08 Şubat 2010 Pazartesi

r

"ilk önce kızgınlıktan gözlerim zonkluyor. sonra gözlerimden bir iki damla akıyor. sonra göğüs kafesimin sol yanında bir yanma ve uyuşma başlıyor. iki büklüm oluyorum. nefesim nereye gidiyor bir fikrim yok. hayal kırıklığı hakikaten canımı yakıyor. hayal kırıklığı, çirkin bir acıya dönüşüyor. onca zaman yapayalnız durmuşum, onca yolu tek başıma gelmişim diyor kafam, ciğerlerim sessiz sessiz nefes almaya çalışıyor. ne korkunç, hayal kırıklığının seninle gelmesi ne kadar korkunç. bunu gerçekten aklım almıyor."

26 Ocak 2010 Salı

ca

işin en acıklı yanı seni vicdan azabınla, o güzel günde elimi tutup ağlayışınla hatırlamam... haberi aldığımda ağladım. bunu inkar etmeyeceğim, eşşşşşekler gibi ağladım. içimde bir parça sızım sızım. orada küçük erkek kardeşinin hemen yanıbaşındasın. sanırım bu kadarını hesap edememiştin... hakikaten çok üzgünüm... vicdan azabını iliklerime kadar hissedeceğimi biliyordum ama, bu kadar üzüleceğimi bilmiyordum... bundan sonra huzurlu olursun umarım... başımız sağolsun...

29 Aralık 2009 Salı

nolyan

"buraya daha önce de gelmiştim. korktuğumu o zaman da söyleyememiştim. adım atacak yer yok. etrafımda bir naylon sarılı. nefes alacak kadar hava yok. ya düştüm çoktan ya birazdan düşeceğim.

bunu bilen ben'in dışında asılı duran beden gülüyor, konuşuyor bir şekilde yaşıyor. içindeki naylona sarılı ben, titriyor, çenesi kilitlenmiş, konuşamıyor.

kendinden korkan naylona sarılı küçücük kalmış beden, dışındakinden nefret ediyor, dışarıdaki herkesten dışındakine katlandığı, içindekini bilmediği için nefret ediyor."

25 Aralık 2009 Cuma

züs

bazen kaç yüzünüz olduğunu sayamıyorum. "hepsini görüyorum" demek istiyorum ama üzerime vazife olmayan işlere burnumu sokamıyorum. "keşke burnum bu kadar iyi koku almasaydı, boka bulanınca da kokusunu almazdı" diyorum ama sizin bundan bir şey anladığınızı sanmıyorum.

hakikaten...

neyse...

23 Aralık 2009 Çarşamba

boğ

eskiden mutlaka anlatırdın birine... en yakınındakine... sustukça boğazın, konuştukça başın ağrıdı... sonra kaldı ilk düğüm orada öyle... ardından diğeri de...

uç/ur/um

yıllardır altından çıkamadığım bir tavan var tam tepemde. bu kaçıncı çöküşü üzerime bilmiyorum. günün hiç beklenmedik bir anında nasıl olduğunu, nereden geldiğini anlamadığım bir zelzeleyle çöküveriyor. onarmak ne kadar zaman alırsa alsın, hangi malzemeyi kullanırsam kullanayım mutlaka bir zaman, bir yerde yeniden çöküyor... bu yüzden şimdi çöktüğü gibi kalsın ve düzelmesin istiyorum...



insanın hislerinin arasında yirmi dört saat bile girmeden kocaaaa bir uçurum açılması ne acı. ben, başka ruh hallerindeki beni tanıyamıyorum.

21 Aralık 2009 Pazartesi

iney

bu senenin kötü geçmediğine, bu defa kendi kendime yapmayı vaadettiklerimin çoğunu gerçekleştirdiğime, hiçbir şeyin kötü olmadığına, yetersiz olanların da geçiciliğine, öfkemin bir gün dineceğine, halihazırda güzel giden şeylerin kötü sonla bitmeyeceğini artık öğrendiğime, kafamın tüm teklemelere rağmen gayet iyi çalıştığına inanmak istiyorum.

yeni yıldan bunlara inanmış olarak yaşamıma devam etmemi sağlamasını bekliyorum.

çünkü bu basamağı aşınca gerisinin geleceğini, güvenmem için sebebim olacağını, atacağım adımlar için yapacağım anlık hesapların beni doğru yöne götüreceğini, gözlerimin tatsızlık yüzünden daha az dolacağını, ergenliğin ilk zamanından beri aralıksız aklımdan geçirip durduğum "azim, sabır ve inanmak için güç" dileğimin yerini bulacağını biliyorum.

yeni yıldan bildiklerimin gerçek bi de sevdiklerimin yanımda olmasını diliyorum.





bir de bu boğum boğum boğazımın düğüm düğüm kilidi geçsin artık. kendimi taşıyamıyorum ama bunu düşünmek istemiyorum...

18 Aralık 2009 Cuma

dak

yine...


taaak! bir cam bardak kapanıveriyor üstüme. sonra küçücük kalıyorum ortasında, içinde.

14 Aralık 2009 Pazartesi

güç

içimden geçiyor ama elimden gelmiyor anlatmak.

07 Aralık 2009 Pazartesi

benbigün

bunu blog yazan herkes bir ara yaşıyor sanırım... burada bir şeyler söylemek istiyorum sonra bakıyorum burada söylemesem daha iyi olur diyorum... belki de tebdil i mekanda rahatlık vardır hakikaten... etrafıma bir çember çizecekse gören gözler, anlatıp durmanın bir anlamı var mı bilmiyorum... başka bir yer de belki... belki burada ve kulakları tıkayarak... emin değilim... düşünecek vakit de bulamıyorum...