bilmeden birbirine yaklaştırıyor olmalı.
Neyse ortamı daha fena etmeden gideyim ben, hem işyerinde ağlamak da iyi olmuyor :)
Öpüyorum seni.
Hişş ağlama bak, bozuşuruz..

sherlotte holmes dedi ki...

teşekkür ederim talisman. aklımdan geçenlerin gerçek olmadığını düşünüyorum bazen. yazdıklarınla o düşünceyi kırdığın için teşekkür ederim.
ve ne yazık ki biliyorum, geçmiyor... gittikçe derine bir yere gömülüyor, daha az insanın duyacağı kadar ses çıkarıyor, aynı sızı, belki bazen biraz daha derin bir sızı -sızı değil onun adı acı- orada yerleşik, kalıyor...
biliyorum ama işte bunu bilince de alışamıyorum...
teşekkür ederim talisman.

Friedrich Camus dedi ki...

Yirmi bir ekim şerlotun doğum günüymüş.

sherlotte holmes dedi ki...

bi şey diyemedim frimuscum ..