Salı, Ağustos 21, 2007

oradan oraya salınır aklım hep...

88. Sone
Gün gelip artık bana değer vermez olduğunda,
Senin yanında yer alıp kendime karşı çıkacağım,
Hor görüp yüz çevirdiğini gördüğüm zaman bana;
Haksızlık etsen de, senin hakkını savunacağım.
En zayıf yanlarımı en iyi ben bildiğime göre,
Çekinmeden açığa vurup arka çıkabilirim sana,
Kusurlarımdan hangisi benim için en büyük lekeyse
Beni kaybederken büyük şan kazanırsın aynı anda.
Üstelik bu işte benim için de kazanç var;
Çünkü seven düşüncelerim sana yöneldikçe daima,
İster istemez kendime vereceğim zararlar,
Sana yarar sağlarken, kat kat yarar getirecek bana.
Öyle bağlıyım ki ben sana, öyle ki benim sevgim,
Sen haklı olasın diye, her haksızlığı üstlenirim...

shakespeare'nin en sevdiğim sonesidir...
bana hep puşkin'in kumrulu şiir'ini hatırlatır...

Kumrulu Şiir
seviyordum sizi ve bu aşk belki
içimde sönmedi bütünüyle.
fakat üzmesin sizi artık bu sevgi
istemem üzülmenizi hiçbir şeyle.
sessizce, umutsuzca seviyordum sizi.
bazen çekingenlik, bazen kıskançlıkla üzgün.
bu öyle içten, öyle candan bir sevgiydi ki
dilerim bir başkasınca da böyle sevilin.

sonra bu da hep orhan veli'nin kumrulu şiir'ini okutur...

Kumrulu Şiir
duyduğum yoktu ne vakittir
güvercin sesi, kumru sesi, pencerede;
içime gene
yolculuk mu düştü, nedir?
nedir bu yosun kokusu,
martıların gürültüsü havalarda;
nedir?
yolculuk olmalı, yolculuk.

fakat söz konusu olan şiir olunca...
hele de böyle orhan veli girince işin içine bedri rahmi'nin çakıl'ından devam eder...

Çakıl
Seni düsünürken
Bir çakil tasi isinir içimde
Bir kus gelir yüregimin ucuna konar
Bir gelincik açilir ansizin
Bir gelincik sinsi sinsi kanar.
Seni düsünürken
Bir erik agaci tepeden tirnaga donanir
Deliler gibi dönmeye baslar
Döndükçe yumak yumak çözülür
Çözüldükçe ufalir küçülür
Çekirdegi henüz süt baglamis
Masmavi bir erik kesilir ağzımda
Dokundukça yanar dudaklarım

Seni düşünürken
Bir çakıl taşı ısınır içimde...

ve nihayet behçet necatigil'in kapısına dayanır
bu okumanın sonu hep...
solgun bir gül olur dokununca...

Solgun Bir Gül Dokununca
Çoklarından düşüyor da bunca
Görmüyor gelip geçenler
Eğilip alıyorum
Solgun bir gül oluyor dokununca.

Ya büyük şehirlerin birinde
Geziniyor kalabalık duraklarda
Ya yurdun uzak bir yerinde
Kahve, otel köşesinde
Nereye gitse bu akşam vakti
Ellerini ceplerine sokuyor
Sigaralar, kâğıtlar
Arasından kayıyor usulca
Eğilip alıyorum, kimse olmuyor
Solgun bir gül oluyor dokununca.

Ya da yalnız bir kızın
Sildiği dudak boyasında
Eşiğinde yine yorgun gecenin
Başını yastıklara koyunca.

Kimi de gün ortası yanıma sokuluyor
En çok güz ayları ve yağmur yağınca
Alçalır ya bir bulut, o hüzün bulutunda.
Uzanıp alıyorum kimse olmuyor
Solgun bir gül oluyor dokununca.

Ellerde, dudaklarda, ıssız yazılarda
Akşamlara gerili ağlara takılıyor
Yaralı hayvanlar gibi soluyor
Bunalıyor, kaçıp gitmek istiyor
Yollar, ya da anılar boyunca.

Alıp alıp geliyorum, uyumuyor bütün gece
Kımıldıyor karanlıkta ne zaman dokunsam
Solgun bir gül oluyor dokununca.

4 yorum:

kafcamus dedi ki...

başarılı geçişkenliğinize yönelik takdirlerimizi kabul buyrunuz...

sherlotte holmes dedi ki...

kabul buyurmak ne demek,
mahcup olduk...

tesekkur ederiz...

sherlotte holmes dedi ki...

bu arada okuru olduğum bi blogun yazarının buraları ziyaret etmesi de hem sürpriz hem de hoş oldu...
yine beklerim :)

kafcamus dedi ki...

mahcubiyet karşılıklı tabii. elbette geliriz elbette...