Perşembe, Eylül 20, 2007

zincir

son derece gerginim. gergin olduğumu gösteremedikçe daha da gerginim. vücudum birinin geçip beni işaret parmağıyla itmesini bekliyor gibi. bi itse karşımdaki çıtırdayıp döküleceğim yere. derinden bir yerden gümbürtüler geliyor. sonunda infilak edip kendimi de çevremdeki herkesi de kurtaracak gibiyim...

bu his, günün uyanmamla başlayan -yaklaşık- 13 saati boyunca geçmiyor. aklım beynim başka türlü işliyor. olmayacak şeyler geçiyor aklımdan. ya da tüm günün verimini alıp götürecek bir ruh hali çörekleniyor üstüme. kendimi, tuvaleti içinde bulunan tek kişilik bi hücreye kapatılmış gibi hissediyorum. başım ağrıyor. bedenimin her yanı uyuşuyor. belim, sırtım, kuyruk sokumum üçünün de varlığının öylesine farkındayım ki bu acı da bitmeyecek gibi geliyor.

bi şeyler yoluna girsin istiyorum. artık büyüdüğümü kendime kanıtlamak istiyorum. hiçbi adım atıp hiçbi yere varamadığımı fark ediyorum. bunu hissettiğim zamanlarda kötü düşünceler başka kötü düşünceleri çağırıyor. nasıl kurulduğunu anlayamadığım bir zincir oluşuyor. halkaları birbirinden çok farklı bu zincir beynimin etrafını sarmaya başlıyor. eninde sonunda zincirin kancayı attığı yere varılıyor. oradan vicdanımın zırıltısı duyuluyor. vicdanım kendim dışındaki herkes için en az bir kez ağlıyor. sonra asıl mesele başlıyor.

bu bahsettiğim asıl mesele çelik bir kasanın içinde duruyor. zamanla kilidi aşınan kilidi bazen orada burada burada açıldı. yine de kilit iyice kapalıyken dışına bir şey sızdırmıyor. kasanın çelik zırhını aşıp içeri girebilen tek şey o zincirin ucundaki kanca. o kanca vicdanımın üzerindeki kasanın yerini değiştiriyor. kasanın kapağının yanında bir yerlerde aralıklar yaratıp, içinden dışına kötü kokular sızmasına, kokunun vicdanımın gözlerine kaçmasına sebep oluyor. sonrası malum. hep aynı his.

ben bununla, kendimle, hayatla, insanlarla, kabuslarla hiçbi şeyle mücadele etmeyi bilmiyorum ve beceremiyorum. bunların hepsini kabul ediyorum. ama gerçekten bundan iyisini yapamıyorum. beceremiyorum işte hiçbi şeyi. elim kolum kilitleniyor. ne yapacağımı bilemiyorum...

vaktiyle bi yerde birisi bana "avcılar için çok kolay bir av" olduğumu söylemişti. güçsüzlüğümü insanların gözlerine soktuğumu filan da... sonra benim aslında çok güçlü, çok şöyle, çok böyle olduğuma inandı... uzun sürse de onu inandırmayı becerdim, ama aslında hala aynı "ben"im... üzgünüm o "bi yerde bunları söyleyen birisi", ben bundan fazlası değilim... üzgünüm herkes!.. ben size hep yalan söyledim... hiçbi bokun geçtiği ve unutulduğu yok...

şimdi mümkünse beni hayatlarınızdan siktiredin...

*yazıp taslak olarak kaydettiklerimden. taslaklardan nefret ederim. bir şeyi söylemeye karar verip söylememekten de. gibi...

Hiç yorum yok: