Salı, Temmuz 17, 2007

bitmek bilmeyen kanlı masal...

defalarca okuyup düşündüğüm küçük iskender şiiri(m)...
her defasında başka düşündüğümün farkındaydım tabii ki...
ama okuyunca canım dostumu düşünüp, tekrar tekrar okuyup geçen zamanı, gelecek zamanı elimden gelenleri ve gelmeyenleri düşüneceğimi...

bazı şeyler var mesela...içinize yerleşip kalıyor...sesiniz çıkmıyor...paniğe kapılıyorsunuz...bi iyi yanından çekiyor sizi bi kötü yanından esniyor,sünüyor şekil değiştiriyorsunuz...bazı insanlar var...zamanı olanları her şeyi işte fark etmiyor zihin...varlığını kabulleniş öyle bir noktaya geliyor ki,ancak kalbinizin içinden sökülürcesine çekildiğinde kanıyorsunuz...öyle zamanlar var...tüm gücünüzle varoluş denen bu karmaşanın tüm kurallarını değiştirebilmeyi düşlüyorsunuz...öyle zamanlar var zamanı büküp ona yontmayı düşlüyorsunuz...bazen gerçekten başarabilmeyi umuyorsunuz...

her şey değişiyor...araya bir duvar örülüyor...gelecek saldırılara karşı örülen o koca surlar,yiyecek içecek yardımını da önlüyor...elinizdeki erzakla savaşın bir an önce bitmesini diliyorsunuz...dışarıdaysanız arkanızdan gelen ooklara aldırmayı surlara tırmanmaya çalışıyorsunuz...

bu şiir işte...
böyle...
"ah benim bir kangurunun cebine yerleştirdiği yavrum!talanım! artanım! eksik kalanım! yarım kalanım!"


KANLI MASAL

aklım, haklıyım, et firarını!

ovdun ve okşadın beni
çıktı içimdeki cin;
ondan ölümümü diledin.

mayıstı.

seni o yüzden bağışladım!
ben en çok mayısta su içerim
derinim balık kaynar derinim kanımı kaynar
ben en çok mayısta öne eğerim başımı
içimden felçli bir göçebe gökyüzüne bakar.

avuçlarımda yaralı kelebek taşımayı
mayısta öğrenmiştim;
ve teraslarda bach dinlemek en çok mayısa yakışırdı
ve kim bilir
mayıs artık en çok senin tanrılarına yakışır
tiril tiril bembeyaz bir giysiyle
rüzgârda ayakların çıplak
öyle başın öne eğik yıllarca o boş terasta durmak

kartpostallardan tanıdığın bir şehri düşünmek gibi
bir yaraya kabuk olmayı kabullenmek gibi
eksik, yarım, farkına varmaktan kaçınılan
tam
tam yaza girecekken
yazın omzuna yüzünü dayayacakken
çekip giden
ayaklarının altından o son sığınak terası da
acılarının veliahtı bach'ı da çekip
gitmiştir işte, yalnızca gitmiştir
yani.. anlıyor musun.. mayıstı..

seni o yüzden bağışladım!

bir sesim vardı gölgenden ikmale kalan
biliyorum, büyük çocukluktu birbirimizi sevmemiz
cesaret işiydi, delikanlıcaydı,
bu korkunç sevgide
yanlışlarımızı yeniden keşfedişimiz
el deymemiş yalnızlıklara kalkışmamız
yalnızlıklarımızı değiş tokuş etmemiz

bu evcilik oyununda bile duldum
hatırla
sana dizlerimi
sana tabi bileklerimi ve topuklarımı sundum;
çevirdikçe bedenini ruhunun radyo dalgalarında
cazdı, bluesdu, klasik kemandı, klasik aştı
boktu püsurdu
hatırla, senin gözlerin çokulusluydu
senin gözlerin ham kadınsızdı
çamurdandı
ağzımda getirdiğim karsuyunu
kalbine kaçırdım! ovdun ve okşadın beni
çıktı içimdeki cin
yatağa döküldü
yatağıma döküldün
yatağına döküldüm
ve ben bu sonsuz savruluşta
o gece
bütün eski sevgililerimden ince ince söküldüm!

senin oldum!

ihanetinle pislenen küçük dolaşımımdaki kanla
karalar çekerek ölümsüz kirpikdiplerine senin
senin mahşer atlısı dudaklarına
en çok da dudaklarına sokuldum!
üşüyordum,
üstüme doğru çekip o kedi dudaklarını
bir tay sığınırmışcasına anasına
bana ölünle uyudum! anlıyor musun.. işitiyor musun..
cesedine yeni baştan hayat verebilmek için
ihtiyarladım.. ihtiyarladım..
ben zaten kendimi aşklarda
hep kalkışılınmış müthiş intiharlarla yaraladım!
koştum sürekli
bir hüzünden bir tersliğe dokunarak koştum

bazı sevdalarda hafızasını kaybeder ya insan
telaşlanır, ağlar
babasını sorar çevresindekilere
öldüğünü bildiği halde
adını unutur, yolunu kaybeder oturduğu evin
bir titreme gelir yerleşir ya ortasına mayısın
bir dikilir bir çöker ya
kalbine secde eden intikam
tam
tam yaza girecekken
yaza bir ekmek bıçağı tutuşturacakken
sapı plastik kötü bir ekmek bıçağı
-geri döner.. döner değil mi.. diye
birkaç kırık sözcük.. buruşuk..
-öldürürüm o zaman, kurtulurum.. deyip sustuğun
-kaçarım sonra, kimse sormaz.. deyip yığıldığın
nisandan hazirana doğru bir su kayakçısı
gibi süzülürken mayıs, ah bach!

ah benim bir kangurunun cebine yerleştirdiği yavrum!
talanım! artanım! eksik kalanım! yarım kalanım!

nasıl yedirirdim ihanetini kendime
o dev hisle sen mayıstın ben mayıstım
herşey ama herşey elele mayıstı
seni o yüzden bağışladım!

uzanıp topraktan çıkarttın beni
tozumu sildin, hohladın, parlattın
ovdun ve okşadın beni
çıktı içimdeki cin;
ondan
-gidecektin, mecburdun, hepsi gibi-
affını diledin.

mayıstı. mecburdum.
seni o yüzden bağışladım!

1 yorum:

ali dedi ki...

söze 'sana bugün bir abajur aldım' diye başlayıp bu şiirin yanına 'sacrifice' sı da ekleyin lütfen.