Pazartesi, Eylül 10, 2007

hey ha(y)aaat

...
Sonra benim sarhoşluğum mideme değil zihnime vurdu. Tabii söz konusu kişilik ben olunca durumun böyle olması normal. Sonra ordan taaa oraya kadar yürüdük. Sonra yürürken ben bi daha aşık oldum. Sorgusuz sualsiz nası sever bi insan? Bak mesela ben sevebilir miyim? Evet severim tabii ki  Ama benden başkası da sevince... Hem de benim gibi, hem de beni sevince bi başka bi şey...
Bana dedi ki, karanfil kokuyosun, evet dedim, iki tane karanfil kokuyorum... Sonra bi şey demedi... Sonra yürüdük... Sonra ben onu beklerken içimden gelsin ve bana beni ne kadar sevdiğini hissettirsin, ama seni seviyorum demeden bi şeyler desin, nolur bi şeyler de..diyodum... Bana elini tutabileceğim biri olduğunu hatırlattı yine..teşekkür ettim... Sonra keşke saçlarımı okşasa dedim..saçlarımı okşadı ben ağladım... Sesli düşünmüş olmaktan korktum..ama sesli düşünmediğimi de anladım...
Sonra... Sonra...
Kendimi kötü hissetmeye devam ettim ama. Çünkü ben kıymet bilmezim. Hani böyle hayatımın tüm kötü duyguları birkaç konsorsiyum oluşturmuş beynimde, hayatımı ele geçirme ihalesine girmiş gibiydi. İhaleyi suçluluk-tiksinme-kendinden nefret kazandı. Salak sulak ağlama halleri. Ertesi gün daha iyiydim.
Sonra o bana böyle zamanlarda kötü hissettiren ne varsa çıkıp geliyor sana, oradan biliyorum bugünlerin geldiğini. Seni tam olarak anlayamıyorum belki ama anlamayı deniyorum, bunu garipsemiyorum, kızmıyorum, üzülüyorum sadece bi de biliyorum bu zamanları dedi. Bi erkeğin, bi kadının gidip gelen ruh durumunu anlaması ne kadar mümkündür? Evet aşık olmak için sebeplerim var kesinlikle...
Ya ne anlatıyorum...
Diyorum ki, hayat karşındakini anlama değil ama “anlamaya çalışma” meselesi...
Hayatı buldum ben ya, çevresini bok sarmış bi hayat, hani böyle dışı pislik içinde ama içi pırıl pırıl bi hayat...
Demiştim ya, her şey bir kapı kilidine bakıyo, sonra hep huzur..hep heyecan..hep aşk..hep sevgi..hep kavga..hep barışma..hep hep..hepsini bırak hayat hep “o” olduğundan emin olunan adam/kadın...

Hiç yorum yok: