Çarşamba, Ağustos 22, 2007

ışık

Şu an hissettiğim çaresizliği anlatabilmem öyle imkansız görünüyor ki. Çaresizliğim kendimle ilgili ve benden kaynaklı olunca daha da içler acısı bir hal alıyor. Hiçbir adım atamıyormuşum, kapıları açmak üzere tuttuğum tüm kapı kollarını kırmışım, daha da kötüsü asla ve asla onaramayacakmışım gibi hissediyorum. (Kapılar kör, kapılar kilit, yarın başka bi sefer... biz ah biz biz ah biz hep biz... eren akay...)

Kendimi birçok anlamda yerimde sayarken görmek ne acı. Bunun daha kötü olan kısmı ise şu; içimde içimi tırmalayı yukarı çıkmaya çalışan biri var. Dışımda hayatı tırmalayıp bir basamak daha çıkmaya çalışan biri. Her yerimi kaplamış, çırpına çırpına mutlu, huzurlu, başarmış, ayağa kalkmış olmak için uğraşan biri var. Ben onu görüyorum, hissediyorum, çok feci biliyorum onun ben olduğumu... Ama yine de başka biriymiş gibi bakınca, başkalarının tüm bu çabaları fark etmediğini görünce, adımlarımın, tırmalamalarımın beni sadece suratı ve tırnak araları kanlanmış, çamurlu bir kuyuda debelenen, çirkin, huysuz ve muhtemelen akli dengesini çoktan yitirmiş başka bir ben görüyorum...

Bunları anlatabilmek zor. Anlatmak zor değil ama muhtemelen anlaşılmak zor. Bu yaşadığım mücadelelerin tümü küçücük görünebilir bir başkasına. Oysa ben henüz kolları ve bacakları gelişimini tamamlayamamış küçük bi kız çocuğu gibiyim. Oturduğum yerden ayağa kalkmayı henüz becermişken, nasıl olur da yürümemi beklerler benden? (Bunun gelişim kısmı biraz karmaşık. Sanki hiç tamamlayamayacakmışım gibi. Ama anlatmaya çalışmayacağım)
Hayatımı sürdürebilmek için bu kadar çabalıyor olduğumu görmek komik. Oysa bir bıraksam şu dengede durma çabamı, her şey hallolacak. Bak işte düşeceksin pat diye, ondan sonra kalkmaya da çalışma... Eninde sonunda bitecek bu işkence...

Bunu daha önce de çok söylemişimdir...
Hayatım boyunca hiçbir şey pat diye hediye edilmedi bana. En küçük şeyler için bile öyle çok uğraştım ki... Artık bunun yorgunluğu sinirlerimi bozuyor... Mücadele etmek ulaştığınız şeyin kıymetini arttırır derler ya o da yok. Sadece mücadele et, çok çok hak et, ama sadece birazını alarak idare et... Sonra kaybet...

Neyin şikayeti bu ben de bilmiyorum. Sadece geriye bakınca ardımdaki duvardan uzaklaşamadığımı görmek ürkütücü... Biraz ışık ve huzur istiyorum... Memnuniyetimin kıymetini bileceğim, bunun için de söz veriyorum...

3 yorum:

Sevgi Küçük dedi ki...

gelincik; bize hayat gümüş tepsi içinde sunsadaydı herşeyi, inan gerçekten tadını çıkaramazdık...kıymetlerini bilemezdik...tamam, "yok yahu bu kadar da olmasın. dizlerim titriyor, taşıyamıyorum bu yükü. ne istiyorsunuz benden??" dediğim anlar olmuyor değil. ama yine de tırnaklarımın arasındaki, yüzümdeki toza toprağa bakıyorum da...seviyorum bu hayatı ben. çünkü o tozun içinde yalnız olmadığımı biliyorum. bir sevdiğim belki az ötemde benim gibi didiniyor. isimler-yerler veya tarihler değişik olsa da o da aynı şeyleri yaşıyor, aynı şeylere üzülüp seviniyor biliyorum. ne sen ne ben ne de onlar yalnız değiliz...birlikte kazanıp birlikte kaybediyoruz.
hadi şimdi kalk ayağa! gene düşsen de bu kez ben orada olup tutacağım kolarından seni. ben olmazsam başkası olacak. ama hiçbirimiz izin vermeyeceğiz düşmene. sen bizim düşmemize izin verir miydin?

sherlotte holmes dedi ki...

canım ablacım,
sevdiklerimin varlığını ve verdikleri gücü asla inkar edemem. zaten o noktada hiçbir problem yok.
bu başka bi şey, bambaşka bi şey... anlatmaya çalışmasam çok daha kolay olacak sanırım :)

teşekkür ederim...
iyi ki varsın sen,
egişko da iyi ki var :)

Sevgi Küçük dedi ki...

hımmm...bence anlat sen gene de.
ege deniz kabuklarının derdinde şu anda, ama yingeee sini öpüyormuş. :)