Çarşamba, Eylül 12, 2007

1000 a

bi dur ve düşün. karşında kendisine yeni bir bina inşa etmeye çalışan biri. harcını nereden alacağını bilmiyor, toprağı ne kadar kazması gerektiğini de. öyle ki aslında nasıl bir binanın
kendisini mutlu edeceğini bildiği halde -başkalarının beğenileri ona başka bir binayı öğütlüyor diye (sırf bu yüzden yani)- harcının yetmeyeceği, içinde oturmaktan rahatsızlık duyacağı bir binayı temelsiz ve şaşkın, yapmaya başlıyor. sen her şeyi izliyorsun dışarıdan. çok uzun süredir izliyorsun. bina çok uzun süredir yükseltilmeye çalışılıyor. fakat koyulan her tuğla dengesizliğini gözüne sokuyor. sallanıyor, sonunda da düşüyor ve başa dönüyor.
hani harcın tamam olamamasının, temelin ne kadar kazarsa kazsın derin olamamasının sebebini de bulamıyor. "senin yapmak istediğin bina gerçekten bu mu?" diyemiyorsun.
içinde mutlu olacağı binanın ipuçlarını veriyor aslında. içinde mutlu olacağı için dışından da güzel görünecek bu binayı itiraf edemiyor sadece. mesela binanın dışında roma dönemini hatırlatan sütunlar olmasa, bahçesinde işeyen çocuk heykelli küçük havuzcuklar eksik olsa ne kadar gerçek ve samimi duracak, üstelik tam da onun istediği gibi olacak... göremiyor... göremiyor çünkü önüne sunulan mutlu binacıklar önünü kapatıyor.

ne demeli? harç karmasına yardım doğru mu/yeterli mi?
olur da bina yükselirse, ilk sarsıntıda yerle beraber olmaz mı?
yoksa sana ne mi? mutluluk tasvirinin bir kalıba tıkıştırılmasına ses etmemeli mi?

bilemiyorum...
belki de biliyorum, ama üstüme vazife görmüyorum...


not: sevgili ismiaaanım bi kitap hediye etmişti vaktiyle, ayn rand - fountainhead (yanlış yazdıysam kafama sıkacağım evet)... orada bir mimarı anlatıyordu. okudukça kızmıştım kitabın yazarı o faydacı kadına... sonra sonra fark ediyorum ki..kitap fazlaca etki bırakmış üzerimde...

orada bir sürü şey söyleniyordu ama söylenenlerden biri de şuydu:
başkaları beğeniyor diye yapamam bu binaları...ben içinde yaşanacak, yapıldığı yerle bütünleşmiş yapılar yaparım..bunu kendi keyfim için yaparım... beğenmiyorsan almazsın ben de hayatta kalmaya çalışırım...

yani tabii ki doğrudan bunlar yoktu ama benim yazdığım bu bina olayı ile orada okuduklarım...
neyse anlatamayacağım...
kendimi ifade yeteneğimi aldırmış gibi hissediyorum...
öyle...

3 yorum:

Friedrich Camus dedi ki...

Bana ise doğal estetik ile "Kendini ifade yeteneği taktırmış" gibi göründün sevgili şerlot.

Bir de, üstüne vazife olarak görmediği şeyleri düşünmez insan (: Düşünüyorsan üstüne vazife olarak gördüğün içindir.

sherlotte holmes dedi ki...

düşünmek değil de...
söylemek üstüme vazife değil...

ya da bildiğin, alelade korkak, dönek, kaypak bi tipim işte... herkes gibi ve herkes kadar :)

kaderin cilvesi şu ki, hem bu "söylememe" kaypaklığını hem de başka insanların mutsuzluklarını tespit edip üzerine düşünme takıntısını aynı anda barındırıyorum bünyemde...

her şey ne kadar korkunç göründü şimdi gözüme... üfff...

Sevgi Küçük dedi ki...

çok ama çok güzel yazmışsın.
sevgi'yle...
:)